Yatmak nedir, Yatmak ne demek

"Yatmak" ile ilgili cümleler

  • "Çalı süpürgelerinin kırmızı çiçeklerindeki bal kokusuna yatmışlardı." - S. F. Abasıyanık
  • "Takım bu sezon yattı."
  • "Her ayrıcalık hevesinin kökeninde bir kompleks, bir göstermecilik duygusu yattığı görülür." - H. Taner
  • "Dörtnala giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak." - N. Hikmet
  • "Mezarlık servilerinin altında ninelerim, teyzelerim yatarlardı." - Halikarnas Balıkçısı
  • "Bu gece nerede yatacağız?"
  • "Kumaş iyice ütülenince yattı."
  • "Gemi limanda yatıyor."
  • "Turşu sirkede yatıyor."
  • "Rüzgârdan bütün ekinler yattı. Gemi sağa yattı."
  • "Mallar depoda yatıyor."

Yerel Türkçe anlamı:

 

Uygun gelmek, içe sinmek: Aklın yattı mı bu işe ?

Uyumak

Loğusa olmak.

Yatmak, uzanmak.

Diğer sözlük anlamları:

Yatay bir yerde durmak, bulunmak.

Yatışmak, sükûnet bulmak.

Yatmak tanımı, anlamı:

Yatıp kalkıp : Her zaman, hep.

Yatıp kalkmak : Cinsel ilişkide bulunmak. gecelerini geçirmek.

Çekyat : Gerektiğinde açılıp yatak durumuna getirilebilen koltuk, kanepe.

Hacıyatmaz : Yere nasıl bırakılırsa bırakılsın, dibinde bulunan ağırlık sebebiyle dik bir durum alan oyuncak. Güç durumlarda çıkarı için kişiliğinden özveride bulunarak kendini çabucak toparlamayı beceren kimse.

Yatma : Yatmak işi.

Aklı yatmak : Anlamaya başlamak, olacağına inanmak.

Aklına yatmak : Doğru olduğunu kabul etmek.

Bıçak altına yatmak : Ameliyat olmak.

Çamura yatmak : Sözünü yerine getirmemek. borcunu ödememek.

Eli işe yatmak : Becerikli, eli yatkın, uz olmak.

Eli yatmak : Eli alışmak.

Esir yatmak : Savaşta düşman eline düşüp uzun süre tutsak kalmak, esarette kalmak.

Gölgesine yatmak : Daha önce elde edilen para, makam, ün vb.ne sığınarak zaman geçirmek veya bundan yararlanmak.

Gurka yatmak : Tavuk civciv çıkarmak için yumurta üzerine oturmak.

Hapis yatmak : Hükümlü olduğu süreyi hapishanede geçirmek.

İstihareye yatmak : Girişilecek bir işin hayırlı olup olmadığını göreceği rüyadan anlamak için abdest alıp dua okuyarak uyumak.

Kambura yatmak : Ayakta duran birini sırtüstü düşürmek için gizlice arkasında iki büklüm olup eğilmek ve başka birinin onu önden üzerine itmesini sağlamak.

Korkulu rüya görmektense uyanık yatmak evladır : "tehlikeli bir işe girişmektense o işin sağlayacağı kazançtan vazgeçmek daha iyidir" anlamında kullanılan bir söz.

 

Kulağının üzerine yatmak : Görmezlikten, duymazlıktan gelmek, dikkate almamak.

Pusuya yatmak : Pusuda beklemek.

Sak yatmak : Derin uykuya dalmadan uyumak.

Serilip yatmak : Rahat bir biçimde yatmak.

Sipere yatmak : Siper içine saklanmak, gizlenmek.

Sırtüstü yatmak : Çalışmadan rahat bir yaşam sürmek. hiçbir şey yapmamak. sırtı yere gelmek üzere yatmak.

Söze yatmak : Söz dinlemek.

Tilki uykusuna yatmak : Uyuyormuş gibi yaparak fırsat kollamak.

Üstüne yatmak : Hakkı yokken bir şeyi kendine mal etmek, bir şeyi alıp vermemek.

Uykuya yatmak : Uyumak için yatmak.

Üzerine yatmak : Üstüne yatmak.

Vurup kafayı yatmak : Uykusu geldiğinde hemen yatmak.

Yan yatmak : Yana doğru çok eğilmek. sağa veya sola doğru eğilerek devrilmek.

Yatak yorgan yatmak : Ağır hasta olmak.

Yorgan döşek yatmak : Ağır hasta olmak.

Boylu : Boyu olan. Boyu benzerlerinden uzun olan.

Boyun : Gövdenin başla omuz arasında kalan bölgesi. Testi, şişe, güğüm gibi kaplarda dar olan üst kısım. Dağ sırtlarında geçmeye elverişli alçak yer.

Uzanmak : Bir şey boyunca sıralanmak. Sarkıntılık etmek. Yetişmek, ulaşmak. Vücudunu yöneltmek veya vücuduyla birlikte kolunu uzatmak. Bir alana yayılmak. Gitmek. Boylu boyunca yatmak.

Uyumak : Çevresindeki olayları fark etmemek, görmemek. İşlem görmemek, durgun kalmak, el sürülmemek. İlaç etkisiyle ağrı duymayacak kadar derin uykuya dalmak. Uyku durumunda olmak.

Dinlenmek : Dinleme işine konu olmak. Önemsenmek, öğüdü yerine getirilmek. Güç kazanmak için çalışmaya ara vermek, yorgunluğunu gidermek, soluklanmak, istirahat etmek. Bazı yiyecek ve içecekleri, tadını arttırma, kolay pişmesini sağlama vb. sebeplerle bir süre bekletmek.

Girmek : Katılmak. Yeni bir duruma geçmek, dönüşmek. Bir şeyin yapımında, birleşiminde yer almak. Erişmek, ulaşmak. Dışarıdan içeriye geçmek. Sığmak. Kavgaya tutuşmak. Ağrı, sancı başlamak, saplanmak. Almak, fethetmek. Yazılmak, başlamak. Zaman anlamlı kavramlar için gelmek. Girişmek, başlamak. Yemek yemek. İyice anlamak, iyice bilmek. İncelemek, ayrıntılara inmek. Bulaşmak. Tecavüz etmek, geçmek. Sulu bir şeyin veya su dolu bir yerin içine batmak veya dalmak. Yüklenmek.

Yatay : Durgun bir su yüzeyine veya zemine paralel, düşey doğrultusuna dikey olan, ufki.

Boş : Kullanıldıktan sonra içinde bir şey bulunmayan, kirli (bardak, çanak vb.). Anlamsız. İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan, dolu karşıtı. Bir işe yaramayan, yararsız. Bilgisiz. Yapılacak işi olmayan, işsiz. Görevlisi olmayan (iş, görev), münhal. Habersiz, hazırlıksız bir biçimde.

Beklemek : Aramak, istemek. Oyalanmak. Bir iş oluncaya, biri gelinceye değin bir yerde kalmak, durmak. Bir şeyi, bir kimseyi gözetmek, korumak, muhafaza etmek. Süre tanımak, acele etmemek. Karşılaşma ihtimali bulunmak. Ummak.

Kalmak : Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek. Miras olarak geçmek. Oturmak, yaşamak. Eğleşmek. Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak. Varlığını korumak, sürdürmek. Sınırlanmak. Yapamamak. Konaklamak, konmak. Bir işi belli bir noktada bırakmak, ara vermek. Oyalanmak, vakit geçirmek. Sınıf geçmemek. İşlemez, yürümez duruma gelmek. Yetinmek. Hayatını sürdürmek, yaşamak. Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak. Olmak, herhangi bir durumda bulunmak. İleriye atılmak, ertelenmek. Herhangi bir durumu sürdürmek. Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak.

Belli : Gizli olmayan, ortada olan, anlaşılan, bedihi, zahir, aşikâr. Belirli, muayyen. Beli olan. Bilinmedik bir yanı olmayan, malum.

Bir : Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Eş, aynı, bir boyda. Sayıların ilki. Aynı, benzer. Beraber. Ancak, yalnız. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Sadece. Bu sayı kadar olan. Tek. Bir kez. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek.

Geçirmek : Bir şeyi kendisine ayrılmış olan yere yerleştirmek, takmak. Bir şeyi bir yandan öbür yana götürmek. Zaman harcamak. Geçme işini yaptırmak, geçmesini sağlamak. Yola çıkan birini uğurlamaya gitmek, selametlemek, teşyi etmek. Giymek, giyinmek. Etmek, yapmak. Vurmak. Tespit etmek, yazmak, kaydetmek. Bir süre yaşamak, oturmak, kalmak. Herhangi bir durumu yaşamış olmak. Bir işi birden çok kişi üzerinde uygulamak. Bir gereksinimi eldeki imkânla karşılamak. Birine kötü söz söylemek. Alışverişte aldatmak, kötü mal satmak, kazıklamak. Hastalık bulaştırmak. Bir şeyi bir yerden başka yere taşımak, nakletmek.

Ölü : Çok durgun, hareketsiz. Gücü az, zayıf. Hayvan leşi. Etkileme gücü olmayan, canlılığı olmayan. Ölmüş insan, müteveffa, mevta. Hayatı sona ermiş olan, artık yaşamıyor olan, morto, diri karşıtı.

Olmak : Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Geçmek, tamamlanmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Yaklaşmak, gelip çatmak. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Uymak, tam gelmek. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Bulunmak. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Gerçekleşmek veya yapılmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Sarhoş olmak. Yol açmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Yetişmek, olgunlaşmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Sürdürmek, yürütmek. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek.

Düz : Çizgisiz, desensiz ve tek renkli. Kıvırcık veya dalgalı olmayan (saç). Yatay durumda olan, eğik ve dik olmayan. Düz rakı. Engebesiz olan yer, düzlük, ova. Yalın, sade, süssüz. Kıvrımlı olmayan, doğru, stabil. Yayvan, altı derin olmayan. Kısa ökçeli, ökçesiz (ayakkabı). Yüzeyinde girinti çıkıntı olmayan, müstevi.

Gelmek : Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. Katılmak, eklenmek. Sonuç çıkmak. Getirmek. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. Kadar olmak. Belli bir süre dolmak. Akmak. Oturmaya, ziyarete gitmek. Mal olmak. Ulaşmak, varmak. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. Düşmek, rast gelmek. Türemek. Uymak. Belli bir zamana ulaşmak. İzlemek, takip etmek. Başlamak, ortaya çıkmak. Olmak, -e uğramak. Biriyle birlikte gitmek. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. Çıkmak, yönelmek. İsabet etmek. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Herhangi bir sırada bulunmak. Dayanmak, tahammül etmek. Kazanılmak, sağlanılmak. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. Görünmek, sanılmak. Ortaya çıkmak, doğmak. Uygun düşmek.

Düzleşmek : Düz duruma gelmek.

Cinsel : Cinsiyetle ilgili, cinsî, eşeysel, seksüel.

Bulunmak : Herhangi bir durumda olmak. Bir yerde olmak. Bulma işine konu olmak.

Heves : İstek, eğilim, arzu, şevk. Gelip geçici istek.

Etmek : Birini bir şeyden yoksun bırakmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Herhangi bir değerde olmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Demek, söylemek. Kötülükte bulunmak. Eşit değer kazanmak. Bulmak, erişmek. Bir işi yapmak.

Eğilmek : Başkasının baskısını veya egemenliğini benimsemek, kabul etmek. İnsan, bir işi yapmak için belini eğmek. Bir yana doğru eğik duruma gelmek. Bir işi önemseyip ele almak.

Var : Mevcut, evrende veya düşüncede yer alan, yok karşıtı. Sahiplik bildiren olumlu ad cümleleri kuran bir söz. Elde bulunan her şey.

İşsiz : Tenha bir durumda. Kimse bulunmayan veya az kimse bulunan, tenha, yaban. Yalnız, kimsesi olmayan.

Yenilmek : Yeme işi yapılmak veya yeme işine konu olmak. Bir işte, bir uğraşta başarısızlığa uğramak, kaybetmek. Savaş veya yarışmada karşısındakinden aşağı durumda kalmak, kaybetmek, mağlup olmak.

Şike : Bir çıkar karşılığı, uzlaşarak bir iş yapma, aldatma. Bir spor karşılaşmasının sonucunu değiştirmek için maddi veya manevi bir çıkar karşılığı varılan anlaşma.

Yapmak : Bir durum yaratmak. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Gerçekleştirmek. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Olmak. Davranmak, hareket etmek. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Edinmek, sahip olmak. Yol almak. Onarmak, tamir etmek. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Olmasına yol açmak. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Dışkı çıkarmak. Salgılamak, çıkarmak. Üretmek. Evlendirmek. Düzenli bir duruma getirmek.

Yatmak ile ilgili Cümleler

  • Yarın erken kalkmam gerektiği için kısa süre içinde yatmak istiyorum.
  • Onlar birkaç içki içti ve birlikte yatmak sona erdi.
  • Yatmak, kalkmanın karşıt eylemidir.
  • Henüz yatmak istemiyorum.
  • Yatmak için hazır olun.
  • Yatmak istiyorum.
  • Yatmak istemiyorum.
  • Ben birkaç dakika için yatmak istiyorum.
  • Çok yorgunum ve erkenden yatmak istiyorum.
  • Bu gece erken yatmak istiyorum.
  • Yatmak, kalkmanın zıttıdır.
  • Yatmak için geri dönmeye çalışacağım.
  • Ali yatmak için hazırdı.
  • Yatmak istiyor muyum, istemiyor muyum, bilemedim.

Diğer dillerde Yatmak anlamı nedir?

İngilizce'de Yatmak ne demek? : v. bang, go to bed, couch, be couched, incline, kip, kip down, lay, lay oneself down, lie, lie down, lie up, recline, repose, repose oneself, rest, have a screw, go to sleep, sleep with, turn in

Fransızca'da Yatmak : coucher, se mettre au lit

Almanca'da Yatmak : v. betten: sich betten, kuschen, legen: sich legen, liegen, schlafen mit

Rusça'da Yatmak : v. лежать, ложиться, укладываться, заваливаться, покоиться, склоняться, соглашаться, подчиняться, ночевать, стоять, пересып`ать, скрываться, лечь, уложиться