Intensive türkçesi Intensive nedir

  • Pekiştirmeli.
  • İntansif.
  • Aşırı.
  • Yoğun.
  • Pekiştirilmiş kelime.
  • Gramer alanında kullanılır.
  • Türkçede ad, sıfat ve zarf soylu sözlerin açık veya kapalı ilk hecelerinin p, m, r, s ünsüzlerinden biriyle kapatılması ve meydana gelen hecenin, o kelimenin başına eklenmesiyle, benzer hecelerin tekrarı esasına dayanılarak kurulan ve bu yolla ilgili olduğu adın veya fiilin taşıdığı anlamı yoğunluk bakımından güçlendiren kelime: || durum yüzünden zaten sarsılan şerif, handan'ın artık kendisine bambaşka bir gözle baktığını fark eder etmez büsbütün çileden çıktı; bir şeyler yapabilmek hırsıyla yanmaya başladı (t. buğra, dönemeçte, s. 140). en tatlısı kapıyı, pencereyi sımsıkı kapatıp eski yaşantıyı sürdürmekti (t. buğra, göst. e., s. 88). donuk yüzü pembeleşmiş, o her zamanki kıpkırmızı dudakları ise aksine uçuk bir renk almıştı… (r. h. karay, memleket hikayeleri, s. 125). bir haftadır kupkuru kesildi kurabiyeler (p.safa, matmazel noraliya'nın koltuğu, s. 22) vb. || pekiştirilmiş kelimelerde anlamı daha da güçlü kılmak için ek yığılması olayında görüldüğü gibi, pekiştirme öncesi ile asıl kelime arasında bir (a) ünlüsü daha eklenir: sap-a-sağlam, cep-e-çevre gibi. geçirdiği korkunç kazaya rağmen arabadan sap-a-sağlam çıkabildi. gittikleri yerde etrafları çep-e-çevre sarılmıştı vb. bk. pekiştirme ve pekiştirme ünlüsü.
  • Yoğunlaştırılmış.
  • Entansif.
  • Şiddetli.
 

Intensive ile ilgili cümleler

English: Ali is still in intensive care.
Turkish: Ali hala yoğun bakımda.

English: The hospital restricts the number of visitors who can enter the intensive care unit.
Turkish: Hastane yoğun bakım ünitesine girebilen ziyaretçi sayısını kısıtlıyor.

English: I've started exercising more intensively for a shorter amount of time.
Turkish: Ben kısa bir süre için daha yoğun tartışmaya başladım.

English: Ali is in intensive care.
Turkish: Ali yoğun bakımda.

English: We need to work more intensively and effectively.
Turkish: Daha yoğun ve etkili çalışmamız gerekiyor.

Intensive ingilizcede ne demek, Intensive nerede nasıl kullanılır?

Intensive agricultural farming : Yoğun tarımsal üretim. Yoğun tarıma dayalı olarak yapılan üretim.

Intensive agricultural production : Yoğun tarıma dayalı olarak yapılan üretim. Yoğun tarımsal üretim.

Intensive agriculture : Yoğun tarım. Yoğunlaştırılmış tarım. Daha fazla ürün elde etmek amacıyla ekstra para ve işgücü harcanılan tarım. Tarımsal alanda göreli olarak daha çok sermaye ve işgücü kullanılarak gerçekleştirilen ve bir yılda birden çok aynı ya da farklı ürünün alındığı tarımsal etkinlik. krş. yaygın tarım.

Intensive agriculture farming : Yoğun tarıma dayalı olarak yapılan üretim. Yoğun tarımsal üretim.

Intensive agriculture production : Yoğun tarımsal üretim. Yoğun tarıma dayalı olarak yapılan üretim.

 

Intensive property : Özdeğin uzam ve nicelliğine bağlı olmayan özellik; uzamsal özelliğin tersi. (örn. sıcaklık, yeğinsel özellik olduğu halde ısı kapsağı (yığa), uzamsal bir özelliktir). Fizik, kimya alanlarında kullanılır. Yeğinsel özellik. Büyüklüğü, bulunduğu dizge ya da nesnenin niceliğinden bağımsız olan basınç, sıcaklık gibi özellik. İntensif özellik. Büyüklükten bağımsız özellik.

Intensive farming : Coğrafya, iktisat alanlarında kullanılır. Yoğun tarım. Tüm tarımsal olanakları uygulayarak en yüksek verimi elde etmeyi amaçlayan tarım yöntemi, bk. kaba tarım. Entansif tarım. Tarımsal alanda göreli olarak daha çok sermaye ve işgücü kullanılarak gerçekleştirilen ve bir yılda birden çok aynı ya da farklı ürünün alındığı tarımsal etkinlik. krş. yaygın tarım.

Intensive production : Entansif üretim. Her birim üretim aracında mümkün olan bir düzeyde en fazla verimi alma. hayvan yetiştiriciliğinde hayvandan bilim ve tekniğin tüm olanaklarını kullanarak en yüksek düzeyde verim elde etme.

Intensive care unit : Ameliyattan sonra hastalar çok yoğun bakım uygulanan hastane birimi. Yoğun bakım ünitesi. Yoğun bakım servisi. Yoğun bakım.

Intensive sampling : Yoğun örnekleme. Entansiv örnekleme.

İngilizce Intensive Türkçe anlamı, Intensive eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Intensive ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Accusative : İsmin -i haline ait. İsmin -i hali. İsmin i hali. İsmin -i halindeki sözcük. İsmin -i halindeki sözcük grubu. Geçişli fiil taşıyan bir cümlede fiilin doğrudan doğruya etkilediği yani fiildeki işlevin etki bakımından üzerine yüklendiği adın içinde bulunduğu durum. türkçede bu durum ya eksiz yahut da yalın veya iyelik ekleriyle genişletilmiş adlardan sonra gelen +(y)ı/+(y)u eki ile karşılanır: iş bulmak, görüş bildirmek, yol sormak, ağaçlar+ı budamak, yaka+yı kurtarmak, okul+u bitirmek, istedik+im+i getirdi; yazdıklarınız+ı okudum, görünüş+ü koruyunuz gibi. ancak, bu ek üçüncü şahıs teklik ve çokluk iyelik eklerinden sonra araya bir zamir n’si alarak +nı/+nu biçimine girer; arkadaşımın yeni ev+i+ni gezdim. artık yuva+sı+nı kurmaya çalışıyor; bildik+leri+ni anlattı, yorulduğ+u+nu görmedim vb. Belirtme durumu. Yükleme durumu. İsmin -i halindeki.

Blistering : Aşırı hararetli veya şiddetli. Öfkeli. Haşin. Çok kızgın. Sert. Sinirli. (sporda) çok hızlı veya güçlü veya etkileyici. Bunaltıcı derecede sıcak.

Crashing : Hızlı. Çarpışma. Çarpma. Seri.

Burning : Yakış. Önemli. Yakma. İvedi. Mühim. Ateşli. Yakıcı. Yanma. Büyük.

Densest : Negatifi şeffaf olmayan (fotoğrafçılık terim). Sıkışık. En yoğun olanı. Kalın. Koyu. En kalın olanı. Kalın kafalı. En koyu olanı. Sık.

Acutes : Güçlü. Zeki. Dar. Açıkgöz. Sivri. Akut. Ağır. Keskin.

Bitter : Barut gibi. Yakıcı. İliklere işleyen. Kinin ve diğer bazı alkoloitlerle kafein gibi değişik maddelerin, suda seyreltilmiş çözeltilerinin oluşturduğu tat veya bu tadı veren saf veya karışık maddelerin duyusal özelliği. Acılık. Keskin. Sert. Acılı. Üzücü.

Ablative : Çıkma durumu. Den halindeki. Den hali. İsmin -den halindeki. Ergiyen. Ayrılma hali. Kelime gruplarında ve cümlede, fiilin gösterdiği oluş ve kılışın kendisinden uzaklaştığını göstermek için kullanılan ad durumu: ikisinde de aynı sebeplerden gelme derin bir hüzün vardı (p. safa, şimşek, s. 34). önlerinden geçtiğimiz bütün bu yalılar, mehtaplık halleriyle, bizi guya bir «elite» bulunduğuna inandırıyordu (a.ş. hisar, boğaziçi mehtapları, s. 133). gençlikte önümüzde atinin bitmez mesafeleri gibi serilen bütün zamanlar elimizden ne kadar çabuk geçiyor. (göst.e. s. 225). fatmayı derinden beri daldığı içlenmelerden, unutulmanın acılarından, en keskin hareketle geçirmek için bu kadarı kafiydi (a.h. tanpınar, huzur, s. 77). tanıdığı adamdan bu odada ne vardı? maddenin ıstırabından başka hemen hemen hiçbir şey (göst.e., s. 324) vb. İsmin -den hali. Buharlaşan. Ablatif.

Adjectival construction : Sıfat tamlaması. Somut, soyut adları ve kavramları çeşitli yönleriyle nitelemek veya belirtmek maksadıyla ve ona bağlı sıfatın tamlama dizilişinde oluşturduğu söz grubu. bu dizilişte sıfat tamlayan, sıfat tarafından nitelenen veya belirtilen ad tamlanan görevindedir: evet, pekala biliyorum ki, bir gün ben her şeyi bırakıp bu küçük yola dalarsam onun bittiği yerde bütün saadet ve hasretlerimi, eski yaşanmış rüyalarımı bulacağım, temiz, yepyeni, mesut bir adam olacağım (a. h. tanpınar, abdullah efendinin rüyaları: bir yol, s.123). bu kötü günlerinde gülsüm’e bir ana gibi bakıyordu (r.n. güntekin, kızılcık dalları, s.29). tahir ağa, bugüne kadar üç nesil yetiştirmişti (r. n. güntekin, göst.e., s.29). sonra kızgın, dumanlı bir grup oldu; ezan sesleri arasında kısık, uyuşuk lambalar birer birer yanıp kasabayı kasvetli bir gece sardı (r.h.karay, memleket hikayeleri: şeftali bahçeleri, s.33). ben bu rüyayı on yedi yaşımda iken görmüş ve onu senelerce şehir şehir, sokak sokak aramış, daha ilk karşılaşmamızda, göğsüm daralarak: “işte bu odur!” demiştim (t. buğra, yarın diye bir şey yoktur, s. 35) vb.

Abstract noun : Soyut isim. Soyut fikir veya kavram temsil eden isim (örneğin, bağımsızlık, öfke, aşk). Oyut ad. Soyut ad. Varlığı düşünce yoluyla kabul edilen ve söylendiğinde, zihinde belli bir görüntü veya tasavvur uyandırmayan kavramın adı: soy, ün, düz, korku, söz, bilgi, gönül, kötülük, güzellik, doğruluk vb. karşıtı somut ad’dır.

Intensive synonyms : active voice, acutest, encyclopediac, active verb, intense, confoundedly, compacted, enhanced, burnings, ablaut, fervid, actif, increased, bitterest, astringent, bittering, condensed, acute, acuter, astronomical, bitterer, adams apple, accent of group, brutal, awfully, compressional, brutishly, adjektive, accent intensive, crasser, concentrated, busiest, breakneck.

Intensive zıt anlamlı kelimeler, Intensive kelime anlamı

Mild : Ilıman (iklim). Yumuşak. Kibar. Küçük yumru. Yavaş. Ilık. Nazik. Halim. Ilıman. Zarif.

Extensive : Geniş ölçüde yapılan. Engin. Geniş. Uzatılmış. Kapsamlı. Geniş alan. Geniş çaplı. Ekstansif. Büyük. Yaygın.

Intensive ingilizce tanımı, definition of Intensive

Intensive kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Stretched. Designating, or pertaining to, any system of farming or horticulture, usually practiced on small pieces of land, in which the soil is thoroughly worked and fertilized so as to get as much return as possible. An intensive verb or word. That which intensifies or emphasizes. Admitting of intension, or increase of degree. Opposed to extensive. That can be intensified.