Wobegone türkçesi Wobegone nedir

İngilizce Wobegone Türkçe anlamı, Wobegone eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Wobegone ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Disillusioned : Hayal kırıklığına uğramış. Farkına varmış. İlüzyon olmayan. Gerçekçi. Kırık. Kırgın. Bozulmuş. İllüzyon olmayan. Realistik.

Dismals : Neşesiz. İç karartıcı durum. İç karartıcı. Kasvetlilik durumu. Depresyon durumu. Sönüklük. Kasvetli. Sönük. Loş ve sıkıntı verici. Kapanık.

Bleak : Tatlı su sardalyesi. Umutsuz. Akkefal. İnci balığı. Kara. Sevimsiz. Kemikli balıklar (teleostei) takımının, sazangiller (cyprinidae) familyasından, 12 cm kadar uzunlukta, pullarını örten gümüşlü bir pigmentin yapay inci olarak kullanıldığı, avrupa ve anadolu ırmaklarında yaşayan bir balık türü. akbalık. Çıplak. Rüzgara açık.

Moving : Hareket etme. Taşınma. Hareketli. Etkili. Hareket eden. Devingen. Hareket ettirme. Dokunaklı. Oynama.

Hurtful : Yaralayıcı. Kırıcı. Acı veren. Zararlı. Ağır. İncitici. Acıtıcı.

Bluer : Keyifsiz. Müstehcen. Canı sıkkın. Morarmış. Çivitlemek. Morali bozuk. Sınav. Çivit. Deniz. Mavi yapmak.

Distressed : Şanssız. Üzüntülü. Endişeli. Sıkıntılı. Yıpranmış. Kahırlı. Tükenmiş. Sıkkın. Talihsiz.

 

Lugubrious : Asık suratlı. Mahzun. Çok sıkıntılı. Hazin. Sıkıntılı. Kasvetli.

Blue : Çivit. Maviye boyamak. Deniz. Çivitlemek. Canı sıkkın. Mavi yapmak. Muhafazakar partili. Umutsuz.

Wobegone synonyms : doloroso, bleaker, lachrymose, deplorableness, disconsolate, bluest, browned off, gone, careworn, mournful, doleful, chopfallen, deplorability, sorrowful, deflated, bygone, dolefuller, distressful, cheerless, woeful, crestfallen, chagrined, down in the dumps, anguished, downcasts, dampy, disgruntled, departed, afflicted, lamentable, dolorous, bleakest, downcast.

Wobegone zıt anlamlı kelimeler, Wobegone kelime anlamı

Future : Gelecek zaman kipi. Fiilin gösterdiği oluş, kılış ve durumun geleceğe bağlı olduğunu belirten zaman. bk. gelecek zaman kipi. İlerki. Vadeli. Müstakbel. Gelecek zaman. İleriki. İstikbal. İleri. Gelecekte olacak şey.

Present : Tanıştırmak. Sunmak. Hediye. Bir filmi gösterici yardımıyla görüntülük üzerine yansıtarak izlenmesini sağlamak; gösterimi gerçekleştirmek. Şimdiki. Şimdiki zaman. Temsil etmek. Halihazır. Tanıtmak. Adamla getirtme.

Joyful : Şatır. Handan. Kıvançlı. Mutlu. Sevinçli. Neşeli. Neşeyle dolu. Sevindirici.