Sabun nedir, Sabun ne demek
Sabun; kökeni arapça dilinden gelmektedir.
- Kirli ve yağlı şeyleri temizlemekte kullanılan, türlü yağlarla alkaliler birleştirilerek yapılmış olan madde

- Bu maddenin kalıp durumunda olan biçimi.
Veterinerlik alanındaki anlamları:
Karbon sayısı 6dan fazla olan yağ asitlerinin metallerle yaptığı tuzlar.
Bilimsel terim anlamı:
Temizleme çözeltilerindeki yüzey gerilimini ayarlamak için kullanılan ve köpük sağlayan özdek.
İngilizce'de Sabun ne demek? Sabun ingilizcesi nedir?:
soap
Fransızca'da Sabun ne demek?:
savon
Sabun hakkında bilgiler
Sabun, suyla birleştiğinde temizlemede kullanılan maddelerden kalıp ya da sıvı şekilde olanlara verilen genel ad.
Sabunun temizleyici etkisi, suyu çeken ince bir tabaka ile yağ parçacıklarını sarabilme yeteneğinden doğar.
Evlerde kullanılan sabunlar, doğada bulunan bitkisel ve hayvani yağlardan elde edilen yağ asitlerinin tuzlarıdır. Serbest halde bulunan karboksilli asitlerden de çeşitli sabunlar yapılabilir. Sentetik temizleme maddelerinin kullanıldığı 1930 yılından itibaren aynı manada kullanılan sabun ve deterjan kavramları birbirinden ayrılmıştır.
Sabunun tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Pompei'deki lav örtüsü altında kalan toprakta sabun kalıpları bulunmuştur. Modern sabun imali, 19. yüzyılda Fransız kimyageri, Eugène Chevreul'ün sabunun bir yağ asidi tuzu olduğunu göstermesinden sonra gelişmiştir.
Sabun ile ilgili Cümleler
- Biz sabunla yunarız.
- Biz sabunla yuyarız.
- Sabun yapmak için çeşitli süreçler tarih boyunca icat edildi.
- Sabun, lütfen.
- Sabun kiri çıkarmaya yardım eder.
- Biz sabunla yuruz.
- Sabun kiri temizleyebilir.
- Ali bunu sabun kullanmadan temizlemeye çalışmış olmalı.
- Sabun yok.
- Ellerini yıkadığın sabun hangisi?
- Sabun kiri çıkarmaya yardımcı olur.
- Sabun gözlerimi acıttı.
- Ali dün üç kalıp sabun aldı.
- Onlar ellerini sabunla yıkar.
Sabun anlamı, kısaca tanımı:
Madde : Molekül. Boşlukta yer kaplayan, bir kütlesi olan her türlü varlık, özdek. Bir cismi oluşturan öge, öz. Yasa, sözleşme, antlaşma vb. metinlerde, her biri başlı başına bir yargı getiren ve çoğu kez rakamla belirtilen bölüm. Para, mal vb. ile ilgili şey. Duyularla algılanabilen nesne. Kendi içinde bütünlüğü olan anlatım. Sözlük ve ansiklopedilerde tanımlanan, anlatılan kelime, ad veya konulardan her biri.
Kalıp : Biçki modeli, patron. Gösterişli görünüş. Bir şeye biçim vermeye veya eski biçimini korumaya yarayan araç. Biçim, durum. Genellikle küp biçiminde yapılan. Yenilikten uzak, özgün olmayan.
Sabun ağacı : Öz suyu köpüren ağaç (Sapindaceae).
Sabun balığı : Atlas Okyanusu kıyılarında yaşayan ve bol miktarda mukus salgılayan küçük balık (Rypticus saponacens).
Sabunhane : Sabun yapılmış olan yer.
Sabunköpüğü : Gelip geçici, önemsiz.
Sabun otu : Çöven.
Sabun taşı : Terzilerin kumaşı işaretlemek için kullandıkları, yeşilimsi veya beyaz renkli, sertliği 1 olan magnezyum silikat.
Sabun tozu : Toz durumunda olan sabun.
Kokulu sabun : Yapılırken içine koku maddesi katılmış sabun.
Toz sabun : Toz durumuna getirilmiş sabun.
Arap sabunu : Potasla yapılan, yumuşak, esmer bir sabun.
Banyo sabunu : Banyo yaparken vücudu yıkamak için kullanılan sabun.
Çamaşır sabunu : Çamaşır yıkama işinde kullanılan sabun.
El sabunu : El yıkamak için kullanılan sabun.
Mis sabunu : Güzel kokulu sabun.
Tıraş sabunu : Tıraşı kolaylaştırmak, sert kılları yumuşatmak için kullanılan sabun.
Tuvalet sabunu : Tuvalette temizlik için kullanılan sabun.
Yüz sabunu : Yüz yıkamak için kullanılan sabun.
Sabuncu : Sabun yapan veya satan kimse.
Sabunculuk : Sabuncunun işi.
Sabuniye : Bir tür nişasta helvası.
Sabunköpüğü gibi sönmek : Gösterişli olmakla birlikte en hafif bir etki ile yok olmak.
Sabunlama : Sabunlamak işi.
Sabunlamak : Herhangi bir şeyi sabun sürerek yıkamak. Bir nesneyi sabun sürerek kaygan duruma getirmek.
Sabunlanış : Sabunlanma işi.
Sabunlanma : Sabunlanmak işi.
Sabunlanmak : Sabunlama işi yapılmak.
Sabunlaşma : Bitkisel veya hayvansal yağların sabun durumuna dönüşmesi.
Sabunlaşmak : Sabun durumuna gelmek.
Sabunlaştırma : Sabunlaştırmak işi.
Sabunlaştırmak : Bir maddeyi sabun durumuna dönüştürmek.
Sabunlayış : Sabunlama işi.
Sabunlu : İçinde sabun eritilmiş. Sabun sürülmüş fakat durulanmamış.
Sabunluk : Sabun yapımına elverişli olan. İçine sabun konulan küçük kap.
Sabunsuz : Sabun sürülmeden. İçinde sabun bulunmayan.
Karaya sabun deliye öğüt neylesin : "özü bozuk olan şey, düzeltme çabalarıyla iyi duruma getirilemez" anlamında kullanılan bir söz.
Su sabun görmemek : Çok kirli olmak.
Suya sabuna dokunmamak : Sakıncalı konularla ilgilenmemek, bunlardan söz etmemek. davranışlarını kimseyi incitmeyecek biçimde ayarlamak.
Kirli : Leke, toz vb. ile kaplı, pis, murdar, mülevves. Toplumun değer yargılarına aykırı olan. Aybaşı durumunda bulunan (kadın).
Yağlı : Yağı çok olan. Yağdan kirlenmiş veya lekelenmiş olan. Üzerinde veya içinde yağı olan. Yağla yapılmış. Besili, semiz. Bol ve kolay kazanç sağlayan.
Temizlemek : Sakıncalı, pürüzlü bir işi olumlu sonuçlandırmak. Kumar oyunlarında öbür oyuncuların bütün paralarını almak. Bitirmek, tüketmek. Bir yaranın, bir dokunun sağlam olmayan bölümlerini neşter veya bıçakla kesmek. Arıtmak. Öldürmek, yok etmek.
Türlü : Çeşitli sebzelerle pişirilen yemek. Çok çeşitli özellikleri olan, çeşit çeşit, muhtelif.
Alkali : Alkali metallerin hidroksitleriyle amonyum hidroksitin genel adı.
Durum : Duruş biçimi, konum, tavır. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon.
Biçim : Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Tarz. Biçme işi. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Herhangi bir şeyin benzeri. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl.
Temizleme : Yüzeylere yapışmış leke ve kirlerin giderilmesi, çözelti veya asıltı durumuna getirilmesi olayı. Temizlemek işi.
Sabun köpüğü : Sabun ve sudan oluşan köpük.
Sabun zehirlenmesi : Bulaşık deterjanları ve lavabo sabunlarının kedi ve köpekler tarafından tüketilmesi sonucu, sindirim ve sinir sistemi belirtileriyle seyreden zehirlenme.
Sabuncukargası : Saksağan kuşu.
Sabuncular : Kastamonu şehri, Azdavay ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Kastamonu ili, Seydiler belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.
Sabuncupınar : Kütahya kentine bağlı bir yerleşim yeri.
Sabunçiçeği : Sabunotu, çöğenotu, saponaria officinalis, caryophylaceae.
Sabunduruk : Kağnı arabalarında mazının yanmasını önlemek için sürülen bezir yağının, sabun suyunun konduğu teneke ya da boynuzdan kap.
Sabunla yürüme : Türk cambazının becerilerinden biri : Ayaklara sabun bağlayıp ip üstünde yürüme.
Sabunlar : Zonguldak şehri, Devrek ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.
Sabunlaşamayan madde : Yağların kuvvetli alkaliyle reaksiyona girip reaksiyon tamamlandıktan sonra ortamdan özüte edilebilen, eterde çözünür kısmı.
Diğer dillerde Sabun anlamı nedir?
İngilizce'de Sabun ne demek? : n. soap
Fransızca'da Sabun : savon [le]
Almanca'da Sabun : n. Seife, Waschmittel
Rusça'da Sabun : n. мыло (N)
adj. мыльный

Bu kısımda Sabun nedir? Sabun ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Sabun tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Sabun hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.