Swim türkçesi Swim nedir

Swim ile ilgili cümleler

English: "Is he going to swim tomorrow?" "Yes, he is."
Turkish: "Yarın yüzecek mi?" "Evet, yüzecek."

English: Ali asked Mary whether she planned to swim or not.
Turkish: Ali Mary'ye yüzmeyi planlayıp planlamadığını sordu.

English: "When do you swim?" "I swim in July."
Turkish: "Ne zaman yüzersin?" "Temmuzda yüzerim."

English: Ali and I swim together three times a week.
Turkish: Ali ve ben haftada üç kez birlikte yüzüyoruz.

English: Ali and Mary watched John swim laps.
Turkish: Ali ve Mary John'un yüzme turu attığını izledi.

Swim ingilizcede ne demek, Swim nerede nasıl kullanılır?

Swim against the current : Akıntıya karşı küre çekmek. Olmayacak duaya amin demek. Akıntıya karşı yüzmek. Akıntıya kürek çekmek. Burnunun dikine gitmek.

Swim against the tide : Egemen olan görüşe karşı gelmek. Çoğunluğa uymamak. Akıntıya kürek çekmek.

Swim bladder : (balıkta) hava kesesi. Yüzme kesesi. Balığın suyun içinde dengede durabilmesini sağlayan içinde gaz dolu olan organ. Gaz kesesi. Birçok kemikli balıkta çeperi sindirim kanalı ile aynı yapıda, içi hava ve diğer gazlarla dolu olan, hidrostatik denge, solunum, ses çıkarma ve ses almada görevli yapı. yüzme kesesi. Hava kesesi. Birçok kemikli balıkta çeperi sindirim kanalıyla aynı yapıda, içi hava ve diğer gazlarla dolu olan, hidrostatik denge, solunum, ses çıkarma ve ses almada görevli yapı, yüzme kesesi, gaz kesesi.

 

Swim in : İçinde yüzmek.

Swim like a brick : Batmak. Yüzme bilmemek.

Have a swim : Denize girmek.

Swim overarm : Kulaç atarak yüzmek.

Be in the swim : Katılmak. Faal bir sosyal hayatı olmak. Faal bir hayat sürmek. Yer almak. Haberi olmak. Yeralmak. Haberdar olmak.

In the swim : Olup bitenlerden haberi olan. Modayı takip eden. Yüksek sosyetede bulunan.

Be out of the swim : Haberi olmak. Katılmak. Haberdar olmak. Yeralmak.

İngilizce Swim Türkçe anlamı, Swim eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Swim ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Flow : Akıntı. Akıp gitmek. Dökülmek (elbise veya kumaş vb belirli bir şekilde). Akış. Bastırmak. Süzülmek. Bilgisayar, kimya alanlarında kullanılır. Akmak. Debi. Akım.

Stifle : Soluk almasını engellemek. Tıkanmak. Soluk almasını zorlaştırmak. Gelişmesini engellemek. Bastırmak. Bastırmak (bir duyguyu veya isyanı). Tutmak. Boğmak. Zaptetmek.

Douses : Lumbarı kapamak. Sulamak. Dulamak. Söndürmek. Daldırmak. Batırmak. Suya sokmak. Üzerine su serpmek. Suya daldırmak.

Flowed : Basmak. Dolaşmak. Yükselmek (deniz). Akıcı olmak. Dökülmek. Bastırmak. Met halinde olmak. Süzülmek. Akmak.

Sailed : Havada süzülmek. Denize açılmak. Uçmak. Uçurmak. Yelkenli ile gitmek. Gemi ile yol almak. Gururla hareket etmek.

 

Be full : Dolu olmak. Doymuş olmak. Tok olmak. Doymak.

Chokes : Tıkanma. Bastırmak. Boğarak öldürmek. Tıkamak. Nefesini kesmek. Tıkanmak. Baskılamak. Tutmak. Boğmak.

Floated : Dolaşmak. Batmamak. Kurmak (şirket). Piyasaya çıkarmak. Su üzerinde durmak. Süzülmek. Dalgalanmak. Yaymak.

Strangle : Boğazını sıkarak öldürmek. Tutmak. Boğazlamak. Gelişimini engellemek. Gırtlaklamak. Boğarak öldürmek. Boğazını sıkmak. Bastırmak. Boğmak.

Float : Dolaşmak. Görüş almak. Yüzdürücü. İçi boş karaçta ya da yakıtlıkta yakıt düzeyini denetleyen kapalı kutu. Batmadan yüzmek. Su üzerinde durmak. Dalgalanmaya bırakmak (döviz kurunu). Olta, ağ vb. avlanma aracının suda yüzmesini veya orta su kesiminde belli bir derinlikte kalmasını veya yüzmesini sağlamak doğal ve yapay mantar, içi hava dolu plastik, polyester, fiberglas malzeme, ağaç, sertleştirilmiş lastik ve strafor vb malzemelerden yapılandırılmış ve farklı biçimlerde olabile yapılar. Dalgalanmak. Piyasaya çıkarmak.

Swim synonyms : locomote, break water, cascade, sail, drown, dowse, dewed, chop about, gushed, ride, damps, school, fin, backstroke, damped, floats, paddle, dampens, dampen, clogs, lapse, drowns, be asphyxiated, asphyxiate, congests, buoy up, swam, clogged, canting, gush, swimmings, flotation, get over.

Swim zıt anlamlı kelimeler, Swim kelime anlamı

Stay in place : Yerinde kalmak.

Sink : Batmak. Yatırmak (sermaye). Feragat etmek. Eriyebilen kayaçların bulunduğu yerlerde, kimyasal aşınma ile ya da yeraltı inlerinin çökmesiyle oluşan çanak biçiminde basıklıklar ya da dik kenarlı çukurlar. (tava, koyak, kokurdan, düden, obruç olarak da adlandırılır.). Çökmek. Durumu bozulmak. Unutulmak. Lavabo. Güçten kesilmek. İnmek.

Swim ingilizce tanımı, definition of Swim

Swim kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Not to sink. As, the head swims. To float. A gliding motion, like that of one swimming. To be supported by water or other fluid. As, to swim a stream. To pass or move over or on by swimming. As, any substance will swim, whose specific gravity is less than that of the fluid in which it is immersed. To be dizzy. The act of swimming. To have an unsteady or reeling sensation.