Pleaders türkçesi Pleaders nedir

Pleaders ingilizcede ne demek, Pleaders nerede nasıl kullanılır?

Pleader : Dava vekili. Savunucu. Savunma vekili. Avukat. Dava savunucusu.

Impleader : Davacı. Dava açan kimse. İtham eden kimse. Suçlayan kimse.

Interpleader : Mülkiyet tespiti davası talebinde bulunan şahıs. Davaya müdahale eden. Mülkiyet tespiti davası. Davaya katılma istemi. Davaya müdahale. (hukuk terimi) üçüncü bir şahsa dava açma hakkını belirlemek için başkasıyla davalaşan kimse. Bir hakkın kime ait olduğunu tespit etmek için mahkemeye giden kimse. İki tarafın üçüncü bir tarafa kimin dava açma hakkı olduğunu belirlemek için mahkeme önüne çıkma süreci. Davanın ihbarı.

Repleader : Yeniden dava. İkinci dava.

Pleaded : Özür dilemek. Savunmak. Avukatlığını yapmak. Rica etmek. Bahane etmek. Duyurmak. Müdafaa etmek. Yalvarmak. Minnet etmek. Mazeret göstermek.

Plead guilty : Suçu kabullenmek. Suçu kabul etmek. Suçunu itiraf etmek. Suçunu kabul etmek.

Pleadable : Davada kanıt olarak gösterilebilir. Müdafaada kullanılabilir.

Pleads : Mazeret göstermek. Müdafaa etmek. Savunma yapmak. Dilemek. Rica etmek. İstirham etmek. Özür dilemek. Yalvarmak. Duyurmak. Dava açmak.

Plead : Özür olarak öne sürmek. Bahane etmek. Mazeret göstermek. Avukatlığını yapmak. Suçlamak. Açıklamak. Rica etmek. Minnet etmek. Duyurmak. Özür dilemek.

 

Pleading : Rica. İtiraz dilekçesi. Yalvaran. Savunma metni. Rica etme. Rica eden. Dava. Müdafaa. Yalvarma. Dava açma.

İngilizce Pleaders Türkçe anlamı, Pleaders eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Pleaders ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Employer : İşletme sahibi. İktisat, ekonomi alanlarında kullanılır. İşveren. Çalıştıran. Patron. İş sahibi. İşçileri düşünü ya da beden gücüyle çalıştıran gerçek ya da tüzel kişi. İşçi çalıştıran. İstihdam eden. Bir iş sözleşmesine dayanarak herhangi bir işte ücret karşılığı işçi çalıştıran tüzel ya da gerçek kişi.

General practitioner : Stajyer avukat. Pratisyen hekim. Pratisyen. Pratisyen doktor.

Lawmaker : Kanun koyucu. Kanuni. Meclis üyesi. Kanun yapıcı. Yasaman.

Head : Örtübaşı. Bir örtünün en ileri sürüklenmiş kesimi. Baş. Elektrik ya da akustik dalgaları saptayan ya da okuyan, özellikle ses aygıtlarında, mıknatıslı görüntü aygıtlarında ses ve görüntüyü saptama ve okuma işini gerçekleştiren değiştirgeç. Gövde. Olgunlaşmak. Alıcı, gösterici, basım aygıtı gibi çeşitli aygıtların temel düzeneğini taşıyan bölüm. Başkan. Çekiç tokmağı. Kullanmak.

Rome : Roma.

Barrister : Dava vekili (ingiliz ingilizcesi). En yüksek mahkemelerde dava görebilen avukat. Duruşmaya çıkan avukat. Avukat (amerikan ingilizcesi). Vekil.

Model : Modelini yapmak. Modellemek. Biçe. Bir kentin bugünkü durumu ve gelecekte alması istenen biçim göz önünde tutularak, kentin oluşumunu biçimlendiren almaşık etkenleri sınamak ve herbirinin davranışlarını önceden kestirmek amacıyla kurulan simgesel denklem. Tip. Manken. Örneğe göre yapmak. Kesin bir kuram olmayıp, öğecik, çekin vb. yapısı için benzetme yoluyla ortaya atılan matematiksel yaklaşık yöntem. Örnek. Modellik etmek.

 

Superordinate : Üst. Üstanlam. Yüksek. Üstanlamlık.

Bellwether : Boynunda çan asılı olan koç. Önder. Boynunda çan asılı koç. Çıngıraklı koç. Çete başı. Kösemen.

Imaum : Müslüman dini lider veya şef. (islam) imam. Camide namaz kıldıran adam.

Pleaders synonyms : civil leader, higher up, galvaniser, pol, point woman, fugleman, religious leader, presiding officer, ubermensch, choragus, puppet leader, point man, role model, misleader, political leader, puppet ruler, military leader, strike leader, nationalist leader, civic leader, pied piper, barristers, hero, body, guarder, inspirer, defender, barrister at law, soul, pleader, spiritual leader, champions, torchbearer.

Pleaders zıt anlamlı kelimeler, Pleaders kelime anlamı

Employee : Eleman. Çalışan. Personel. Hizmetli. Adam. Memur. İşçi. Müstahdem. Görevli.

Follower : Takipçi. Hayran. Destekçi. Taraftar. Başlık. Yandaş. Ahşap başlık. Havari. Peyk. Hizmetli.

Inferior : Ast olan kimse. Ast rütbede. Kalitesiz. Alt. Bayağı. Aşağı derecede olan şey. Alt, alt taraf. Aşağı. İkinci derecede.