Questions türkçesi Questions nedir

Questions ile ilgili cümleler

English: Ali answered all the questions easily.
Turkish: Ali bütün soruları kolayca cevapladı.

English: Ali answered all the questions correctly.
Turkish: Ali bütün soruları doğru yanıtladı.

English: A reporter asked Tom some questions as he left the courthouse.
Turkish: Bir muhabir Tom'a adliyeden ayrılırken bazı sorular sordu.

English: Ali answered all of our questions in less than ten minutes.
Turkish: Ali on dakikadan daha az sürede sorularımızın hepsine cevap verdi.

English: Ali answered all the questions that Mary asked him.
Turkish: Ali Mary'nin ona sorduğu tüm soruları yanıtladı.

Questions ingilizcede ne demek, Questions nerede nasıl kullanılır?

Questions and answers : Sorular ve cevaplar.

Fire questions at : Birini soru yağmuruna tutmak.

No questions asked : Sorgusuz sualsiz. Herhangi bir açıklama istemeden verilen veya yapılan (örn.: satın aldığın elbiseyi iki hafta sonra bile iade edebilirsin, sorgusuz sualsiz paranı geri alacaksın).

Analytic questions : Çözümsel sorunlar. Öğrencileri çözümsel çalışmalara yöneltmek, onlara "bütün" ve "bileşik" durumdaki düşünce ya da yargıları ayrı ayrı ve daha yalın biçimde açıklattırmak, kural ve yasalar tam ve doğru olarak benimsetmek, birtakım olayların neden-sonuç ilişkilerini buldurmak amacıyla sorulan sorular.

 

Assail somebody with questions : Soru yağmuruna tutmak.

Fire questions : Soru bombardımanına tutmak. Soru yağmuruna tutmak.

Frequently asked questions : İnternet'te sıkça sorulan soru. Sık sorulan soru. Sık sorulan sorular. Sık sorulan sorular s s s. Sıkça sorulan sorular. Sıkça sorulan sorular sss. Sss.

Question of abadan oil : Abadan petrolleri sorunu.

Question mark : Soru işareti. Soru imi.

Barrage of questions : Soru yağmuru.

İngilizce Questions Türkçe anlamı, Questions eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Questions ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Matter of law : Kanun hükümleri uygulanarak çözümlenmesi gereken sorun. Hukuki mesele. Hukuk sorunu.

Snafus : Darmaduman. Allak bullak. İçinden çıkılamayan. Darmadağın etmek. Pürüz. Karmakarışık etmek. Anlaması güç. Darmadağınık.

In question : Söz konusu olan. Gündemdeki. Bahis konusu. Sözkonusu. Sözü geçen. Muallakta. Şüpheli. Mevzubahis. Ortadaki.

Interrogatives : Soru belirten. Soru sözcüğü. Sorulu. Soru zamiri. Soru soran. Soru edatı. Soru biçiminde. Soru ifade eden.

Haze : Sis. Hafif sis. Canından bezdirmek. Bulanıklık. Müphemlik. Duman. İnce sis. Belirsizlik. Pus.

Problem : Problemli. Sorunlu. Bilgisayar, eğitim alanlarında kullanılır. Dava. Merak konusu. Pürüz. Çözümü, yaratıcı düşünmeyi gerektiren önemli ve güç durum. bir soru ya da bir dizi soru aracılığıyla kişiyi soruların nedenleri ile sonuçlarını araştırmaya yönelten durum. Muamma.

 

Occults : Doğaüstü. Anlaşılmaz. Gizlemek. Bilinmeyen. Gizli. Esrarlı. Medyumlukla ilgili. Esrarengiz. Büyücülükle ilgili.

Saids : Yazan. Bahse konu. Adı geçen. Dedi. Söylenmiş. Denilen. Bahsedilen. Yazılı. Söylenen.

Inquiry : Bir konuyu sorular sorup yanıtlar vererek araştırma. Araştırma. Bahis. Anket. Danışma. Sorgulama. Bilgisayar, hukuk alanlarında kullanılır. Sormaca.

Cross examination : Çapraz sınama. Çaprazlama sorgu. Sorguya çekme. Çaprazlama istintak. Çapraz sorgu. Karşı tarafın tanığını sorgulama.

Questions synonyms : theme, matter, recondite, drawbacks, blowouts, hearing, hangup, question of law, distrustfulness, enquiring, question of fact, cruxes, impeachments, the aforesaid, puzzlers, fears, uncertain, mistrusting, hearings, topics, funeral, ascertainment, incredulity, affaire, drawback, incognita, mattered, query, bad business, issue, unknown, hangups, snafu.

Questions zıt anlamlı kelimeler, Questions kelime anlamı

Answer : Cevaplandırmak. Bir gözlem aracında yer alan sorulara ya da sınarlara alınan ve bir bilgi içeriği olan sözlü ya da eylemli karşılık. Eşit olmak. Cevap. Gitmek. Karşılık. Yanıtlamak. Karşılamak. Tanımlamak.

Certainty : Kuşkusuzluk. Belirli olma. Belirlilik. Kesinlik. Gerekirlik. Kesin olan şey. Muhakkak. Emniyet. Açıklık. Katiyet.