Put forward türkçesi Put forward nedir

  • İleri almak.
  • İddia etmek.
  • İleri almak (saati).
  • Meydana atmak.
  • Daha erken bir tarihe almak.
  • İleri sürmek.
  • Adaylığını koymak.
  • İleri almak (saat).
  • Öne sürmek.
  • Sunmak.
  • Ortaya atmak.
  • Öne çıkarmak.

Put forward ile ilgili cümleler

English: Barry Taylor's name has been put forward for the post of chairman.
Turkish: Barry Taylor'un ismi başkanlık makamı için ileri sürüldü.

English: The opposition party put forward a bill to reduce income tax.
Turkish: Muhalefet partisi gelir vergisini düşürmek için bir yasa tasarısı sundu.

English: My friend put forward a good suggestion.
Turkish: Arkadaşım iyi bir fikir ileri sürdü.

Put forward ingilizcede ne demek, Put forward nerede nasıl kullanılır?

Put : Atış. Atfetmek. Söylemek. Sormak. Söndürmek. Fırlatma. Bırakmak. Neşretmek. İndirmek. Koymak.

Forward : Yönlendirmek. Öne. Sunmak. Göndermek. İleri aktarmak. Şımarık. İletmek. Yüklemek. Cüretkar. Yeni adrese göndermek.

Put a bold face on : Zor bir durum karşısında cesaret göstermek. Korktuğu halde bozuntuya vermemek. Bozuntuya vermemek.

Put a call through : Telefon etmek.

Put a crimp in : Köstek olmak.

Put a light to : Tutuşturmak. Yakmak.

Put a stop to : Son vermek. Nokta koymak. Bitirmek. Durdurmak. Kesmek.

İngilizce Put forward Türkçe anlamı, Put forward eş anlamlısı

 

Sözcükler, direkt olarak Put forward ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Allege : Söylemek. İtham etmek. Mazeret olarak göstermek. Bahane etmek. (kanıt olmadan) iddia etmek. Kanıt olarak göstermek.

Asserts : İleri sürmek (emin bir şekilde). Demek. Savlamak. Açıklamak. Söylemek. Hakkını savunmak. Teyit etmek. Savunmak (hak).

Propounds : Serdetmek. Mütalaa için arz etmek. Arzetmek. Ortaya koymak. Önermek. Arz etmek. Teklif etmek.

Take forward : İlerletmek. İleriye götürmek.

Enouncing : Anons. Beyan etme. İfade etmek. Açıkça belirtmek.

Come up with : Düşünmek. Önermek. Öndürmek. Ulaşmak. Çözüm yolu bulmak. Düşünme. Etkilenmek. Bulmak (çare vb).

Alleging : İddia edilen. Kanıt olarak göstermek. İddia etme. İleri sürme. İleri sürülen. Mazeret olarak göstermek.

Bestowing : Hediye etmek. Bahşetmek. Vermek. Yerine koymak. (hak) tanımak. Bağışlamak.

Broach : Delmek. Açmak (bir konuyu). Konu açmak. Açmak. Del. Çekmek. Şiş. Şişlemek. Delik açmak.

Campaigned : Sefere çıkmak. Savaşmak. Seferberlik. Sefer. Kampanya. Kampanya yapmak. Mücadele vermek. Kampanyaya katılmak.

Put forward synonyms : bring forward, confers, bring in, assert, campaign, argue, nominates, dish, put up, advance, throw out, alleges, applied for, propound, enounced, contest an election, enounce, compere, asserted, bestow, apply for, nominate, avers, exert, affirms, dishing, arguing, bestows, averring, argues, emceed, hold forth, conferred.