Prejudices türkçesi Prejudices nedir

Prejudices ile ilgili cümleler

English: Someone told me that Albert Einstein said, "Common sense is the collection of prejudices acquired by age eighteen."
Turkish: Birisi bana Albert Einstein'ın "Sağduyu on sekiz yaşında kazanılan ön yargıların birikimidir." dediğini söyledi.

Prejudices ingilizcede ne demek, Prejudices nerede nasıl kullanılır?

Without prejudice to : (bir tarafın) haklarını çiğnemeden. Zarar vermeden. Haklarına dokunmaksızın. Hakları saklı olarak. Halel getirmeksizin.

Without prejudice : Halel getirmeksizin. İhtirazi kayıt olmaksızın. Önyargısız. Önyargı veya taraf tutma olmaksızın. Etki altında kalmadan.

Prejudice : Önyargılı olmasına neden olmak. Haksız hüküm verdirmek. Zarar (hukuk terimi). Önyargı. Kayırma. Kırmak. Zayıflatmak. Etkilemek. Önyargı verdirmek. Etki altında bırakmak.

Prejudiced : Zarar gören. Ön yargılı. Peşin hükümlü. Taraflı. Önyargılı. Etki altında kalmış. Yanlı.

Prejudiced personality : Önyargıların önemli yer tuttuğu kişilik yapısı. Önyargılı kişilik.

Unprejudiced : Tarafsız. Yansız. Peşin hükümlü olmayan. Haklarına dokunmayan. Taraf tutmayan. Ön yargısız. Önyargısı olmayan. Önyargısız. Peşin hükümsüz.

 

Be prejudicial to : -e zararlı olmak.

Prejudicious : Önyargılı.

Be prejudiced : Ön yargılı olmak.

Prejudical : Henüz karar verilmemiş (yasa maddesi vb).

İngilizce Prejudices Türkçe anlamı, Prejudices eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Prejudices ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Prejudgments : Yargılamadan verilen hüküm.

Prejudgement : Yargılamadan verilen hüküm.

Preconception : Gebelik öncesi. Yerleşmiş fikir.

Prejudicing : Haksız hüküm verdirmek. Etkilemek. Kayırma. Zayıflatmak. Etki altında bırakmak. Peşin yargı. Zarar vermek (hukuk terimi). Önyargılı olmasına neden olmak. Önyargı verdirmek.

Prejudice : Etki altında bırakmak. Kırmak. Peşin yargı. Etkilemek. Bireyde başka bireylere, toplumsal kümelere karşı sevgi ya da düşmanlık duygusu uyanmasına yol açan, koşullanmış bir duygusal tutumu yansıtan yalınkat inanç, kanı, genelleme. Önyargılı olmasına neden olmak.

Subjective : Kişiye göre değişen. Subjektif. Yalnızca hasta tarafından hissedilen. Kişisel bakış açısı ile ilgili. Hayali. Öznel. Eğitim, veterinerlik alanlarında kullanılır. Yalnız hasta tarafından algılanan. Özneyle ilişkisi olan; öznede oluşan. nesnelerin gerçeği yerine öznenin düşünce ve duygularına dayanan. Düşsel.

Taboo : Kutyasak. Belli davranış ya da sözlerin bir toplumca, bir toplumsal kümece çekinceli sayılması ve olumsuz yaptırımlara bağlanarak yasaklanması. (insanbilimde) ilkel topluluklarda kimi büyüsel, dinsel tasarımlara ilişkin olarak belli davranış ya da sözlerin toplumca çekinceli sayılması ve olumsuz toplumsal yaptırımlarla yasaklanması. Tekinsiz. Yasaklamak. Tabulaştırmak. Yasak. Mana ile yüklü oldukları kabul edilen insanların, hayvanların, nesnelerin, doğal öğelerin yasaklarla çevrilmesi ve bunlardan kaçınma, a. bk. geçici tabu, sürekli tabu. Tabu olan. Kutgüç ile yüklü oldukları düşünülen insan, hayvan, nesne ve doğal öğelerin yasaklarla çevrilmesi, bunlardan kaçınma.

 

Prejudgment : Yargılamadan verilen hüküm.

Tabu : Tabulaştırmak. Memnu. Yasak. Dokunulmaz. Konuşulması yasak şey.

Prejudices synonyms : islamophobia, irrational hostility, experimenter bias, parti pris, biassing, forejudgement, partiality, homophobia, tendentiousness, forejudge, prepossession, forejudgment, partisanship, jaundices, racism, bias, biases, preconceptions, jaundice.

Prejudices zıt anlamlı kelimeler, Prejudices kelime anlamı

Impartiality : Tarafsızlık. Yansızlık.

Objective : Minigözler, uzgözler gibi ışıksal aygıtların nesneden yana olan mercekleri. Eğitim alanında bir etkinliğe, bir eyleme ya da bir işe başlarken erişilmek istenilen, öğrenim sürecine bütünlük ve anlam kazandıran sonuç. 2-eğitim görevlilerince saptanan ve düzenlenen programlar sonucu öğrenci davranışında gerçekleşmesi istenilen değişme. Yansız. İnsan bilincinin dışında ve ondan bağımsız olan (şey). Amaç. İsmin-i hali. Amaçlanan. Erek. Hedef. Işık mikroskobunda dokuların büyük görüntüsünü elde etmeye yarayan mercek parçası.