Tabu nedir, Tabu ne demek

Tabu; bir din b. terimidir. kökeni fransızca dilinden gelmektedir.

"Tabu" ile ilgili cümleler

  • "Bunlar tabuları, dinsel yasakları ve buyrukları içeren gizemsel inanç kurumlarıdır." - M. C. Anday

Yerel Türkçe anlamı:

Tabii

Felsefi anlamı:

(Polinezya dilinden): Dokunulmaz olan, kendi içinde belli bir güç (mana) taşıyan; her bakımdan dokunulması yasaklanmış olan. Tabu olarak gözönünde tutulan nesne ya da kişi ya bu güçle doludur, o zaman kutsaldır; ya da bu gücün boyunduruğu altındadır, o zaman da temiz değildir ve tehlikelidir.

Bilimsel terim anlamı:

Mana ile yüklü oldukları kabul edilen insanların, hayvanların, nesnelerin, doğal öğelerin yasaklarla çevrilmesi ve bunlardan kaçınma, a. bk. geçici tabu, sürekli tabu.

Bazıları tarafından herhangi bir inanış dolayısıyla adı söylenmekten çekinilen şeylere TABULU.( Taboue ) denir. Örnekleyin koca kelimesi bizde bazı kadınlar tarafından tabulu bilindiğinden, onlar "Kocam" dememek için "Çocukların babası" derler.

[Bakınız: kutyasak]

İngilizce'de Tabu ne demek? Tabu ingilizcesi nedir?:

 

taboo

Tabu hakkında bilgiler

Tabu, insan davranışlarının belli alanları ya da belli normlarla ilişkili olarak kutsal veya dokunulmaz olarak tanımlanmış oldukça güçlü sosyal yasaklara denir. Etnologlar tarafından Polinezya dillerinden alınıp kullanılmaya başlanmıştır. "Kutsal" nesnelerde olduğu gibi çelişkili bir yapısı vardır, iki karşıt anlamı da taşır. Hem "kutsal" hem "kirlenmiş" şeyler tabu olabilirler. Örneğin "kirlenen" kişiler, nesneler "kutsal" olandan ayrı tutulmalıdır. "Tabu" karşılığında birçok dilde kullanılan sözcükler de iki zıt anlamı birden taşırlar.

Hastaları ve ölüleri toplumun geri kalanından ayırmak en eski zamandan beri bir gelenektir. Bazı tabular ise kadınlara, cinselliğe, doğuma veya belli olaylara yöneliktir. Dövüşte ölmüş bir horozu yemek, reisi silah altında olan bir evin erkek hayvanını öldürmek vb.

Bazı tabular geçici, belli dönemler içinken bazıları süreklidir. Bazı kozmik ya da kutsal sayılan bölgeler, kimsenin yaklaşmaya cesaret edemediği yerler, bazı mezarlar gibi.

Bugün farkında olmadan uygulanan bazı gelenekler de tabulardan kaynaklanmıştır. Bazı bölgelerde hükümdar toprağa dokunmamalıydı, çünkü güçleriyle toprağın ölmesine neden olabilirdi; bu nedenle taşınmalı ya da halı üzerinde yürümeliydi.

Tabu ile ilgili Cümleler

  • Bir barda bir taburede oturan denizci çırağı balık ve cips sepetini beklerken bir bira ısmarladı.
  • Tabut boştu.
  • Ali taburesinden kalktı.
  • Ali tezgahtaki bir tabureye oturdu.
  • Bu konu tabudur.
  • Tabutu taşımadım ve onun dolu olup olmadığını bilmiyorum.
  • Tabur, düşmana teslim oldu.
  • Taburenin üstünde durursan, dolabın tepesine yetişebilirsin.
  • Senin neslin cinselliğin tabu olduğunu düşünüyordu.
  • Ali köşedeki bir tabureye oturdu.
  • Bugün bir tabut satın alırsanız, onu yüzde yirmi indirimle alacaksınız.
 

Tabu anlamı, kısaca tanımı:

Kutsal : Güçlü bir dinî saygı uyandıran veya uyandırması gereken, kutsi, mukaddes. Bozulmaması, dokunulmaması, karşı çıkılmaması gereken, üstüne titrenilen. Tapınılacak veya yolunda can verilecek derecede sevilen, kutsi, mukaddes, lahut. Tanrı'ya adanmış olan, tanrısal olan.

İnsan : Âdemoğlu, âdem evladı. Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse). Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı.

Hayvan : Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse). Kızılan bir kimseye söylenen bir söz. Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık. At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık.

Nesnel : Nesne ile ilgili, nesneye ilişkin, öznel karşıtı. Gerçeğe varmak amacıyla, taraf tutmadan inceleme yapan, hüküm veren, objektif. Bireyin kişisel görüşünden bağımsız olan, objektif.

Kullanılma : Kullanılmak işi.

Yasak : Bir işin yapılmasına karşı olan yasal veya yasa dışı engel, memnuiyet. Yapılmaması istenmiş olan, yok, memnu, haram.

Davranış : Dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin toplamı. Davranma işi, tutum, davranım, muamele, hareket. Organizmanın uyaranlar karşısındaki tepkilerinin bütünü.

Tabulaşma : Tabulaşmak durumu.

Tabulaşmak : Tabu kabul edilmek, tabu gibi görünmek, tabu değeri kazanmak, tabu durumuna getirilmek.

Tabur : Dört bölükten kurulan, bir binbaşının komutasındaki asker birliği. Küme, yığın, grup.

Taburcu : Hastaneden çıkması kararlaştırılmış (hasta).

Taburcu etmek : Doktor hastayı yatarak tedavi gerekmediğinde hastaneden çıkarmak.

Tabure : Sırt ve kol dayayacak yeri olmayan iskemle.

Tabut : İçine yumurta konan uzun sandık. Ölünün içine konulduğu sandık biçiminde araç, sal, ölü salı.

Tabutluk : Camide boş tabutların konulduğu yer. Ancak bir kişinin hareket etmeden ayakta durabileceği özel işkence bölmesi.

Amele taburu : Amelelerden oluşan topluluk.

Bir tabur : Çok, bir yığın.

Dokunulma : Dokunulmak işi.

Aksi : Ters, zıt, karşıt, olumsuz, menfi. Uygun olmayan. İnatçı, hırçın, huysuz.

Zarar : Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat.

Düşün : Duyularla değil, zihinsel olarak tasarlanan, biçim verilen, canlandırılan nesne veya olay.

İnanç : Tanrı'ya, bir dine inanma, akide, iman, itikat. Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma. İnanılan şey, görüş, öğreti. Birine duyulan güven, inanma duygusu.

Tekinsiz : Tekin olmayan, uğursuz. Belli davranış veya sözlerin bir toplumca, bir toplumsal grupça tehlikeli sayılması ve olumsuz yaptırımlara bağlanarak yasaklanması, tabu. Güvenilir olmayan, muammalı (kişi, yer).

Korun : Üst derinin en dış tabakası.

Norm : Yargılama ve değerlendirmenin kendisine göre yapıldığı ölçüt, uyulması gereken kural, düzgü. Önceden belirlenmiş kalıp, düzgü.

Kelime : Anlamlı ses veya ses birliği, söz, sözcük.

Tabukladı : Aferin : Tabukladı bu işi iyi yaptın.

Tabuklamak : Uyuklamak.

Tabula : Tahta. Düzlük.

Tabula ossis iski : bk. tabula ossis işi.

Tabula ossis işi : Oturak kemiğinin, for. obturatum’un arkasında kalan geniş ve düz kısmı.

Tabula rasa : [Lat.= Boş, üzerine hiç bir şey yazılmamış kâğıt]: Deneyci ve duyumcu öğretilerin, her türlü deneyden önce ruhun durumunu göstermek için kullandığı kavram. // Bu öğretiler, bilen öznede doğuştan kavramlar ve önsel bilgiler olmadığını, her bilginin yalnızca dıştan gelen duyu izlenimlerinden oluştuğunu savunur.

Tabulaştırma : Tabulaştırmak işi.

Tabulaştırmak : Tabu durumuna getirmek.

Tabun : Ateşin saklandığı, korunduğu çukur.

Tabur ağası : Osmanlılarda tabur komutanı, alay binbaşısı.

Diğer dillerde Tabu anlamı nedir?

İngilizce'de Tabu ne demek? : adj. forbidden to use, forbidden to say, prohibited, banned (also taboo)

n. prohibition, ban (also taboo)

v. forbid, prohibit, ban (also taboo)

Fransızca'da Tabu : tabou

Almanca'da Tabu : n. Tabu

adj. tabu

Rusça'da Tabu : n. табу (N)