Taught türkçesi Taught nedir
- Okutmak.
- Öğretilen.
- Öğretmenlik yapmak.
- Öğretmek.
- Eğitmek.
- Öğrenmeye tabi tutulmuş.
- Göstermek.
- Ders vermek.
Taught ile ilgili cümleler
English: Ali has really taught me many things.
Turkish: Ali gerçekten bana çok şeyler öğretti.
English: Ali and Mary have taught their children to say "excuse me" if they want to interrupt a conversation.
Turkish: Ali ve Meryem çocuklarına, bir konuşmayı bölmek isterlerse "affedersiniz" demeyi öğretti.
English: Ali has taught French for thirty years.
Turkish: Ali otuz yıldır Fransızca öğretti.
English: A Mexican taught him Spanish.
Turkish: Bir Meksikalı ona İspanyolca öğretti.
English: After he had graduated from the university, he taught English for two years.
Turkish: O, üniversiteden mezun olduktan sonra, iki yıl boyunca İngilizce öğretti.
Taught ingilizcede ne demek, Taught nerede nasıl kullanılır?
Be taught : Öğretilmek.
Self taught : Otodidaktik. Kendi kendini eğitmiş. Kendi kendine öğrenilmiş. Otodidakt. Özöğrenimli.
Mistaught : Yanlış öğretilmiş.
Untaught : Okumamış. Eğitilmemiş. Doğuştan olan. Cahil. Öğretilmemiş.
Tau cross : Tau haçı. Haç.
Tauntingly : Alay ederek. Rahatsızlık vererek. Sataşarak. Alayla.
Taunts : Başa kakma. Laf (sataşmak için söylenen alaylı). Azarlamak. Sataşmak. Sataşma. İğneleme. Başına kakmak. Yüzüne vurmak. Alay etmek. Alay ederek sataşmak.
Taunt : Laf (sataşmak için söylenen alaylı). Azarlamak. Sataşmak. Yüzüne vurmak. İğnelemek. Sataşma. Başına kakmak. Alay etmek. Başa kakma. İğneleme.
Taunting : Alay etme. Başa kakan. Alay eden.
Taunter : Alay eden.
İngilizce Taught Türkçe anlamı, Taught eş anlamlısı
Sözcükler, direkt olarak Taught ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.
Connote : Ayrıca bir anlam taşımak. Demek istemek. Anlamına gelmek. Akla getirmek. Delalet etmek. Demeye gelmek. İfade etmek.
Ideal : Mükemmel. İnsan bilinçliliğinin, nesnel olguları öznel tasarımlar, kavramlar, düşünceler biçiminde yansıtması niteliği. Erek. Mefkure. Yetkin örnek. Düşüncel. Hayali. İdeal. Mükemmel şey. Kusursuz.
Evangelise : Hristiyanlığa döndürmek. Hristiyan incil'ini öğretmek veya telkin etmek. Hristiyanlığa devşirme. İncil'in mesajını yaymak. Hristiyanlığa devşirme yollarını aramak. İncil'i öğretmek. İncil'in mesajını öğretmek. Hristiyan yapma. Belirli inanç ve fikirleri paylaşma konusunda diğerlerini ikna etmeye teşebbüs etmek (ayrıca evangelize).
Civilise : Geliştirmek. Uysallaştırmak (ayrıca 'civilize'). Uygarlaşmak. Adam etmek. İşlemek (toprak). Kibarlaştırmak. Evcilleştirmek. Uygarlaştırmak.
Programme : Belli bir sorun türünün özdevimli çözümü için, verilerde ortaya çıkabilecek durumlara göre uygulanacak eylemleri belirten bir çalışma planı. bk. bilgisayar izlencesi. İzlence dergisi. Planlamak. Bir tiyatronun oynadığı oyunları, rol dağılımını, yazarları ve başka bilgileri veren, bazen tiyatro üzerine çeşitli yazıları kapsayan gösteri dergisi. Yazılım. Bir iş, süreç, gidiş ya da uygulamayı düzenleyen tasarımlı çerçeve. Oyun izlencesi. Program. Düzen. Gösteri.
Theme : Konu özeti. Anakonu. Gövde. İzlek. Bir oyunun en kestirme biçimde anlatılabilecek baş olgusu. Bir filmin, bir televizyon oyununun içeriğini, özünü en kısa yoldan özetleyen ana düşünce; dramatik yapının çekirdeği; ilk görüntülerden son görüntülere dek geliştirilip işlenen ana düşünce. Tanıtım müziği. Mevzu. Bir ders programı, bir öğretim ünitesi, bir eğitim etkinliği için temel olarak benimsenen ve yinelenen düşünce ya da konu. Madde.
Notion : Tasım. Bir şey üzerinde birçok ayrı algıları kapsayan genel düşünce. bir olay, bir nitelik ya da nicelik üzerinde oluşan zihinsel imge. kaplamı ve içeriği bir im ya da sözle anlatılarak anlam kazandırılan soyut düşünce. Düşünce. Kavram. Heves. Kanı. Bilgi. Eğitim, gramer alanlarında kullanılır. Nosyon. Görüş.
Inculcating : Talim etmek. Telkinde bulunmak. Kafasına sokmak. Aşılamak. Tekrarlayarak kafasına sokmak. Birşeyi tekrar ederek birinin kafasına yerleştirmek. Telkin etmek.
Rebuke : Azar. Döşenmek. Giydirmek. Azarlama. Azarlamak. Fırça atmak. Sitem etmek. Paylamak. Fırça çekmek.
Demonstrates : Açıklamak. Açıklayarak tanıtmak. Açımlamak. Gösteri düzenlemek. Örnekle açıklamak. Gösteri yapmak. Kanıtlamak. İspatlamak. İspat etmek.
Taught synonyms : express emotion, express feelings, mental object, laugh loudly, express mirth, whimsy, bellylaugh, express joy, cognitive content, betoken, betokening, inspiration, educating, nurture, suggestion, keynote, laugh softly, enlightens, cogitation, breed, indoctrinate, bray, edifies, opinion, teaches, program, construct, instruct, coached, educate, evangelizes, generality, coaches.
Taught zıt anlamlı kelimeler, Taught kelime anlamı
Cry : Feryat. Çığlık atmak. Haykırma. Ağlamak. Bağırmak. Haykırmak. İlan etmek. Ağlama. Bağırmak (hayvan). Haykırış.
Misconception : Yanlış kanı. Yanlış fikir. Yanlış anlama. Kavram hatası. Yanlış yorum. Yanlış kavrama. Yanlış kavram. Kavram yanılgısı.
Conception : Algılanma biçimi. Eğitim, veterinerlik alanlarında kullanılır. Olaylar, düşünceler ya da nesneler üzerinde geliştirilen anlayış, değer ve yargı. Gebe kalma. Konsepşın. Başlangıç. Mefhum. Anlayış. Görüş. Kavrama, anlama yetisi. görüş, anlayış.
Taught ingilizce tanımı, definition of Taught
Taught kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : [Bakınız: Taut].

Bu kısımda Taught kelimesinin türkçesi nedir? ingilizcede Taught ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik olarak hemen sorabilir, daha sonra kısaca ingilizce Taught anlamı, açılımı ya da türkçe kelime anlamı hakkında bilgiler verebilir veya dilerseniz Taught ile ilgili cümleler sözler yazılar ile ingilizce türkçe çeviri sözlük anlamları paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.