Pierce türkçesi Pierce nedir

Pierce ile ilgili cümleler

English: President Pierce finally agreed to sign it.
Turkish: Başkan Pierce nihayet onu imzalamayı kabul etti.

English: A bullet pierced the helmet.
Turkish: Bir mermi miğferi deldi.

English: Ali got his left ear pierced.
Turkish: Ali sol kulağını deldirdi.

English: Ali got one of his ears pierced.
Turkish: Ali kulaklarından birini deldirdi.

English: Ali got his nose pierced.
Turkish: Ali burnunu deldirdi.

Pierce ingilizcede ne demek, Pierce nerede nasıl kullanılır?

Box pierce q test : Box-pierce q sınaması.

Box pierce statistic : Box-pierce istatistiği.

Box pierce test : Box-pierce sınaması.

Pierced : Delinmiş. Delik açmak. İşlemek. Deşik. Delip geçmek. Delik. Nüfuz etmek. Delmek. İçinden geçmek.

Piercer : Delgeç. Delikler açan. Delici. Delikçi.

Being pierced : Delik açılmış olma. Delinme. Delinmiş olma. Gözenek açılmış olma. Delikli olma.

Piercing and sucking type : İki kanatlılarda (diptera) görülen ve delip emmeye uygun bir biçimde değişmiş olan ağız parçası. Delip emici tip.

Piercing : Delen. Delme. Delik açma. Delip geçen. Tiz. (ses) güçlü. Delici. (soğuk) içe işleyen. Keskin. İçine işleyen.

 

Armor piercing shell : Zırh delip geçebilen mermi. Zırh delici mermi.

Armor piercing : Zırh delen.

İngilizce Pierce Türkçe anlamı, Pierce eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Pierce ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Diffuse : Yaymak. Dağılma. Gereksiz ayrıntılı. Dağılmak. Gereksiz laflarla dolu. Yayılmış. Yaygın. Diffuz.

Cavitates : Oyulmak. Kavitasyon oluşmak.

Honeycomb : Balpeteği. Gömeç. Petek. Bal peteği. Beton yüzeyinde tanelilik. Delik deşik etmek. Börkenek. Arı dalağı. Petek şeklinde yapmak.

Leaches : Filtre etmek. Süzmek filtreden geçirmek. Sızmak. Süzmek. Filtre etme. Filtre. Boğata suyu. Yıkayarak arıtmak. Yıkama.

Channel : Bilgisayar, sinema, televizyon, ekonomi alanlarında kullanılır. Kanal açmak. Alıcı ile bunun bağlı olduğu öbür aygıtların oluşturduğu bütün. alıcıdan bu aygıtlara uzanan yol. Arna. Yönlendirmek. Elektriksel imlerin aktarılmasında kullanılan, tek ya da iki yönde olabilen tek yol (alıcı oluğu, ses oluğu, seslendirme oluğu, yinelenim oluğu, vb.). tv. bir televizyon yayınında resim yayını ile buna bağlı ses yayınının kapsadığı yinelenim kuşağı; televizyon kuşaklarının ayrıldığı bölümlerden her biri. Hat. Maceraya sevketmek. Yöneltmek. Arna açmak.

Transfixing : Kazığa oturtturmak. Mıhlamak. Sivri uçla delme. Mıhlama. Transfiksan.

Affects : Üzmek. Etki etmek. Yaşamak ( de). Tutmak. Sarsmak. Dokunmak. Bozmak. Sevmek. Numarası yapmak.

Break up : Parçalanmak. Tatil olmak. Sinirsel çöküntü yaşamak. Tatile girmek. Bitmek. Ayrılmak. İlişkiyi kesmek. Dağılmak. Sona ermek. Parçalamak.

 

Flout : Burun kıvırmak. Reddetmek. Küçümsemek. Uymamak. Alay etmek. Saygısızca karşı gelmek. Takmamak. Hor görmek. Eğlenmek. Zıddına gitmek.

Pierce synonyms : boy scout troop, association, penetrate, flouted, pinkest, pierces, incises, colour, permeate, transfixed, carve, holing, chisel, farmed, offend deeply, influence, pierced, drill, impress, chiselling, concerns, move, character, bore, chive, lancinate, penetrates, permeates, broaches, flouting, knifes, burrowed, farms.

Pierce ingilizce tanımı, definition of Pierce

Pierce kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : To penetrate. To make a way into or through something, as a pointed instrument does. To enter. To thrust into, penetrate, or transfix, with a pointed instrument. Used literally and figuratively.