Spreading türkçesi Spreading nedir

Spreading ile ilgili cümleler

English: Who is likely to be spreading that information?
Turkish: O bilgiyi muhtemelen kim yayıyor?

English: Ali was guilty of spreading lies about Mary.
Turkish: Ali Mary hakkında yalanları yaymakla suçluydu.

English: It is said that the disease has been spreading.
Turkish: Hastalığın yayıldığı söyleniyor.

English: To prevent the disease from spreading quickly was not an easy task.
Turkish: Hastalığın hızlıca yayılmasını önlemek kolay bir görev değildi.

English: Who could be spreading that news?
Turkish: Bu haberi kim yayıyor olabilir?

Spreading ingilizcede ne demek, Spreading nerede nasıl kullanılır?

Spreading out : Uzama. Yayılma. Sere serpe. Uzanma. Genişleme.

Spreading over : İstila.

Base spreading resistance : Baz içi direnci. Baz iç direnci.

Bespreading : Kaplamak. Saçmak. Lekelemek. Örtmek. Bulaştırmak. Yaymak. Bulamak.

Outspreading : Yayılmış. Serilmiş.

Spread around : Çevreye yaymak. Çevreye yayılmak.

Widespreading : Yaygınlaşan. Yayılan. Büyüyen. Gittikçe daha büyük bir alan kapsayan.

Spread about : Yaymak.

Spread eagled : Kol ve bacakları yana açılmış olarak yatmak.

Spread like wildfire : Milletin ağzı torba değil ki büzesin. Ağızda sakız olmak. Büyük bir hızla yayılmak. Hızla yayılmak. (dedikodu vb) çok çabuk yayılmak. El alemin ağzı torba değil ki büzesin. Dal budak salmak.

 

İngilizce Spreading Türkçe anlamı, Spreading eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Spreading ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Disclosures : Ortaya çıkarma. Açığa vurma. İfşaat. İfşa. Açığa çıkan şey. Patent hakkı bildirimi.

Airing : Havalandırma. Gezinti. Ortaya dökme. Açık etme. Havalandırma işlemi. Havalanma. Havaya gösterme. Açığa vurma. Hava alma.

Dissemination : Dağıtım. Geçme. Dağıtım (bilgi vb). Yaygınlaştırma. Saçma. Saçılma. (bilgi) yayımlama. Yayılma. Yayılım.

Propagation : Yayılma. Bir zincir tepkimesinin ya da ardışık tepkimeler dizisinin başlatıldıktan sonraki aşamaları. Bir dalganın ya da parçacık akışının, kaynağından her yana akışı. Bilgisayar, fizik, kimya, madencilik, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Üreme. Elektromıknatıs ya da radyoelektrik dalgaların çeşitli yönlerde yol alma yeteneği. İlerleme. Çoğalma. Yayılım.

Change of location : Yer değiştirme.

Dilation : Genişleme. Dilatasyon. Genleşme. Uzak benzeşim. Dilasyon. Yayılma. Genişleme veya genişletilme. Büyüme.

Invasion : İhlal. Saldırı. Vücudun patojen mikroorganizmaların hücumuna uğraması, hastalık etkeninin organizmaya girerek dokulara yayılması. kötücül tümörün komşu doku ve oluşumlara yayılması. helmint türlerinin oluşturduğu ve enfeksiyon yerine kullanılan terim. istila, akın, saldırı. İstila. İnvazyon. Vücudun patojen mikroorganizmaların saldırısına uğraması, hastalık etkeninin organizmaya girerek dokulara yayılması. kötü huylu tümörün komşu doku ve oluşumlara yayılması. Akın. Kriz. Düşman istilası.

 

Irradiation : Aydınlık. Bir ışınımın bir nesneye düşürülmesi. bununla ilgili büyüklük. Parlaklık. Işık saçma. Işınımlama. Işınımlanma. Işın tedavisi. Aydınlatma. Röntgen ışınlarına tutma. Radyasyon yayma işlemi.

Aspersions : Kutsal su serpme. Çamur. İftira.

Tauting : Kasma.

Spreading synonyms : public exposure, exposals, inauguration, promulgation, clearing, scatterings, divulgement, divulgence, widening, distention, circulations, sprawling, strewing, transmission, tensioning, diffusions, inaugurations, fade up, aspersion, dispersers, divarication, dilatations, scattering, publishing, disentangling, denude, staying, dissipations, denudative, clarification, power on, sparger, stretch.

Spreading zıt anlamlı kelimeler, Spreading kelime anlamı

Centralization : Ortaçlık. Merkezlenme. Yönetim, denetim, program hazırlama ve geliştirme ile ilgili eğitim etkinliklerinin bir ya da birkaç merkeze bağlanmasını doğru bulan görüş; bu görüşe dayalı tutum. Bir oluşumun ortaç çevresinde toplanma, yoğunlaşma ya da örgütlenme özelliği. Özekten yönetim. Özeksel yönetim. Merkezileştirme. Merkezcilik. Tekelden yönetime bağlama. Denetimin gittikçe daha az sayıda ve güç yapısının özek noktasında yer alan kişilerin eline geçmesi, ast küme ya da kişilerin karar bağımsızlığıyla yerel özerkliğinin gittikçe azalması süreci. bu özelliği gösteren yönetim biçimi.