Productive efficiency türkçesi Productive efficiency nedir

  • İktisat alanında kullanılır.
  • Varolan tüm kaynakların tam işlendirildiği ve malların en düşük fırsat maliyetiyle ençok üretimin elde edildiği durum. bk. teknik etkinlik.
  • Üretim etkinliği.
  • Üretimde etkinlik.

Productive efficiency ingilizcede ne demek, Productive efficiency nerede nasıl kullanılır?

Productive : Velut. Müsmir. Prodüktif. Bereketli. Sonuç getiren. Verim artırıcı. Mümbit. Üretken. Karlı. Kazançlı.

Efficiency : Enaz çaba veya maliyet ile ençok sonuç elde etme kapasitesi. krş. iktisadi etkinlik, teknik etkinlik. Rasyonellik. Yetenek. İşgüzarlık. Etkililik. Etki. Bir iş başarma ya da amaç gerçekleştirme güç ve olanağı. Liyakat. Tesir. Verim.

Productive capacity : Verim kapasitesi. Üretken kapasite. Üretim kapasitesi.

Productive debt : Üretken borç.

Productive energy : Prodüktif enerji. Büyümekte veya beside olan bir hayvanda yediği yemden yağ ve protein olarak depolanan maddelerin enerjisine eş değer olarak ölçülen net enerji.

Productive expenditure : Üretken harcama.

İngilizce Productive efficiency Türkçe anlamı, Productive efficiency eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Productive efficiency ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

A shift in demand : İstem kayması. Tüketicilerin bir mala olan istemini etkileyen fiyat dışındaki diğer değişkenlerde ortaya çıkan bir değişme sonucu istemin artması veya azalması diğer bir deyişle istem eğrisinin sağa (yukarıya, kuzeydoğuya) veya sola (aşağıya, güneybatıya) kayması.

 

A shift in supply : Üreticilerin mal sunumunu etkileyen fiyat dışındaki değişkenlerde ortaya çıkan değişme sonucu sunumun artması veya azalması diğer bir deyişle sunum eğrisinin sağa (aşağıya, güneydoğuya) veya sola (yukarıya, kuzeybatıya) kayması. krş. sunumun sağa kayması, sunumun sola kayması. Sunum kayması.

Abnormal budget : Olağan bütçeden ayrı bir belge olarak hazırlanan ve kabul edilen, her yıl tekrarlanmayan ve olağanüstü nitelik taşıyan harcama ve gelirleri gösteren özel bir bütçe. Olağanüstü bütçe.

Abnormal budget receipts : Olağanüstü bütçe harcamalarını karşılamak için, söz konusu dönemde ek harç, vergi ve borçlanma gibi yollarla elde edilen gelir. Olağanüstü bütçe geliri.

Abolition of forced labour convention : Zorla ya da zorunlu çalıştırmanın herhangi bir biçiminin siyasal zorlama ve eğitme, siyasal ya da ideolojik görüşlerin açıklanması nedeniyle cezalandırma, işgücünü harekete geçirme, çalışma disiplinini sağlama, ayrımcılık ve işbırakımını, katılanları cezalandırma aracı olarak kullanılmasını yasaklayan, 1957 yılında kabul edilen temel uluslararası çalışma sözleşmelerinden birisi. Zorla çalıştırmanın yasaklanması sözleşmesi.

A type mutual funds : A tipi yatırım fonu ortaklığı. Ağırlıklı olarak hisse senetlerinden oluşan ve iç tüzüklerinde (esas sözleşmelerinde) asgari sınırları belirtilmek koşuluyla, portföy değerinin en az % 25’ini özelleştirme kapsamına alınan kamu iktisadi teşebbüsleri dahil türkiye’de kurulmuş ortaklıkların hisse senetlerine bağlanmış olan uzun vadeli yatırım fonu. A tipi yatırım fonu.

 

A pass through certificate : Tutsat senedi. Taşınmaz rehniyle sağlanmış bir kişisel alacak karşılığında alacak sahibi finansal kurum tarafından çıkarılan değerli kağıt.

Ability to pay approach : Güç yaklaşımı. Bireylerin, devlet harcamalarının finansmanına, elde ettikleri gelir düzeyiyle orantılı olarak vergilendirilmeleri yoluyla katılmalarını ifade eden ve adam smith tarafından geliştirilen vergileme yaklaşımı. krş. yararlanma yaklaşımı.

A change in individual demand : Bireysel istem kayması. Bir tüketicinin bir mala olan istemini etkileyen fiyat dışındaki diğer değişkenlerde ortaya çıkan bir değişme sonucu bireysel istemin artması veya azalması, diğer bir deyişle bireysel istem eğrisinin sağa (yukarıya, kuzeydoğuya) veya sola (aşağıya, güneybatıya) kayması.

Productive efficiency synonyms : efficiency in production, a change in supply, a group shares, a change in demand, ability rent, abnormal budget expenditures, a shift in individual demand, ability to pay principle.