Afford türkçesi Afford nedir
- Satın almaya gücü yetmek.
- Durumu el vermek.
Afford ile ilgili cümleler
English: Ali and Mary can't afford to buy a house.
Turkish: Ali ve Mary bir ev almayı göze alamıyor.
English: Ali and all his friends can easily afford to buy new cars every year.
Turkish: Ali ve bütün arkadaşları her yıl kolayca yeni arabalar satın alabilirler.
English: A car, you say! He can't even afford to buy a sack of onions.
Turkish: Bir araba, diyorsun! Onun parası bir torba soğan satın almaya bile yetmez.
English: Ali can afford to eat at expensive restaurants every day.
Turkish: Ali pahalı bir restoranda her gün yemek yiyebilir.
English: After she lost her job, she couldn't afford to feed her dogs, so she gave them away.
Turkish: O, işini kaybettikten sonra, köpeklerini besleyemedi, bu yüzden onları birine hediye verdi.
Afford ingilizcede ne demek, Afford nerede nasıl kullanılır?
Afford assistance : Yardım etmek.
Can afford to : Gücü yetebilmek. Maddi açıdan parası yetmek. Kendine zaman ayırabilmek.
Cannot afford it : Kendine izin verememek. Yeterli parası olmamak.
I cannot afford it : Çok zor. Ben bunu karşılayamam. Çok pahalı. Bütçem yeterli değil.
Cannot afford : Ulaşabileceğinin ötesinde olmak. Gücü yetmemek. Kendine izin verememek.
Staffordshire bull terrier : Staffordshire bull teriyeri. İngiltereden köken alan, 1 yüzyılda buldok ile zamanın teriyer ırkı köpeklerinin birleştirilmesiyle elde edilmiş, 1800'lerin başında amerika'ya götürülmüş, ingilterede kalanların daha küçük yapılı olanların kulak kesimine izin verilmeyerek geriye doğru kıvrık veya yarı dik kulakları ırk özelliği olarak kabul edilmiş, vücudu güçlü ve kaslı, boyutlarına göre oldukça kuvvetli ve hızlı, çenesinin kuvvetiyle ünlü, gözleri yuvarlak ve kahverengi, burun ucu siyah, kürkü parlak ve kısa, sık ve düz tüylerden oluşan, rengi siyah, mavi, açık kahverengi, bantlı veya beyaz desenli, çok kuvvetli, ürkütücü bir görüntüye ve pit bullla karışan kötü bir üne sahip olsa da oyuncu, sevgi dolu, sıcakkanlı ve itaatkar bir yapıda, zeki fakat biraz inatçı, korkusuz, hareketli ve son derece meraklı, arkadaş, bekçi köpeği olarak yetiştirilen köpek ırkı.
Affording : Göze almak. Çıkışmak. Vermek. Zamanı olmak. Gücü yetmek. Satın almaya gücü yetmek. Maddi gücü yetmek. Zaman ayırabilmek. Parası yetmek. Karşılamak (parasal olarak).
Unaffordable : Çok pahalı. Satın alınamaz. Güç yetirilemez. Görünür alternatifler içerisinde olmayan. El yakan. Para yetirilemez. Pahalı.
Afforded : Satın almaya gücü yetmek. Karşılamak (parasal olarak). Vermek. Zamanı olmak. Gücü yetmek. Parası yetmek. Göze almak. Çıkışmak. Bulabilmek. Maddi gücü yetmek.
Affordably : Uğraşılır bir halde. Maddi olarak gücü yeter bir biçimde. Finansal anlamda karşılanabilir bir şekilde. Satın alınabilir bir şekilde. Ekonomik bir şekilde.
İngilizce Afford Türkçe anlamı, Afford eş anlamlısı
Sözcükler, direkt olarak Afford ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.
Furnish : Sağlamak. Vermek. Mobilya döşemek. Tedarik etmek. Tefriş etmek. Döşemek. Sunmak. Teçhiz etmek. Donatmak. Dekorasyon yapmak.
Expend : Sarf etmek. Sarfetmek. Vermek. Bitirmek. Harcamak. Tüketmek.
Render : Etmek. Çevirisini yapmak. Etmek (iyilik veya hizmet veya yardım veya teşekkür). Vermek. Duruma getirmek. Çevirmek. Eritmek (yağ). İlk kat sıva sürmek. Sunmak. -leştirmek.
Open up : -e açmak. Söz açmak. Ateş açmak. Geliştirmek. Başlatmak. Açmak. Çenesi düşmek. Deşmek. Oyuncunun (gövdesini seyirciye doğru döndürmesi. Açılmak.
Yield : Karşı koyamamak. Bel vermek. Esnemek. Yerini bırakmak. Kabul etmek (bir şeyin doğru olduğunu). Kazanç sağlamak. Birim zamanda birim alandan elde edilebilecek ürün miktarı. Bir yatırımdan veya taşınır değerden elde edilen gelir. Teslim olmak. Getiri.
Allow for : Müsamaha göstermek. Biraz daha beklemek. Tolerans göstermek. İmkan tanımak. Öngörmek. Hesaba almak. İzin vermek. Göz önünde bulundurmak. Yer vermek. Hesaba katmak.
Spend : Geçirmek (geceyi vb). Borç karşılığı ödeme, mal ve hizmetler karşılığında para ya da başkaca bir değer verme. mal ve hizmetlerin para ile tanımlanan değeri. Kasasından çıkmak. Etkisini azaltmak. Sarfetmek. Giderleme. Para harcamak. Sperm dökmek (balık). Geçirmek (vakit). Yemek.
Give : Tanımak. Ödemek. Bulaştırmak. Esnemek. Koparmak. Bel vermek. Gitmek. Armağan etmek. Eğilmek. Uçlanmak.
Leave : Ayrılmak (sevgileden vb). İzin. Müsaade. Bakımına bırakmak. Veda. Çıkmak. Kalkmak. Vazgeçmek. Ruhsat. Terketmek.
Allow : Müsaade etmek. Bırakmak. İmkan vermek. Sağlamak. İndirim yapmak. İzin vermek. Hesaba katmak. İtiraf etmek. Ayırmak. Düşünmek.
Afford synonyms : drop, open, supply, provide.
Afford ingilizce tanımı, definition of Afford
Afford kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Olives afford oil. The earth affords fruit. The sea affords an abundant supply of fish. To give forth. To supply, yield, or produce as the natural result, fruit, or issue. As, grapes afford wine.

Bu kısımda Afford kelimesinin türkçesi nedir? ingilizcede Afford ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik olarak hemen sorabilir, daha sonra kısaca ingilizce Afford anlamı, açılımı ya da türkçe kelime anlamı hakkında bilgiler verebilir veya dilerseniz Afford ile ilgili cümleler sözler yazılar ile ingilizce türkçe çeviri sözlük anlamları paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.