Marke nedir, Marke ne demek

Marke; bir spor terimidir. Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır. kökeni fransızca dilinden gelmektedir.

Marke kısaca anlamı, tanımı:

Market : Özellikle her türlü yiyecek maddesinin, ev, büro, mağaza vb. yerlere ait gereçlerin satıldığı dükkân.

Marketçi : Market işleten kimse.

Marketçilik : Market işletme işi.

Müzik market : Değişik müzik aletlerinin, plak, kaset, disk vb. ürünlerin pazarlandığı yer.

Oyun : Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi. Teniste, tavlada taraflardan birinin belirli sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç. Şaşkınlık uyandırıcı hüner. Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma. Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence. Hile, düzen, desise, entrika. Kumar. Müzik eşliğinde yapılmış olan hareketlerin bütünü. Güreşte rakibini yenmek için yapılmış olan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket. Seslendirilmek veya sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, temsil, piyes.

Takım : Bir filmin çevriminde görüntüleri alma, aydınlatma, ses alma gibi belli başlı çalışmaları yapmak için gerekli en küçük teknikçiler topluluğu. Bir oyunda sahaya çıkan belli kuruluşlara bağlı oyuncular topluluğundan her biri. Canlıların bölümlendirilmesinde familya ile sınıf arasında yer alan, yakın benzerlikler gösteren organizmaların oluşturduğu birlik. Aşağılayıcı ve küçümseyici anlamda topluluk. Takım elbise. Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı, ekipman. Görev bakımından birbirini tamamlayan kimselerin topluluğu, grup, ekip, trup. Bölüğü oluşturan birliklerden her biri. Sigara ağızlığı. Birbirini tamamlayan şeylerin tümü. Hayvanlarda yemek borusu, akciğer ve karaciğere genel olarak verilen ad. Birlikte oynayan, kazanmak için birlikte çalışan sporcu topluluğu. Meslek, davranış, durum vb. yönlerden birbirine uyan kimselerin oluşturduğu topluluk.

 

Oyuncu : Sinema, perde veya bir gösteride rol alan sanatçı, aktör, aktris. Çok oyun yapan, oyundan oyuna geçen (kimse). Herhangi bir oyunda oynayan kimse. Düzenci, hileci. Oyunu seven.

Yakın : Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan. Uzak olmayan yer. Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost veya akraba. Aralarında sıkı ilgi bulunan. Uzak olmadan. Az bir ara ile ayrılmış olan (zaman veya yer), uzak karşıtı. Küçük, önemsiz değişikliklerle birbirinden ayrılan. Benzeyen, andıran, yaklaşan.

İzlemek : Gözlemek, incelemek. Herhangi bir olayla ilgilenmek. Belirli bir tutum, davranış veya düşünceyi benimsemek. Eğlenmek, görmek, öğrenmek için bakmak, seyretmek. Belirli bir yönde gitmek. Bir olayın gelişimini gözden geçirmek. Birinin veya bir şeyin arkasından gitmek, takip etmek. Bir şeye uymak, bağlı olmak. Zaman, süre, sıra vb. bakımından gelmek, arkasından gelmek, arkasında olmak.

 

Tutmak : Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Bir kimsenin yerini almak. Yaklaştırmak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Elde bulundurmak, ele almak. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Başlamak. Denetimi ve yetkisi altına almak. Ulaşmak, varmak. Kullanmak. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Ele geçirmek, yakalamak. Hedef olarak almak. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Sunmak. İşgal etmek. Kapatmak, sarmak. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Beklenen sonucu vermek. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Bir şey düşünmek. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. İş görebilmek. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Uğramak. Alacağa veya vereceğe saymak. Hizmetine almak veya kiralamak. Herhangi bir durumda bulundurmak. Bırakmamak. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Biriktirmek, tasarruf etmek. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Kaplamak. Bağlamak. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Sürmek, zaman almak. Avlamak. İzlemek. Varsaymak, farz etmek. Benimsemek, beğenmek. Sarmak, bürümek.

Gölgelemek : Gölgeli duruma getirmek. Resimde gölge oluşturmak. Bir kimsenin veya bir şeyin değerini azaltmak, sönüklük getirmek.

Marketmek : Yayıkta ayran yaptıktan sonra yağı toplamak için yayığı hafifçe sallamak.

Marke ile ilgili Cümleler

  • Dün markete gittin mi?
  • Market büyüktür.
  • Market saat kaçta açılır?
  • Markete gidersiniz.
  • Market sabah dokuzda açılır.
  • Markete gideceğim.
  • Ali yiyecek bir şey almak için yakındaki bir markete gitti.
  • Bu sözlükler markette.
  • Market tıka basa doluydu.
  • Her sabah market alışverişine giderim.
  • Dün markete gittiniz mi?
  • Markete gidiyorum.
  • Ali bir süper markette yarı zamanlı çalışmaktadır.
  • Sen süper marketteyken ben yemek yedim.

Diğer dillerde Marke anlamı nedir?

Almanca'da Marke : abgedeckt