Çıtlatmak nedir, Çıtlatmak ne demek

  • Bir şeyden "çıt" sesi çıkarmak.
  • Bir kimseye, bilmediği bir şeyden ancak sezdirecek kadar söz etmek
  • Antep fıstığının kabuğunu aralamak.
  • İş parçalarının bazı yerlerini oyup çıkarmadan makasla kesmek.

"Çıtlatmak" ile ilgili cümle

  • "Kim bana bu sevdanın sonu çıkmaz olduğunu hafif yollu çıtlatacak olsa kırılarak karşı çıkıyor, çıtlatana düşman kesiliyordum." - N. Cumalı
  • "Asabiyetle parmaklarını çıtlattı." - A. Gündüz

Yerel Türkçe anlamı:

Fıstık gibi şeylerin ağzını, kabuğu yarılacak kadar kırmak.

Çıtlatmak anlamı, tanımı:

Çıtlatma : Çıtlatmak işi.

Çıkarmak : Gidermek. Fotoğraf çektirmek. Sonunu getirmek. İlgisini keserek uzaklaştırmak. Gibi göstermek, bir davranış yüklemek. Bir müzik parçasını notalarıyla çalmak. Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek. Yapmak, üretmek. Sindirim yolundan dışarı atmak, kusmak. Sunmak. Yollamak, göndermek. Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak. Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak. Hatırlamak. Sağlamak, elde etmek. Söylemek. Yayımlamak. Resim yapmak. Göstermek. Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek. Boşaltmak. Bulmak, ortaya koymak. Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek.

 

Aralamak : Aralıklı duruma getirmek, seyrekleştirmek. İki şey arasında açıklık oluşturmak, az açmak. Bitkilerin fazla dal ve çubuklarını kesmek, seyrekleştirmek.

Parça : Tane. Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime. Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey. Pasaj. Nesne. Müzik eseri. Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz. Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri, modül. Güzel, alımlı kız veya kadın.

Çıkarma : Çıkarmak işi, emisyon. Düşman kıyılarına gemi, bot vb.nden asker indirme, asker çıkarma. Dört işlemden biri, çıkarmak işlemi, tarh.

Makas : Bazı eklem bacaklı hayvanların ön ayaklarında bulunan, savunma ve saldırmada kullanılan kıskaç. Çalma, kırpma. Birbirine komşu iki demir yolu hattını hemen bunların uzantısındaki üçüncü hatta bağlamaya yarayan alet. Bir eksen çevresinde dönebilecek biçimde çapraz eklemlenmiş, birbirine bakan yüzleri keskin iki çelik lamadan oluşmuş, arasına yerleştirilen herhangi bir şeyi kesmeye yarayan araç, sındı. Bazı araçlarda üst üste konulmuş birkaç yassı çelikten yay. Üst uçları birbirine bağlı, alt uçları açık olan iki direkten kurulmuş, ağırlık kaldırma düzeni. Çatı ve köprülerde genellikle ağaç veya çelikten yapılan, ağırlığı karşılıklı iki ayağa veya duvara aktaran çatılmış kiriş sistemi. Birbirini kesen demir yolu kavşağı. Dirsek. Mobilyalarda yukarıdan aşağıya doğru açılan kapakları yatay konumda tutmak amacıyla yapılmış mafsallı, kollu kapak aracı. Su topunda iki ayağın teker teker yarım daire biçiminde çevrilmesiyle yapılmış olan bir hareket.

 

Kesmek : Uydurmak, yalan söylemek. İskambil kâğıtlarında destenin üzerinden bir bölümünü kaldırıp öte yana koymak. Ucunu almak. Bölmek, ayırmak. Oyuncuyu takım kadrosuna almamak. Susmak. Hayvanın başını gövdesinden ayırmak, boğazlamak. Bıçak, makas vb. bir araçla bir şeyi ikiye ayırmak, parçalamak, doğramak. Düzgün parçalara ayırmak. Dibinden ayırmak. Son vermek, gidermek. Belirtmek, kararlaştırmak. Geçişi önlemek. Akımı durdurmak. Bir şeyden yoksun bırakmak, vermemek. Azaltmak, güçleştirmek. Karşı cinsten birisini sürekli olarak süzmek, dikkatli bir biçimde bakmak. Rüzgâr, soğuk vb. çok etkili olmak. Kesici bir araçla yaralamak. Yazıyı, filmi kısaltmak. Verilecek şeyin bir bölümünü alıkoyup vermemek. Vahşice öldürmek. Ara vermek. Birini yermek, kötülemek. Hasta organı ameliyatla almak. Para basmak.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Bir : Bu sayı kadar olan. Ancak, yalnız. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Tek. Eş, aynı, bir boyda. Beraber. Aynı, benzer. Sayıların ilki. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bir kez. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Sadece.

Diğer dillerde Çıtlatmak anlamı nedir?

İngilizce'de Çıtlatmak ne demek? : v. hint, drop a hint, give a hint, give smb. to understand, indicate, insinuate, intimate, spring

Almanca'da Çıtlatmak : v. knacken, andeuten, hindeuten, anspielen

Rusça'da Çıtlatmak : v. трещать