Prejudiced türkçesi Prejudiced nedir

Prejudiced ile ilgili cümleler

English: Ali is extremely prejudiced.
Turkish: Ali son derce ön yargılı.

English: Ali is prejudiced, isn't he?
Turkish: Ali ön yargılı, değil mi?

English: He was prejudiced against women drivers.
Turkish: Kadın sürücülere karşı önyargılıydı.

English: You seem to be prejudiced against ideas that come from foreign countries.
Turkish: Yabancı ülkelerden gelen fikirlere ön yargılı gibi görünüyorsun.

English: Ali is prejudiced.
Turkish: Ali önyargılı.

Prejudiced ingilizcede ne demek, Prejudiced nerede nasıl kullanılır?

Prejudiced personality : Önyargıların önemli yer tuttuğu kişilik yapısı. Önyargılı kişilik.

Be prejudiced : Ön yargılı olmak.

Prejudicedly : Önyargılı olarak. Önyargılı bir şekilde. Taraflı bir biçimde.

Unprejudiced : Yansız. Peşin hükümlü olmayan. Taraf tutmayan. Önyargısız. Önyargısı olmayan. Tarafsız. Ön yargısız. Haklarına dokunmayan. Peşin hükümsüz.

Without prejudice to : Halel getirmeksizin. Zarar vermeden. Hakları saklı olarak. (bir tarafın) haklarını çiğnemeden. Haklarına dokunmaksızın.

Prejudication : Emsal karar.

Without prejudice : İhtirazi kayıt olmaksızın. Etki altında kalmadan. Halel getirmeksizin. Önyargı veya taraf tutma olmaksızın. Önyargısız.

 

Prejudices : Sakınca (hukuk terimi). Zarar (hukuk terimi). Önyargı. Peşin hüküm. Önyargılar.

Prejudicate : Peşin hüküm vermek.

Prejudicious : Önyargılı.

İngilizce Prejudiced Türkçe anlamı, Prejudiced eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Prejudiced ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Partial : Kısmen etkili. Sadece bir parça tarafından etkilenen. Bölümsel. Tam olmayan. Kısmi. Bilgisayar, fizik, veterinerlik alanlarında kullanılır. Kısmi, bütünün bir kısmı. Yan tutan.

Jaundiced : Kötü niyetli. Kıskanç. Sarılıklı. Kıskançlık dolu. Kuşkulu. Karamsar. Hoşnutsuz. Fesat. Sarılık olmuş.

Nonobjective : Temsil etmeyen. Nesnel olmayan. Sembolik olmayan. Maddesel nesnelere ait olmayan.

Partisans : Taraftar. Partici. Taraftarlık. Tarafgir. Baltalı kargı. Partizan. Gerilla. Fırkacı. Çeteci.

Losing : Kazançlı olmayan. Kaybedeceği belli olan. Kaybetme. Kaybeden. Kaybetmiş. Kaybediş.

Dye in the wool : Koyu. Dokunmadan önce boyanmış. Tutucu. Hakiki. Rengi çıkmaz. Sabit fikirli.

Subjective : Düşsel. Sübjektif. Subjektif. Öznel. Kişisel bakış açısı ile ilgili. Kişiye göre değişen. Hayali. Özneyle ilişkisi olan; öznede oluşan. nesnelerin gerçeği yerine öznenin düşünce ve duygularına dayanan. Yalnız hasta tarafından algılanan. Eğitim, veterinerlik alanlarında kullanılır.

Coloreds : Boyama. Göz boyayıcı. Renkli. Boyalı. Boyanmış. Aldatıcı. Siyahi. Renklendirilmiş.

Prejudiced synonyms : biassed, prejudicious, opinionated, partisan, sexist, dyed in the wool, discriminatory, losings, slanted, unenlightened, antiblack, coloured, one sided, anti semite, preconceived, tendentious, affected, judgemental, partizans, disadvantaged, interesteds, biased, loaded, unfair, injured, colored, sided, racist, partizan, prejudicial, homophobic.

 

Prejudiced zıt anlamlı kelimeler, Prejudiced kelime anlamı

Objective : Maksat. Irakgörürlerde ışığı toplayan yakınsak mercek dizgesi. Nesnel. Tarafsız. Bir edim, işlem ya da sürecin kısa ya da uzun dönemde varmak istediği son aşama, ulaşmayı amaçladığı ürün ya da sonuç. Yansız. İnsan bilincinin dışında ve ondan bağımsız olan (şey). Erek. Mercek. Amaçlanan.

Unprejudiced : Ön yargısız. Haklarına dokunmayan. Önyargısız. Peşin hükümsüz. Yansız. Tarafsız. Peşin hükümlü olmayan. Taraf tutmayan. Önyargısı olmayan.