Inflict türkçesi Inflict nedir

Inflict ile ilgili cümleler

English: Ali died from a self-inflicted gunshot wound to the head.
Turkish: Ali kafaya kendi açtığı kurşun yarasından öldü.

English: Do you really think Tom's wounds are self-inflicted?
Turkish: Tom'un yaralarının kendi kendine olduğunu düşünüyor musun?

English: A sadist likes inflicting pain; a masochist, receiving it.
Turkish: Bir sadist acı vermekten; bir mazoşist onu almaktan hoşlanır.

English: An interesting record is still preserved of the inhuman cruelties which were inflicted on this admirable young woman in the secret of the prison house where no eye pitied her and where no friendly hand composed her aching limbs.
Turkish: Hiçbir gözün ona acımadığı ve hiçbir sıcak elin onun ağrıyan bacaklarını yatıştırmadığı cezaevinin gizli bölümündeki hayranlık uyandıran genç bir kadına yapılan insanlık dışı zulümlerle ilgili ilginç bir kayıt hâlâ korunuyor.

Inflict ingilizcede ne demek, Inflict nerede nasıl kullanılır?

Inflict punishment on : Ceza vermek. Cezalandırmak.

Inflictable : Zorlanabilir. Acı verebilir. Zor kullanılabilir. Zor koşulabilir. Dayatılabilir.

Inflicted : Zor kullanılmış. Dayatılmış. Zor koşulmuş. Maruz bırakılmış. Kaynaklanan. Zorlanmış. Doğan.

 

Inflicter : Dayatan (başka bir kimseye hoş olmayan bir şey). Zorlayan. Mecbur kılan.

Inflicting : Kaynaklanan. Vurmak. Yüklemek. Yamamak. Çarptırmak. Vermek. Atmak.

Inflictive : Dayatma eğiliminde olan. Zarara neden olan. Zorlayıcı. Zorlama eğiliminde olan. Neden olma veya üretme meyilinde olan (acı sorun kayıp vs).

Self inflicted wounds : Vücutta kasten açılan yara.

Inflight : Bir hava aracıyla seyahat ederken meydana gelen. Havada. Uçuş sırasında.

Skinflicks : Seks filmi.

Self inflicted : Kişinin kendi kendisine yaptığı. Kendi kendine olan. Kendisine yapılan.

İngilizce Inflict Türkçe anlamı, Inflict eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Inflict ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Order : Bilgisayar, bilişim, biyoloji, hukuk, fizik, kimya, iktisat, tarih, ekonomi, uluslararası ilişkiler alanlarında kullanılır. Tertip. Öğelerin, belirlenmiş kurallara göre yerleşim durumu. sıra kavramının tersine, her düzen doğrusal olmak zorunda değildir. Komut. Kimyasal hız denklemlerinde derişiklik çarpanları sayısı. türevsel denklemin en yüksek türevi. Soru ya da sınarlardan oluşan bir gözlem aracında belli kural ya da nicelemelere göre elde edilen dizim. Öğeleri, belirlenmiş kurallara göre yerleştirmek. Üzerinde taşıyanının adı yazılı olan. Sipariş etmek. Kural.

Torture : İşkence yapmak. Eziyet. Zulüm yapmak. Tazip etmek. Eziyet etmek. Çarpıtmak. Zulüm etmek. İşkence etmek. İşkence.

Boff : Osurmak. Gaz çıkarmak. Çarpmak. İçten gelen gülme. Son vermek. Büyük gişe başarısına sahip oyun. Tutulamayan kahkaha. Dizginlenemeyen kahkaha. Seks yapmak.

 

Intercommunicate : Birbiriyle haberleşmek.

Subject : Sinema ve televizyon alıcısının, fotoğraf aygıtının merceğinin, üzerine yöneltildiği ve görüntüsünü saptamayı amaçladığı temel varlık, nesne, görünüm. bu yolda saptanmış olan nesne. öykülü bir filmin ya da televizyon oyununun en kısa biçimde anlatılabilecek olgusu. Bilgisayar, eğitim, gramer, sinema, televizyon, tarih, tiyatro, veterinerlik alanlarında kullanılır. Etmek. Tedavi altına alınan şahıs veya hayvan. Maruz. Maruz bırakmak. Bir deneylemede deneysel değişkenin etkileri altında bırakılarak değişmeleri gözlenen ya da deneye vurulan edilgen birey ya da canlı. bk. katılmacı denek. Özne. Konu.

Foist : Mal kaçırmak. Kakalamak. Bir işi birinin başına yıkmak. Kazıklamak. Yutturmak. Sokuşturmak.

Doctored : Hadım etmek. (üzerinde veya içeriği ile) oynanmış. (içeriği) değiştirilmiş. Onarmak. Tedavi etmek. Üzerinde oynama yapmak. Sulandırmak. Değiştirmek. Doktorluk yapmak.

Be wormwood to : Acı gelmek.

Bang : Küt diye çarpmak (argo terim). Sevişmek. Gürültülü bir şekilde vurmak. Çarpma sesi. Gürültü yapmak. Güm diye çarpmak. Küt diye çarpmak. Yatmak. Çarpmak.

Inflict synonyms : prescribe, clamour down, catapulting, afforded, cast aside, cashiering, clamor down, beats, burthens, catapult, palm off, cast out, downstream load, bullied, subjects, darn, burdened, distresses, inflicting, doctoring, beat, harrow, agitate, ascribes, grind, mends, doctor, visits, bludgeoned, obtrude, ascribe, be reflected, batters.

Inflict ingilizce tanımı, definition of Inflict

Inflict kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : To inflict severe pain by ingratitude. To apply forcibly. To inflict a wound with a dagger. As, to inflict blows. To send. To give, cause, or produce by striking, or as if by striking. To cause to bear, feel, or suffer. To inflict punishment on an offender. To inflict the penalty of death on a criminal. To lay or impose.