Uzanmak nedir, Uzanmak ne demek

"Uzanmak" ile ilgili cümleler

  • "Öğleden sonra Şişli'den Beyoğlu'na kadar uzandım." - Y. K. Beyatlı
  • "Cici Bey balkondan ablasının penceresine bir daha uzandı." - H. R. Gürpınar
  • "İncecik ırmaklar vardı ki kenarları boyunca uzanan sazlıkları arasından pembe tüylü flamingolar gezinirdi." - Y. K. Karaosmanoğlu
  • "Sokağın dibinden gelen bir elektrik lambasının titreye titreye uzanan ışığında, bu iki gölgenin umumi şekilleri görülüyor." - P. Safa
  • "Büyük bir karyola ve içinde ben uzanmışım, sen baş ucumda oturup sessiz bekliyorsun beni." - N. Hikmet

Yerel Türkçe anlamı:

Gitmek, ulaşmak.

Uzamak, boy atmak.

Bilgisayar Terimi olarak kelime anlamı:

[Bakınız: uzamak]

Diğer sözlük anlamları:

Uzun sürmek, uzamak.

Uzanmak tanımı, anlamı:

Uzanma : Uzanmak işi.

Eli harama uzanmak : Dinî bakımdan yasaklanmış bir işe yönelmek.

İki seksen uzanmak : Bir çarpma, vurma sonucu boylu boyunca yere serilmek.

Boylu : Boyu benzerlerinden uzun olan. Boyu olan.

Boyun : Dağ sırtlarında geçmeye elverişli alçak yer. Gövdenin başla omuz arasında kalan bölgesi. Testi, şişe, güğüm gibi kaplarda dar olan üst kısım.

 

Yatmak : Uyumak veya dinlenmek için yatağa girmek. Bilerek yenilmek, şike yapmak. İşsiz kalmak, çalışmamak. Cinsel ilişkide bulunmak. Boş yere beklemek. Bir özellik kazanmak için bir şeyin içinde beklemek. Ölü gömülmüş olmak. Yatay veya yataya yakın bir duruma gelmek, eğilmek. Bir yere veya bir şeyin üzerine boylu boyunca uzanmak. Olumsuz veya başarısız bir sonuç almak. Heves etmek, eğilmek. Bir düşünceyi veya bir öneriyi benimsemek, razı olmak. Bulunmak, var olmak. Düz bir duruma gelmek, düzleşmek. Geceyi geçirmek üzere bir yerde kalmak. İşlemez, çalışmaz durumda kalmak. Belli bir süreyi cezaevinde geçirmek.

Yayılmak : Koyun, inek vb. otlamak. Genişlemek, büyümek. Ayrıntıya girmek, açılmak. Kaynağından çıkan ışık, doğru çizgiler hâlinde türlü yönlere dağılmak. Herkes tarafından duyulmak. Rahat bir biçimde, sere serpe oturmak. Yayma işine konu olmak veya yayma işi yapılmak. Genelleşmek. Hastalık, pek çok kimseye geçmek veya bulaşmak. Serilmek, döşenmek.

Sıralanmak : Sıra oluşturacak biçimde yer almak. Sıraya, düzene konulmak.

Yetişmek : Vaktinde varmak, vaktinde bulunmak. Yetmek, yeter olmak, kâfi gelmek. Üremek, büyümek, olmak. Yardım etmek, yardımına koşmak. Vakit bulmak, yapabilmek. Ortaya çıkmak. Vaktinde tamam olmak, bitmek, hazırlanmak, hazır olmak. Bir işe başlamış olanlara veya gidenlere sonradan katılmak. Ulaşmak, ermek, varmak, vasıl olmak. İş görebilecek yaşa gelmek, büyümek. Eğitim görmüş olmak, öğrenmek, gelişmek. Değmek, uzanıp dokunabilmek. Bir zamanda yaşamış olmak, bir zamanı veya kimseyi görmüş olmak.

 

Ulaşmak : Yetişmek. Elde etmek, erişmek. Varmak, gelmek. Birbirine katılmak, dökülmek.

Boyunca : Boyu veya uzunluğu kadar. Süresince.

Gitmek : Ölmek. Dayanmak. Bir şey zarar görmüş olmak. Bir yere doğru yönelmek. Herhangi bir durumda olmak. Yapmak. Değerlendirmek, saymak, karşılamak. Yakışmak, yaraşmak. Bir duruma, bir sonuca ulaşmak, varmak. Bir yerden veya bir işten ayrılmak. Götürülmek, gönderilmek. Makine, işlemek, çalışmak. Çıkmak, ulaşmak. Başvurmak, yapmak. Yok olmak, elden çıkmak. Tüketilmek, harcanmak. Yürümek, yol almak. Geçmek. Belli bir amaçla bir yere devam etmek veya bir işle uğraşmak. Satılmak. Sürmek, devam etmek. Yeter olmak, yetmek, yetişmek.

Bir : Bir kez. Aynı, benzer. Sadece. Sayıların ilki. Bu sayı kadar olan. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Tek. Eş, aynı, bir boyda. Ancak, yalnız. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Beraber. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek.

Şey : Nesne, madde. Madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb.nin yerine kullanılan, belirsiz anlamda bir söz.

Sarkıntılık : Genellikle kadınlara sataşma, laf atma, rahatsız etme, huzur bozma, tasallut.

Etmek : "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Bir işi yapmak. Herhangi bir değerde olmak. Kötülükte bulunmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Eşit değer kazanmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Demek, söylemek. Bulmak, erişmek.

Uzanmak ile ilgili Cümleler

  • Sıcak bir banyonun içinde uzanmak kadar rahatlatıcı bir şey yoktur.
  • Uzanmak ve bir süre dinlenmek istiyorum.
  • Uzanmak istemiyorum.
  • Biraz uzanmak istiyorum.
  • Ölüm çok güzel olmalı. Kafanın üzerinde sallanan yeşil otları olan yumuşak kahverengi toprakta uzanmak ve sessizliği dinlemek. Dünü ve yarını olmamak. Zamanı unutmak, hayatı bağışlamak, barışık olmak.
  • Birazcık uzanmak zorundayım.
  • Bir kaç dakika uzanmak istiyorum.
  • Ali bütün gün yatakta uzanmaktan başka bir şey yapmadı.
  • En eski Çin yemek çubuklarından bazıları Milattan Önce 1200 yılına kadar uzanmaktadır.

Diğer dillerde Uzanmak anlamı nedir?

İngilizce'de Uzanmak ne demek? : v. reach, reach forth, outstretch, spread, lie down, lie, rest, be couched, grasp at, hand up, kip, kip down, loll, lounge, range, be ranging to the, reach out, reach out for, recline, repose oneself, run, run along, skirt along, snatch at, sprawl

Fransızca'da Uzanmak : se vautrer

Almanca'da Uzanmak : v. erstrecken, hinhauen: sich hinhauen, hinlangen, lagern: sich lagern, langen, langlegen, legen: sich legen, liegen, recken: sich recken

Rusça'da Uzanmak : v. простираться, пролегать, тянуться, протягиваться, растягиваться, затягиваться, идти, вытягиваться, дотягиваться, выдаваться, ложиться, заваливаться, прилечь, пролечь, протянуться, растянуться, затянуться, пойти, вытянуться, дотянуться, выдаться, лечь, завалиться