Accentuate türkçesi Accentuate nedir

  • Önemle belirtmek.
  • Vurgulu okumak.
  • Önem vermek.
  • Üzerinde durmak.
  • Vurgulamak.

Accentuate ile ilgili cümleler

English: In Esperanto, the second-to-last syllable is accentuated.
Turkish: Esperanto'da sondan ikinci hece vurguludur.

Accentuate ingilizcede ne demek, Accentuate nerede nasıl kullanılır?

Accentuated : Vurgulamak. Üzerinde durulan. Üzerinde durmak. Vurgulanmış. Üzerinde durulmuş. Vurgulu okumak. Vurgulanan.

Accentuates : Vurgulu okumak. Önemle belirtmek. Vurgulamak. Önem vermek. Üzerinde durmak.

Unaccentuated : Tonlanmayan. Vurgulanmayan. Üzerinde durulmayan.

Accentuating : Vurgulamak. Vurgulu okumak. Vurgulayan. Üzerinde durmak. Vurgulama.

Accentuation : Ahenk vurgusu. Vurgulu okuma. Harekeleme. Önemle belirtme. Vurgu. Ahenk durağı ile birbirinden ayrılmış kelime öbeklerinde, çok kez vurgulu hece üzerine düşen ve anlamı güçlendirmek üzere onun şiddetini artıran vurgu: ey türk gençliği/ birinci vazifen/ türk istiklalini/ türk cumhuriyetini/ ilelebet muhafaza/ ve müdafaa etmektir./ mevcudiyetinin/ ve istikbalinin/ yegane temeli/ budur./ bu temel/ senin/ en kıymetli hazinendir. (m.k. atatürk, nutuk, s. 607). || dur yolcu/ bilmeden gelip bastığın || bu toprak/ bir devrin/ battığı yerdir. || eğil de kulak ver/ bu sessiz yığın || bir vatan kalbinin/ attığı yerdir. (n.h. onan, çakıl taşları, ant., s. 921) vb. Belirtme. Vurgu işaretleri koyma. Vurgu işaretlerini koyma.

 

Accentuator : Konuşmasını vurgu ile telaffuz eden kimse. Vurgulama devresi. Aksentuvator. Önemini belirten kimse. Vurgulayan kimse.

Accentually : Aksana uygun bir şekilde. Aksana uygun bir biçimde. Aksan veya vurgu ile ilgili olarak.

Accent of group : Kelime vurgusunun yerine iki veya daha çok kelimeden oluşan bir kelime grubunda, yoğunluğu kelime vurgusundan daha güçlü bir vurgunun yer alması: ‘pencere perdesi; ço’cuk arabası; ‘mor menekşe; ‘yarın geleceğim; ‘nasıl bir iş vb. Grup vurgusu.

Accent color : Diğer renk.

Accentual : Önemi belirtilen. Vurgulu. Vurgu ile ilgili ve vurgu ile nitelenen. Vurgulanan.

İngilizce Accentuate Türkçe anlamı, Accentuate eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Accentuate ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Highlight : -e dikkati çekmek. Altını çizmek. Aydınlatmak. Bilgisayar, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. İlginç olay. İlgi çekici olay. Önemli olay. Parlak nokta. Belirtmek (altını çizerek). En önemli bölüm.

Heed : Önemseme. Dikkat etmek. Bakmak. Aldırma. Sakınmak. Aldırmak. Dikkat etme. Dikkat. Kulak vermek.

Pronounce : Duyurmak. Söylemek. Bildirmek. Ayıtmak. Tefhim etmek. Resmen bildirmek. Resmi eda ile söylemek. Telaffuz etmek. İlan etmek. Fikrini söylemek.

Consider important : Mühimsemek.

Brought out : Piyasaya yeni mal sürmek. Görülmesini sağlamak. Belli etmek. -i açmak. Meydana çıkarmak. Piyasaya sürmek. Ortaya çıkarmak. Yayınlamak. Yayımlamak.

Play down : Önemsizleştirmek. Hafifsemek. Önemini azaltmak. Önemsememek.

 

Bring out : Çıkarmak. Belli etmek. Meydana çıkarmak. Yayınlamak. -i açmak. Yapmak (yeni bir şeyi). Piyasaya sürmek. Ortaya çıkarmak. Üretmek.

Feature : Ön plana çıkarmak. Önemli bir öğesi olmak. Özellik. İçermek. Özellik taşımak. Yayınlamak. -e ağırlık vermek. Belirtmek.

Stressing : Baskı yapmak. Sıkıştırmak. Tonlamak.

Enounce : Öne sürmek. Resmen ilan etmek. Beyan etmek. Açıkça belirtmek. Bildirmek. İfade etmek. Söylemek.

Accentuate synonyms : topicalize, re emphasize, ram home, re emphasise, point up, press home, care, show, emphasizes, emphasize, accenting, discourse, attach importance, accentuated, keynote, elaborate, have a high opinion of, accentuates, background, discoursing, cared, dwell on, give point to, emphasized, set off, featuring, underline, stressed, sound out, stresses, keynotes, accentuating, elaborates.

Accentuate zıt anlamlı kelimeler, Accentuate kelime anlamı

Play up : Daha yüksek sesle çalmak. Abartmak. Oyun oynamak. Elinden gelenin en iyisini oynamak (spor terimi). Daha sesli çalmak. Yaramazlık etmek. Üzerinde durmak. Belirtmek. Sorun çıkarmak. Vurgulamak.

Foreground : Ön plan. Ön. Ön plana almak. Önplan. En öndeki görüntü. Önalan. Bilgisayar, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Görünçlüğün önündeki bölüm; öne düşen yerler. dip karşıtı. bazı ikinci, üçüncü sınıf sinemalarda görüntülüğe en yakın sıralar.

Accentuate ingilizce tanımı, definition of Accentuate

Accentuate kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : To pronounce with an accent or with accents.