Söğecen nedir, Söğecen ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Aşağılayıcı sözleri çok kullanan, ağzı bozuk.

Sopa.

Menekşeye benzer, pembe ve ak, hoş kokulu bir çeşit dağ çiçeği.

Çiğdem.

Söğecen kısaca anlamı, tanımı

Söğe : Büyük kazık. Ocağın iç yanı, odunların dayandığı duvar. Alt çene: Söğe kemiği. Palavra. Kapı ve pencerenin yerleştiği kasa, çerçeve. [Bakınız: söve]. Gömleğin göğsü. (Yenikent Aksaray Niğde). Kürsi ayağının kol yerinden yukarıda olan parçası. Kapının üzerinde döndüğü, üst ve alt çerçevelere geçirilen mihver

Hoş kokulu : Hoş kokusu olan, aromalı, aromatik.

Ağzı bozuk : Küfürbaz.

Hoş koku : Bitki özlerinden veya yağlarından elde edilen koku, aroma.

Menekşe : Menekşegillerden, bir veya çok yıllık otsu bir bitki (Viola tricolor). Bu bitkinin mor renkli, güzel kokulu çiçeği.

Kokulu : Kokusu olan.

Çiğdem : Zambakgillerden, türlü renklerde çiçek açan, çok yıllık, yumrulu bir kır bitkisi, mahmur çiçeği (Colchicum).

Benzer : Nitelik, görünüş ve yapı bakımından bir başkasına benzeyen veya ona eş olan, benzeri, müşabih, mümasil. Benzeşim. Bazı önemsiz veya tehlikeli sahnelerde asıl oyuncunun yerine çıkan, yapı ve yüz bakımından bu oyuncuyu andıran kimse, dublör.

Çeşit : Aynı türden olan şeylerin bazı özelliklerle ayrılan öbeklerinden her biri, tür, nev. Türlü. Canlıların bölümlenmesinde, bireylerden oluşan, türden daha küçük birlik.

 

Bozuk : Bozulmuş olan. Kızgın, sıkıntılı. Madenî para, bozuk para. Görevini yapamaz duruma gelmiş (organ). Türk halk müziğinde, bağlamadan biraz büyük ve meydan sazından küçük dokuz telli bir saz. Kötümser, gergin, huzursuz, karışık.

Menek : İnsan yüzünün üst kısmı ve kulağın önü. Kedi yavrusu. [Bakınız: menik]. Yün dokuma motifi. İplik çilesi.

Çiğde : Hünnap. Bu ağacın kırmızı kabuklu, sert çekirdekli, iri zeytin biçiminde ve büyüklüğünde, güzün olgunlaşan yemişi.

Pembe : Beyaza biraz kırmızı karıştırılmasıyla oluşan açık renk. Bu renkte olan.

Aşağı : Bir şeyin alt bölümü, zir, yukarı karşıtı. Bayağı, adi. Niteliği düşük, kötü. Daha küçük, daha az. Eğimli bir yerin daha alçak olan yeri. Değeri daha az. Aşağıya, yere doğru. Bir yere göre daha alçak yerde bulunan.

Mene : Çocuk oyunlarında kale olarak kazılan çukur. Köpeğin yaşı.

Sopa : Kalın değnek. Dayak, kötek.

Aşağ : İplik eğirirken iğin ağır dönmesini sağlıyan tahta ağırlık, ağırşak. Aşık kemiği.

Koku : Nesnelerden yayılan küçücük zerrelerin burun zarı üzerindeki özel sinirlerde uyandırdığı duygu. Belirti, işaret. Güzel kokmak için sürülen esans.

Hoş : Beğenilen, duyguları okşayan, zevk veren. Bununla birlikte. Beğenilen, duyguları okşayan bir biçimde.

Bir : Sayıların ilki. Tek. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Eş, aynı, bir boyda. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bir kez. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Beraber. Aynı, benzer. Bu sayı kadar olan. Ancak, yalnız. Sadece.

Diğer dillerde Söbe pencere anlamı nedir?

İngilizce'de Söbe pencere ne demek ? : oval window