Prejudice türkçesi Prejudice nedir

  • Önyargı verdirmek.
  • Kırmak.
  • Sakınca (hukuk terimi).
  • Peşin yargı.
  • Peşin hüküm.
  • Kayırma.
  • Zayıflatmak.
  • Etkilemek.
  • Önyargı.
  • Etki altında bırakmak.
  • Bireyde başka bireylere, toplumsal kümelere karşı sevgi ya da düşmanlık duygusu uyanmasına yol açan, koşullanmış bir duygusal tutumu yansıtan yalınkat inanç, kanı, genelleme.
  • Haksız hüküm verdirmek.
  • Zarar (hukuk terimi).
  • Önyargılı olmasına neden olmak.
  • Zarar vermek.
  • Sosyoloji alanında kullanılır.

Prejudice ile ilgili cümleler

English: Ali is prejudiced, isn't he?
Turkish: Ali ön yargılı, değil mi?

English: It is harder to crack a prejudice than an atom.
Turkish: Ön yargıyı parçalamak bir atomu parçalamaktan daha zordur.

English: Ali is extremely prejudiced.
Turkish: Ali son derce ön yargılı.

English: Mrs Cockburn concealed her name lest the knowledge of her sex and youth should produce a prejudice against her work.
Turkish: Gençlik ve cinsiyetiyle ilgili bilgi işine karşı bir ön yargıya sebep olmasın diye Bayan Cockburn adını gizledi.

English: I don't have a prejudice against foreign workers.
Turkish: Yabancı işçilere karşı bir önyargım yok.

Prejudice ingilizcede ne demek, Prejudice nerede nasıl kullanılır?

Without prejudice to : Haklarına dokunmaksızın. Halel getirmeksizin. Hakları saklı olarak. Zarar vermeden. (bir tarafın) haklarını çiğnemeden.

 

Without prejudice : Halel getirmeksizin. Önyargı veya taraf tutma olmaksızın. Önyargısız. İhtirazi kayıt olmaksızın. Etki altında kalmadan.

Prejudiced : Yanlı. Önyargılı. Peşin hükümlü. Zarar gören. Etki altında kalmış. Taraflı. Ön yargılı.

Prejudiced personality : Önyargılı kişilik. Önyargıların önemli yer tuttuğu kişilik yapısı.

Prejudicedly : Önyargılı bir şekilde. Önyargılı olarak. Taraflı bir biçimde.

Prejudicial : Ziyan verici. Zarar verici. Zararlı. Önyargılı. Sakıncalı. Olumsuz etki eden. İhlal eden.

Prejudical : Henüz karar verilmemiş (yasa maddesi vb).

Be prejudicial to : -e zararlı olmak.

Be prejudiced : Ön yargılı olmak.

Prejudicate : Peşin hüküm vermek.

İngilizce Prejudice Türkçe anlamı, Prejudice eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Prejudice ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Taboo : Tekinsiz. Tabu. Mana ile yüklü oldukları kabul edilen insanların, hayvanların, nesnelerin, doğal öğelerin yasaklarla çevrilmesi ve bunlardan kaçınma, a. bk. geçici tabu, sürekli tabu. Konuşulamaz. Belli davranış ya da sözlerin bir toplumca, bir toplumsal kümece çekinceli sayılması ve olumsuz yaptırımlara bağlanarak yasaklanması. (insanbilimde) ilkel topluluklarda kimi büyüsel, dinsel tasarımlara ilişkin olarak belli davranış ya da sözlerin toplumca çekinceli sayılması ve olumsuz toplumsal yaptırımlarla yasaklanması. Dokunulmaz. Memnu. Yasak. Tabu olan. Tabulaştırmak.

Act upon : Etki. -e göre hareket etmek. -e göre davranmak. Göre davranmak.

 

Affront : Duygularını incitmek. Hakaret. Tahkir etmek. Kabalık etmek. Hakaret etmek. Gücendirmek. Hakarette bulunmak. Küçük düşürmek. Aşağılamak.

Break down : Bozulmak. Yıkmak. Bozmak. Arıza meydana gelmek. Kendinden geçmek. Ruhen yıkılmak. Duygularını kontrol edememek. Parçalamak. Çökmek. Baskıya dayanamamak.

Encroaching : Tecavüz etmek. Sokulmak. Toprak. Kötüye kullanmak. Yavaşça veya gizlice tecavüz etme (hak, mülk). Gizlice saldırma. El uzatma. Gaspetme.

Homophobia : Homoseksüellikten nefret etme. Eşcinsel olma korkusu. Homoseksüalite fobisi. Eşcinsellerden korkma. Homofobi. Eşcinsellik korkusu. Homoseksüellerden korkma veya nefret etme. Eşcinsellik düşmanlığı. Monotonluk korkusu.

Patronage : İltimas. Atama hakkı. Koruma. Yardım. Tenezzül. Himaye. Hamilik. Sürekli müşteriler.

Acclimatation : Toplumsal kümelerin, dirimbilimsel bakımdan yeni bir ortamın iklim koşullarına uyum sağlaması süreci. İklimuyum.

Work : Eser. İşletmek. İş yapmak. İyesinin özelliğini taşıyan, gerek biçim ve gerekse içeriği bakımından birlik gösteren düşünü ve sanat ürünü. Sızdırmak (para). Mekanikte, bir noktaya etkiyen kuvvetin büyüklüğü, noktanın aldığı yolun uzunluğu ve kuvvet yönü ile yol doğrultusu arasında kalan açının kosinüsü çarpımlarıyla belirlenen erke . termodinamikte, bir dizgeyle çevresi arasında, ısı türü dışında oylumsal, elektriksel, yüzeysel her tür erke alışverişinin ortak adı. Oynatmak. Tecimsel nitelikte yapılan işlem ve çalışmalar. verimin sağlanılması için harcanan özdeksel ve tinsel insan gücüne ya da sonucuna verilen ad. Çalıştırmak. Emek.

Debilitates : Sarsmak. Takatini kesmek. Takatten düşürmek. Zaafa uğratmak. Güçten düşürmek. Kuvvetten düşürmek. Güçsüzleştirmek.

Prejudice synonyms : islamophobia, experimenter bias, irrational hostility, affect, prejudgments, emasculate, endamages, agnation, adjustment in marriage, aggrieve, cast a spell on, encroached, break open, dictate, prejudicing, preconceptions, bust, enamor, prepossession, emasculating, favours, dictating, parti pris, favour, tendentiousness, bias, colour, attenuate, biases, endamaging, affection, damage, achievement motive.

Prejudice zıt anlamlı kelimeler, Prejudice kelime anlamı

Impartiality : Tarafsızlık. Yansızlık.

Advantage : İyilik. Getiri. İntifa. Avantaj. Üstünlük. Futbol, bilgisayar, iktisat alanlarında kullanılır. Üstünlük sağlayan şey. Çıkar. İstifade. Benzerlerine göre daha yüksek bir konumda olma.

Prejudice ingilizce tanımı, definition of Prejudice

Prejudice kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : To prepossess with opinions formed without due knowledge or examination. As, to prejudice a critic or a juryman. Foresight. To cause to have prejudice. To bias the mind of, by hasty and incorrect notions. To give an unreasonable bent to, as to one side or the other of a cause.