Places türkçesi Places nedir
- İş.
- Yerleşim yeri.
- Sorumluluk.
- Basamak.
- Yer.
- Makam.
- Mekan.
- Mevki.
- Hane.
- Ev.
- Sıra.
- Mahal.
- Statü.
Places ile ilgili cümleler
English: Ali avoided places where people smoked.
Turkish: Ali insanların sigara içtiği yerlerden kaçındı.
English: Ali has been to many places in and around Boston.
Turkish: Ali Boston'un her yerinde birçok yerde bulundu.
English: Ali changed places with Mary.
Turkish: Ali Mary ile yerleri değiştirdi.
English: Ali almost always gets places on time.
Turkish: Ali neredeyse yerlere her zaman zamanında varır.
English: Ali made a list of places he wanted to visit.
Turkish: Ali ziyaret etmek istediği yerlerin bir listesini yaptı.
Places ingilizcede ne demek, Places nerede nasıl kullanılır?
Add to favorite places : Sık aranan yerlere ekle. Sevilen yerlere ekle.
Beginners pleasel places : Başlıyoruz. Yönetmenin çalışmaya başlamak istediğini gösterir buyruğu.
Change places : Yerleri değiştirmek.
Decimal places : Ondalık basamaklar. Ondalık basamak sayısı. Ondalık yerleri.
Favorite places : En sık aranan yerler. Sık aranan yerler.
Go places : Bahtı açık olmak. Mesleğinde ilerlemek. Başarılı olmak. Hayatta ilerlemek. Seyahat etmek. Başarmak (argo terim). Dünyayı gezmek. Dünyayı dolaşmak.
Sacred places : Özel dini önemi olan yerler. Kutsal yerler.
Law prohibiting smoking in public places : Halka açık yerlerde sigara içilmesini yasaklayan kanun. Kamu mülkiyeti olan alanlarda sigara içilmesine izin verilmediğini belirten kanun.
High places : Güç ve etkileme pozisyonları. Yüksek mertebeler. Nüfuz makamları.
Commonplaces : Beylik laf. Klişe. Sık söylenen söz. Klişeler. Beylik laflar.
İngilizce Places Türkçe anlamı, Places eş anlamlısı
Sözcükler, direkt olarak Places ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.
Niching : Duvardaki hücre. Uygun bir yere yerleştirmek. Heykel veya benzeri için oyuk. Duvarda oyuk (heykel vb için). Hücreye yerleştirmek. Hücre. Uygun yere koymak. Oyuğa koymak. Uygun yer.
Steadings : Başkasının yeri. Fayda. Yarar.
Juxtapose : Dizmek. Yanyana koymak. Sıralamak. Birbirine yakın koymak. Karşılaştırmak için yan yana koymak. Yan yana koymak.
Rendezvous : Randevu. Randevu yeri. Randevu yerinde buluşmak. Buluşma yeri. Buluşma.
Environment : Bireyi etkileyen canlı ve cansız varlıklar ile bütün güç ve koşulların toplamı. organizmayı içten ya da dıştan uyaran şeylerin toplu adı. varlığın, içinde oluştuğu ve yaşamını sürdürdüğü ortam. Ayırıcı toplumsal özellikleri bulunan ve bireyleri kuşatarak biçimlenmelerinde köklü bir üstlencesi bulunan ekinsel ya da yersel alan. Ortam. Kişiyi etkileyen, özdeksel ve tinsel gelişmesini, biçimlenmesini ve yaşamını belirleyen, dirimbilimsel, iklimle ilgili ve toplumsal etkenlerin tümü. Bir organizmanın veya bir parçasının üzerinde etki yapan dış etkenler topluluğu. Bilgisayar, biyoloji, eğitim, veterinerlik, jeoloji alanlarında kullanılır. Bir tortulanma yerinde, etkiyen koşulların ve güçlerin topluluğu. Canlıların içinde yaşadıkları ortam ve bu ortamlardaki çeşitli faktörlerin bütünü, ambiyens. herhangi bir yapının merkezinden uzakta olan, kenarda olan. Muhit.
Glebe : Vakıf arazisi. Arazi. Toprak.
Throw : Alıcının merceği ile konu arasındaki uzaklık. göstericinin merceği ile görüntülük arasındaki uzaklık. Atmak. Uzaklık. Düşürme. Atış. Fırlatma. Madencilik, sinema, televizyon, jeoloji alanlarında kullanılır. Çevirmek (sözü veya bakışı birine). Örtü. Yer tabakasındaki çatlak.
Plant : Yeşillendirmek. İndirmek. Kurmak. Yapımı sağlayan makineli kuruluşların tümü. (aletler, avadanlıklar, makineler ve diğer durağanlardan kurulu işletme). Yüklemek. Yutturmak. Sıkıca yerleştirmek. Dikmek (bitki). Aşılamak (fikir). Adam koymak.
Agglomeration : Yığma. Yığışım. Toplanma. Yığın. Bir araya toplama. Yığılma. Bir toplumsal kümenin ya da daha kalabalık bir nüfus topluluğunun, yaşamak ve ekonomik etkinliklerini sürdürebilmek amacıyla seçip yerleştikleri kent, kasaba, köy ya da daha küçük bir yer. Toplama.
Biz : Zaman kaybı. Saçmalık.
Places synonyms : array, tee up, holy place, prepose, place upright, polling place, place down, hole in the wall, place of birth, glycerolise, nesting place, set, echeloning, bin, park, station, hiding place, capacity, solitude, statutes, echelon, set down, postpose, status, portfolio, inclose, siphon, middle, statuses, ball game, install, benches, assignment.
Places zıt anlamlı kelimeler, Places kelime anlamı
Disarrange : Düzeni bozmak. Dağıtmak. Karıştırmak. Dağınıklık. Düzenini bozmak. Bozmak.
Disorder : Rahatsızlık. Karıştırmak. Keşmekeş. Düzenini bozmak. Patırtı. Kargaşa. Karışıklık. Nizamsızlık. Sağlığını bozmak. Hastalık.
War : Çatışma. Mücadele etmek. Savaş. Savaşmak. İki ya da daha çok devletlerin, istediklerini kabul ettirmek ya da başkasının isteklerine boyun eğmemek amacıyla, birbiriyle diplomatik ilişkilerini keserek silahlı güçlerle vuruşmaları. Mücadele. Savaş halinde olmak. Harp. Strateji. Bir toplumun başka bir topluma, isteğini benimsetme amacıyla tüm olanakları ve güçleriyle yaptıkları düzenli saldırı.
Places antonyms : deglycerolize.

Bu kısımda Places kelimesinin türkçesi nedir? ingilizcede Places ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik olarak hemen sorabilir, daha sonra kısaca ingilizce Places anlamı, açılımı ya da türkçe kelime anlamı hakkında bilgiler verebilir veya dilerseniz Places ile ilgili cümleler sözler yazılar ile ingilizce türkçe çeviri sözlük anlamları paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.