Situations türkçesi Situations nedir

Situations ile ilgili cümleler

English: I can think of some situations in which a knife would come in handy.
Turkish: Bir bıçağın yararlı olabileceği bazı durumları düşünebiliyorum.

English: In situations like these, it's best to remain calm.
Turkish: Bu gibi durumlarda sakin kalmak en iyisidir.

English: Comedians base their jokes on tragic situations like violent death or serious accidents.
Turkish: Komedyenler şakalarını şiddetli ölüm ya da ciddi kazalar gibi trajik durumlara dayandırırlar.

English: In what kind of situations would you do that?
Turkish: Bunu ne tür durumlarda yaparsın?

English: In situations like these, a gun might come in handy.
Turkish: Bu gibi durumlarda, bir tabanca kullanışlı gelebilir.

Situations ingilizcede ne demek, Situations nerede nasıl kullanılır?

Situations vacant : Açık pozisyonlar. Erişilebilir işler.

Situations wanted : İş arayan insanlar için sınıflandırılmış reklam. İstenen pozisyonlar.

Life situations approach : Öğretim programlarının, yaşam boyunca yinelenen temel öğrenim yaşantılarına göre düzenlenmesine önem veren bir yaklaşım biçimi, bk. sürekli hayat durumları. Hayat-durumları yaklaşımı.

Persisting life situations : Bireyin, çocukluktan başlayarak erginlik ve yetişkinlik çağında değişik biçimlerde sürekli olarak karşılaştığı sorunlar. Sürekli hayat durumları.

 

Thirty six situations : On sekizinci yüzyılda yaşamış ünlü italyan yazan gozzi'nin önerdiği ve sonradan komedya yazan carlo'nun bölümlediği otuz altı konu şunlardır : dilek : bir zorba, bir dilenci, bir değişmeyen güç vardır. (örnek : öripides, oidipus kolonos'ta); 2 -kurtarma : bir kurban, bir gözdağı veren, bir de kurtarıcı bulunur. (örnek : wagner, lohengrin) ; 3 - öç alma : var olan bir suçun çevresinde, bu suçu işleyenle öç almak isteyen karşı karşıya gelir. (örnek : shakespeare, venedik taciri); 4- kan davası : aileler ya da kişiler arasındadır, (örnek : öripides elektro); 5 - oeza : bir kaçak, bir de kaçağı yaklamayı ve cezalandırmayı amaçlayan bir kimse ya da güç bulunur. (örnek : tirso de molina don juan); 6 -büyük talihsizlik : iyi bir kimsenin talihsizliğe ve yenilgiye uğraması durumu (örnek : shakespeare, ıı. richard); 7-kurban : ezenle ezilen güçler vardır. (örnek : maeterlinck, körler); 8 - başkaldırı : bir tiran ve bu tirana karşı başkaldıran bir kahraman görülür. (örnek : schiller,. wilhelm tell); 9-tehlike : yüreklilik ve gözüpeklikle tehlikeye -atılma durumu -(örnek : goethe, faust)', 1 - kız kaçırma : kaçırma olayı çoğu kez kızın erkeği isteme siyle ortaya çıkar, (örnek : mozart, saraydan kız kaçırma); 1 çözümlenimesi gereken sorun : bir soruyu soranla, o soruyu yanıtlayan yer alır. (örnek : gozzi, turandot); 12 - karşılık bekleme : bir davranışa karşılık bir şey bekleme durumu (örnek : oscar wilde, salome)', 13 - yakınına güdülen kin : kardeşin kardeşe, oğlun ya da kızm babaya kin gütmesi gibi (ör nek : shelley, the cenct); 14-yakınlar arasında yarışma: kadın ya da iş konusunda yakınlar arasında yarışma (örnek : vol- taire'in çoğu yapıtları); 15 -sonu kanlı biten zina : aldatılan koca ya da karı, ölüm ya da öldürmeyle biten zina durumu (örnek : gozzi, zübeyde); 16- delirme : bir deli ve bir de kur ban bulunur. (örnek : ıbsen, hedda gabler); 17- kötü sonuç lanan akılsızlık : bir kişinin ahlaksızlığından doğan kötü so nuçlar ve başka birinin de bundan zarara, uğraması durumu (ör nek : ibsen, yaban ördeği); ı8 -bilmeden yasak aşk : kar deşe, anaya ya da babaya bilmeden aşık olmak (örnek : schiller, messinah gelin); 19-bilmeden yakınını öldürme : yakı nım bilmeden öldürme ve iş işteiı geçtikten sonra bunu öğrenme durumu (örnek: öripides, tphigenia tauris); 20 - bir ülkü uğruna kendini feda etme : bu durumu işleyen oyunlar daha çok siyasal ya da dinsel temaları kapsar (örnek : corneille'in çoğu tragedyaları); 21 -yakını için kendini feda etme ; çok sevdiği biri için adım, -sanını, uğraşım, parasını, toplumsal durumunu feda etme (örnek : shakespeare, kısasa kısas); 22 - her şeyi aşkına feda etme : aşkı için geleceğini, sağlığını, görevini ya da tahtını feda etme (örnek : daudet, l'arlesienne) ; 23 - görev uğruna yakınını feda etme : görev uğruna .aşkını, yakınını feda ya da kurban etme durumu (örnek : öripides, ıphigenia aulis); 24 -eşit olmayan kimseler arasında yarışma: yoksulla varsıl, kralla silahşor, aristokratla köylü vb. arasındaki yarışma durumu (örnek : schiller, maria stuart); 25 - zina; birbirini aldatan karı koca (örnek : lessing, m/55 sara simpson), 26-erotik suç : bu da sekiz kesimde ele alınmıştır : a) onanizm (dramatizasyonu olmaz), b) yosmalık, c) zina, ç) sapık ilişki (oğlun anaya, kızkardeşine duyduğu aşk gibi), d) eşcinsellik, e) sodomi, f) küçük çocukların erotizmi (dramatizasyonu olmaz), g) öteki sapıklıklar; 27 -sevilen bir insanın kötü yanının öğrenilmesi : on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda sık kullanılmış tipik dramatik durum (örnek : shaw, bayan warren'in ugraşı); 28 - yasak aşk : sevenler ve buna engel olmak isteyenler arasında çıkan çatışma durumu, (örnek : shakespeare, romeo ile juliet); 29- düşmanını sevme : birbirine düşmanlığı olan aile üyelerinin ya da toplum bireylerinin sevişmeleri (örnek : kleist penthesilea); 30- hırs : tutkulu bir karakterin yarattığı durum (örnek : shakespeare, macbeth); 3 (tanrıyla çatışma : antik tiyatroda sık rastlanan, tanrılarla çatışma durumları (örnek : aiskhilos, prometheos) ; 32 - kıskançlıktan oluşan yanlışlık : kıskananın, bu duygusundan dolayı yanlış şeyler yapması durumu (örnek : schiller, hile ve sevgi); 33-yargısal yanlışlık : asıl suçlunun yakalanmayıp suçsuz birinin cezalandırılması durumu (örnek : gozzi, sepet); 34-vicdan azabı : suçlu, kurban ve tanık arasındaki çatışmadan doğan vicdan azabı (örnek : ıbsen, rosmersholm); 35 -yeniden buluşma : kahramanın uzun bir süredir göremediği kimseyi bulması durumu (örnek : shakespeare, pericles); 36 -acılı ya da yaslı olma: kahramanın, çocuklarının öldürüldüğünü görmesiyle ortaya çıkan duruma benzeyen çeşitli durumlar (örnek : maeterlinck, yedi prenses). Otuz altı durum.

 

The situation is well under control : Durum iyi idare ediliyor. Durum üzerinde kontrol sağlandı. Durum kontrol altında.

The situation became unbearable : Duruma artık daha fazla tahammül edilemezdi. Durum dayanılmaz bir hale geldi. Durum artık katlanılabilir olmaktan çıktı.

A desperate situation : Vahim bir durum.

Situation state : Durum. Bir süreç ya da bir oluşumun taşıdığı süreğen görüntü ya da belli bir zamanda aldığı kesit görünüş.

The situation got out of hand : Durum elden çıktı. Durum artık kontrol dışında. Durumun kontrolden çıktı.

İngilizce Situations Türkçe anlamı, Situations eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Situations ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Intestacy : Vasiyetsiz ölme. Vasiyeti olmama. Vasiyetname bırakmadan ölme.

Behavior : Hareket tarzı. Davranış. Tavır. Hareket. Tutum. Davranım. Davranış tarzı. Genel anlamda bir organizmanın görülen ve görülmeyen her türlü bedensel, ruhsal ve zihinsel etkinliğine verilen ad. bir organizmanın belli bir gereksemeyi karşılamak için çaba harcayarak gösterdiği etkinlik.

Portfolio : Tahviller. Vazife. Resimler (ressamın yapıp bir araya getirdiği). Evrak çantası. Portföy. Çıkın. Bakanlık. Borsa portföy. Gerçek veya tüzel bir kişinin kazanç sağlamak amacıyla oluşturduğu mali varlıklar bütünü.

Position : Taneciğin yeri, bunu veren konsayılar. Fikir. Doğum sırasında yavrunun belirli bir noktasıyla apertura pelvis kranyalisin belirli noktaları arasındaki ilişki, pozisyon. Durmak (bir yerde). Duruş. Makam. Bir nesnenin seçilen bir başvuru noktasına, eksenine ya da eksenlerine göre yeri.

Crowding : Sindirme. Bir kenara itme. Yükleme. Çapraşıklık. Gözünü korkutma. Rahat vermeme.

Floor : İşliklerde film çevirmekte kullanılan uzun, geniş, yüksek, hangar biçiminde, içinde aydınlatmayı, alıcı devinimlerini, bezem kurmayı kolaylaştıracak düzeni bulunan yapı. tv. bir yayının hazırlandığı işlik ya da işliğin bir bölümü. Jimnastik, madencilik, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Köklemek. Taş döşemek. Cimnastik alıştırmalarında, vücudun değişik bölümlerine dayanak ve direnç sağlayan yüzey. Şaşırtmak. Döşemek. Yere yıkmak. Afallatmak.

Niches : Duvardaki hücre. Oyuk. Hücreye yerleştirmek. Uygun yer. Heykel veya benzeri için oyuk. Uygun yere koymak. Duvarda oyuk (heykel vb için). Uygun bir yere yerleştirmek. Hücre.

Terms : Yakınlık. Vadeler. Anlaşma koşulları. Samimiyet. Ücret. Fiyat. Koşullar. Ara. Şartlar (kontrata ait).

Disequilibrium : Cari fiyat düzeyinde piyasada bir arz kıtlığı veya arz fazlası bulunması durumu. Dış ödemeler dengesinde dengesizlik durumu. Disekilibriyum. Denksizlik. Eşitsizlik. Muvazenesizlik. Denge durumu yokluğu. Dengesizlik. Dezekilibrium.

Hotbed : Yuva (fesat veya kötülük veya huzursuzluk). Yuva. Yatak (fesat veya kötülük veya huzursuzluk). Yatak. Serada bulunan gübreli toprak. Sera toprağı. Kaynak (fesat veya kötülük veya huzursuzluk). Kötülük yuvası.

Situations synonyms : goldfish bowl, size of it, ballgame, new ballgame, fish bowl, prison house, poverty trap, childlessness, conjunctures, the absurd, niche, lays, place, demeanor, square one, circumstances, challenge, locations, bin, berths, exclusion, demeanour, configuration, demeanors, businesses, element, picture, locality, case, footings, status, berth, conditions.

Situations zıt anlamlı kelimeler, Situations kelime anlamı

Rejection : Reddedilme. Bir toplumun, başka bir topluma özgü halkbilim öğe, ürün ya da olaylarını benimsememesi, krş. uyum, ödünçleme, benimseyim. Geri çevirme. Kabul etmeme veya edilmeme. Reddetme. Atık. Iskarta. Tümevarımcı bilimlerde başvurulan bir gerçekleme sürecinde olguların varsayım ya da öndeyilerdeki beklentilere aykırı belirmesi, bk. evetle(n)me. Çıkarma. Red.

Exclusion : Çıkarılma. İhraç etme. Kovma. Çıkarma. Kabul etmeme. Tart. Hariç tutma. Dışında bırakma. Ret. Dışlama.

Inclusion : İnklüzyon. İçleme. Bir deneylemede etkileri araştırılan deneysel değişkenin duruma sokulması, bir kavram ya da öğenin örtük ya da açık biçimde bir yapı ya da kuruluş içine yerleştirilmesi, bk. dışlama. Alınma. Katma. Dahil etme. Kapsama. Ek. İlave. Arakatkı.

Situations antonyms : acceptance, disequilibrium, equilibrium.