That is all türkçesi That is all nedir

  • Hepsi bu.
  • İşin özü bu.
  • Hepsinin özeti.

That is all ile ilgili cümleler

English: That is all right.
Turkish: Anlaşıldı.

English: That is all I have.
Turkish: Sahip olduğum her şey odur.

English: That is all I know about him.
Turkish: Onun hakkında bütün bildiğim odur.

English: "To live is the rarest thing in the world. Most people exist, that is all."
Turkish: “Yaşamak dünyadaki en nadir şeydir. Birçok insan sadece var olur, hepsi bu.”

English: That is all that he said.
Turkish: Onun bütün söylediği odur.

That is all ingilizcede ne demek, That is all nerede nasıl kullanılır?

That : Şu. Ki. İçin. -dığı. Bu kadar. Diye. O kadar. O. -en. -diği.

Is : Bilim adamları için bütün kalıcı metrik sistem (uzunluk, zaman, elektrik akımı, sıcaklık, ışık şiddeti, madde miktarı ve kütle temel ölçü birimleri ile). -dır. Uluslararası sistem. -dir. Olmak.

All : Hep. Tümüyle. Oyunun herhangi bir anında oyuncuların sayı ya da dönem bakımından eşit durumda olduklarını bildiren deyim. Ne var ne yoksa. Her iki taraf. Katışıksız. Her. Tümü. Her şey. Bütün.

That is : Yani.

That is another pair of shoes : Bu tamamen farklı bir konu. Bu kesinlikle ayrı bir konu. Bu başka bir ayakkabı çifti.

That is the ticket : Yol bu. Takip edilecek rota bu. Tarz bu. Çıkış yolu bu. Bilet bu.

 

That is to say : Bu demek oluyor ki. Yani. Bir başka deyişle. Demek ki. Şöyle ki. Bir başka ifadeyle.

That is no concern of mine : Beni ilgilendirmez.

That is another story : Bu başka konu.

That is not the point : Bu marjinal bir nokta. Dip nokta bu değil. Konunun özü bu değil. Esas mesele bu değil. Konu bu değil. Meselenenin kalbi veya özü bu değil.

İngilizce That is all Türkçe anlamı, That is all eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak That is all ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

That does it : İşte bu. Bu son vuruş. Bu yeter. Bu yeterli. Durdur şunu.

This is the end : İşte son anı bu. Bu son. İşte bu.

This is the limit : Bu yeterli. Tepe noktası bu. Limit bu. Zirvesi bu. Sınır bu. İşte bu.

That is the limit : Sınır bu. Bu yeterli. Tepe noktası işte bu. Sınırı bu. En yüksek noktası bu. Son haddi bu.