Shown türkçesi Shown nedir

Shown ile ilgili cümleler

English: A short movie will be shown during the opening ceremony.
Turkish: Açılış töreninde kısa film gösterimi yapılacak.

English: Ali hasn't shown up here yet.
Turkish: Ali henüz buraya gelmedi.

English: Additions and deletions are not shown immediately.
Turkish: Ekleme ve çıkarmalar hemen gösterilmiyor.

English: Ali told me he wouldn't be late, but he still hasn't shown up.
Turkish: Ali bana geç kalmadığını fakat hâlâ gelmediğini söyledi.

English: Ali hasn't shown up yet.
Turkish: Ali henüz ortaya çıkmadı.

Shown ingilizcede ne demek, Shown nerede nasıl kullanılır?

Shown off : Göstermek. Gösteriş yapmak. Caka satmak. Gösteriş. Hava atmak. Fiyaka yapmak. Havasına girmek. Gözler önüne sermek.

Shown up : Meydana çıkmış. Göstermek. Gözler önüne sermek. Görünmek. Çıkagelmek. Ortaya çıkmak. Belli olmak. Gelivermek. Ortaya çıkarmak.

As shown on screen : Ekranda göründüğü gibi.

As shown when printed : Yazıcıdan alındığı gibi. Yazıldığında göründüğü gibi.

 

As shown : Gösterildiği gibi.

Show a clean pair of heels : Kaçmak. Birisinden hızla kaçmak. Tüymek. Tabanları yağlamak. Hızlıca kaçmak. Uçarcasına kaçmak.

Foreshown : İlahi ilham vasıtasıyla önceden haber vermek. Tahminde bulunmak. Önceden haber vermek. Belirtisi olmak. Kehanette bulunmak. Önceden göstermek.

Rooms shown : Gösterilen odalar. Gösterilen oda sayısı.

Shownextstatement : Sonrakideyimigöster.

Show active cell : Etkin hücreyi göster.

İngilizce Shown Türkçe anlamı, Shown eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Shown ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Show : Görülmeğe değer herhangi bir şey. bir filmin, bir televizyon yayınının ortaya çıkardığı durum. Sergi. Görünüş. Konu bakımından sıkı bir bütünlüğü olmayan, birbirlerine gevşekçe bağlanmış, tablo ya da skeçlerden kurulu kimi eğlendirici, kimi de alaycı, taşlayıcı özellikte bir gösteri. revü, bir fransız türüdür. Sirkin kendini tanıtması için kısa gösterilerle yaptığı sergileme. İzleyicileri eğlendirmek amacını güden, hafif müzik, dans, kısa oyun, yarışma gibi çeşitli gösterilerden oluşan izlence. Gösteri.

Enlighten : Aydınlatmak. Işık tutmak. Açıklığa kavuşturmak. Tenvir etmek. Bilgilendirmek. Bilgi vermek. Aydınlığa kavuşturmak. Açıklamak.

Argue : Karşı gelmek. Çekişmek. Atışmak. Görüşmek. İleri sürmek. Tartışmak. İtiraz etmek. İspatı olmak. -e belirti olmak. Göstergesi olmak.

Let on : Söylemek. Açıklamak. Sezdirmek. Ağzından kaçırmak. Yapar gibi görünmek. Sırrı başkasına söylemek. Açık etmek. Açığa vurmak. Sırrı ifşa etmek.

 

Delineate : Resmetmek. Şeklini çizmek. Çizerek açıklamak. Betimlemek. Skecini yapmak. Tasvir etmek. Taslağını çizmek. Tarif etmek.

Tincted : Hafifçe boyamak. Renk vermek (arkaik). Açmak. Renkli boyamak. Renge boyamak. Renklendirmek.

Couch : Pusuya yatmak. Nakışlamak. İn. Kataraktı tedavi etmek. İninde uyumak. Astar boya. Kanape. Kanepe. Söylemek.

Appear : Türemek. Arz-ı endam etmek. Anlaşılmak. Ortaya çıkmak. Gibi görünmek. Boy göstermek. Gözükmek. Benzemek. Bulunmak.

Attesting : Onaylamak. Yemin ettirmek. Şahadet. Beyan etmek. Doğrulamak. İspat etmek. Onaylama. İddia etmek. Tasdik etme.

Submitting : Kendini adamak. Arzetmek. Önermek. Arz. Boyun eğmek. İtaat etmek. Teslim etmek. Teslim etme. Öne sürmek. Sunmak.

Shown synonyms : designated, executing, broken through, project, inculcating, reveal, exteriorize, denoting, tinct, externalise, enact, denote, deliver oneself of, blazons, educates, come out, expresses, adding up, elicited, deterrer, indicated, define, screened, display of something, connotes, displayed, put on, demo, uncover, register, shows, elicit, reveal oneself.

Shown zıt anlamlı kelimeler, Shown kelime anlamı

Hide : Deri. Post. Ortaçağ arazi ölçü birimi. Derisini yüzmek. Yaşırmak. Bilgisayar, biyoloji alanlarında kullanılır. Saklanmak. Herhangi bir hayvanın işlenmiş ya da işlenmemiş olan derisi. Saklı tutmak. Gizlenmek.

Negate : Değillemek. Çürütmek. Olumsuzlamak. Aksini ispatlamak. İnkar etmek. Boşa çıkarmak. Reddetmek. Etkisiz duruma getirmek. Yadsımak.

Disprove : Yanlış olduğunu kanıtlamak. Tersini ispat etmek. Aksini ispat etmek. Yalanlamak. Çürütmek. Doğru olmadığını kanıtlamak. Tersini kanıtlamak. Aksini ispatlamak. Aksini kanıtlamak.

Shown antonyms : affirm.