Statues türkçesi Statues nedir

Statues ile ilgili cümleler

English: We made statues out of wood.
Turkish: Biz ahşaptan heykeller yaptık.

English: I have several statues in my garden.
Turkish: Bahçemde birçok heykelim var.

English: There are statues in the park.
Turkish: Parkta heykeller var.

Statues ingilizcede ne demek, Statues nerede nasıl kullanılır?

Statuesque : Heykel gibi (kimse). Heykel gibi. Heybetli. Endamlı ve güzel. Vakar.

Statuesquely : Heybetli bir şekilde.

Statuesqueness : Heybetlilik.

Statue maker : Heykeltıraş.

Statue of liberty : Özgürlük anıtı. Amerika'nın sembolü (özgürlük anıtı). New york kıyılarının bitiminde bulunan heykel. Özgürlük heykeli.

Bronze statue : Tunç heykel. Bronz heykel.

Statuaries : Heykeller. Heykeltraşlık. Heykeltıraşlıkla ilgili. Heykeltraş. Heykel. Heykeltıraşlık. Yontuculuk.

Unveil a statue : Bir heykeli halka göstermek. Heykel göstermek. Heykel açmak. Yeni yapılmış olan bir heykelin örtüsünü kaldırmak.

Statue : Heykel. Statü. Yontu. Boy heykeli.

Ancestral statue : Ata yontusu. Ataların anılarını canlı tutmak amacıyla yapılan, atalara ve ölülere tapınmada kullanılan, bu nedenle kutsal sayılan, ağaçtan, taştan, topraktan ve madenden yapılma yontu.

İngilizce Statues Türkçe anlamı, Statues eş anlamlısı

 

Sözcükler, direkt olarak Statues ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Impendence : Yakın olan. Yakınlık. Olmak üzere oluş. Yakın olma ve yakında gerçekleşme durumu. Yakın olma. Yaklaşan.

Unity : İttifak. Uzlaşma. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Bütünlük. Teklik. Birleşme. Ahenk. Anlaşma. Dayanışma. Uyum.

Temporary state : Geçici durum.

Ne plus ultra : En yüksek üstünlük seviyesi. En yüksek mükemmeliyet standardına erişen bir şey. Eksikliği veya kusuru olmama durumu veya niteliği. Kusursuzluk. (latince) mükemmeliyet. Mükemmeliyet. Daha ilerisi olmaz. Üstünlükte son nokta. Son derecesi.

Merchantability : Ticari elverişlilik. Ticarete elverişlilik. Pazarlanabilirlik.

Relationship : Bağ. İlgi. Münasebet. Alaka. İlişki. Dostluk. Yakınlık. İki olay ya da değişken arasında birindeki değişmelerden ötekinin sorumlu tutulabileceği bir bağın bulunması durumu, bk. bağlaşı. Akrabalık bağı. İlişkililik.

Ground state : Fizik, kimya alanlarında kullanılır. Erkesi en düşük birinci nicem durusu. Bir öğeciğin en düşük erkeli, yani en kararlı durumu. Taban hali. Taban duru. Taban durumu. Taban halı. Taban. Temel durum. Temel hal.

Employment : İşlendirme. Görev. Çalıştırma. Çalışma. İş. Geniş anlamda üretim faktörlerinin, dar anlamda ise emeğin üretim sürecinde kullanılması. Hizmet. Meşguliyet. Çalıştırma, işe alma, kullanma. işgücünü kapsayan bölümün çalıştırılması tekniği. Görevlendirme.

Revocation : Geri alınma. Yürürlükten kaldırma. Fesih. Geri alma. İptal. İptal etme. Vazgeçme. Feshetme. Kaldırma. Rücu hakkı.

 

Preparation : Hazırlık. Tedarik. Müstahzar. Basur ilacı. Hazırlanma. Akort yapma. İhzarat. Sahne çalışmasına geçmeden önce oyunun özüne ve biçimine ilişkin olan ön çalışma. yazarın önemli bir olayı inandırıcı yapabilmek için daha önceden bir olayı ortaya çıkaracak- nedenleri gösteren hazırlığı. Hazırlanan ilaç. Bir oyunda gelişecek olayları önceden ortaya atıp onları birden olmuş gibi göstermekten kaçınmak; gelişmelerine inandırıcılık vermek. (sahne çalışmasından önce dramatürgi, sahne düzeni, dekor, giysi, makyaj, sahne tekniği, ışık, efekt v.b.).

Statues synonyms : impendency, activeness, imminentness, italian region, imminency, saving grace, state of grace, forthcomingness, beingness, neotony, canadian province, multivalency, homozygosity, eternal damnation, australian state, state of flux, soviet socialist republic, polyvalency, conditionality, tribalism, imagery, effigy, lifelessness, motion, skillfulness, iconography, statutes, dependency, non issue, existence, heterozygosity, situation, condition.

Statues zıt anlamlı kelimeler, Statues kelime anlamı

Unemployment : Bir toplumda, bir toplumsal kümede çalışma çağındaki nüfusun bir bölümünün istençleri dışında ücretli işten yoksun bulunması durumu. Bir ülkede, bölgede ya da anakentte, çalışma çağındaki insanların bir bölümünün, istençleri dışında, çalışmalıklı bir işten yoksun bulunmaları durumu. Cari ücret düzeyinde emek sunumunun emek istemini aşması durumu. İşsizlik. Coğrafya, iktisat, sosyoloji alanlarında kullanılır. Aylaklık. İşçisizlik. Kişinin herhangi bir nedenle işini yitirmesi ve bir yenisini bulma çabası içine düşmesi durumu.

Being : Bilinçten bağımsız olarak var olan nesnel dünya ya da özdek. Varoluş. Yaratık. Vücut. Mahluk. Yaradılış. Yapı. Yaşam. Varlık.

Motionlessness : Hareketsizlik.

Statues antonyms : activeness, homozygosity, high status, low status, immaturity, employment, nonexistence, union, imperfection, nonbeing, inaction, unskillfulness, inactiveness, heterozygosity, perfection, separation, dystopia, inactivity, motion, maturity, utopia, activity, action, disorder, order, dominant, upper class, middle class, subordinate, lower class.