Aksak nedir, Aksak ne demek
Aksak; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.
- Aksayan, hafifçe topallayan.
- İyi gitmeyen, iyi işlemeyen.
- Türk müziğinde kıvrak bir usul.
- Eski Yunan ve Latin şiir ölçüsünde, sondan bir önceki hecesi kısa olacak yerde uzun olan dize

"Aksak" ile ilgili cümle
- "İşin aksak yönü."
Yerel Türkçe anlamı:
Koyunun tırnağı arasında meydana gelen ve çakı ile kesilerek yerine tuz basılan şişkinlik, çıban.
Mercimek ufağı.
Edebi terim anlamı:
Eski Yunan ve Lâtin tartısında, sondan bir önceki hecesi kısa olacak yerde uzun olan bazı dizelere denir.
Fransızca'da Aksak ne demek?:
saccadé, bot, scazon
Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:
Ankara kenti, Kızılcahamam ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.
Aksak anlamı, tanımı:
Aksak eşekle yüksek dağa çıkılmaz : "eksik aletle sağlıklı iş yapılmaz" anlamında kullanılan bir söz.
Ağır aksak : Yavaş. Kesintili, düzensiz. Klasik Türk müziğinde bir usul. Yavaş ve düzensiz bir biçimde.
Yürük aksak : Aksak usulünün en hareketlisi.
Raks aksağı : Klasik Türk müziğinde bir küçük usul.
Türk aksağı : Klasik Türk müziğinde bir küçük usul.
Aksakal : Ermiş, evliya. Köyün veya mahallenin ihtiyar heyetinde olan kimse. Bir meslekte yaşça, kıdemce ileride ve yetenek bakımından üstün niteliğe sahip olan kimse, duayen.
Aksaklık : Aksak olma durumu.
Kötürümden aksak hiç yoktan torlak yeğdir : "kusurlu da olsa bir şeyin elde bulunması, hiç bulunmamasından daha iyidir" anlamında kullanılan bir söz.
Hafif : Çok dik olmayan (sırt, yokuş). Gücü az olan, belli belirsiz. Önemli olmayan. Güç veya yorucu olmayan, kolay. Etkisi az olan, sert karşıtı. Ağırbaşlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa. Miktarı az, sindirimi kolay (yiyecek). Tartıda ağırlığı az gelen, yeğni, ağır karşıtı. Sıkıntısız, ferah, rahat olarak. Kalınlığı veya yoğunluğu az olan.
Topal : Bacağındaki sakatlık sebebiyle seker gibi veya iki adımda bir, bir yana eğilerek yürüyen (insan veya hayvan). Ayaklarından biri kısa olan (nesne).
İşlem : Nakit veya menkul değerleri kullanarak alım satım, takas, borçlanma vb. piyasa hareketi. Bir işi sonuçlandırmak için yapılmış olan iş veya uygulamaların hepsi, muamele, muamelat. Madde üzerinde her türlü değişim yapma işi, muamele. Bir amaca ulaşmak için tutulan yol, prosedür. Sayıları karşı karşıya getirip belirli birtakım kurallara uygun olarak birbiri üzerine etkilendirme yöntemi. Ham veya ara malları ve maddeleri fiziksel, kimyasal değişikliklerle daha uygun, kullanılır duruma getirme, muamele.
Yunan : Yunanistan'da yaşayan veya Yunanistan halkından olan kimse, Yunanistanlı, palikarya.
Latin : İtalya'da Latium bölgesi halkından olan kimse. Latin halkları.
Şiir : Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan, hece ve durak bakımından denk ve kendi başına bir bütün olan edebî anlatım biçimi, manzume, nazım, koşuk. Düş gücüne, hayale, imgeye, gönle seslenen, anı, duygu, coşku uyandıran, etkileyen şey.
Ölçü : Değer, itibar. Bir niceliği, o nicelik için kabul edilmiş birimlerden birine göre oranlayarak değerlendirme, mizan. Bir şiirdeki dizelerin hece ve durak bakımından denk oluşu, vezin. Aşırı olmama, ılımlı, uygun olma durumu. Ölçme sonucu bulunan rakam. Ölçüt. Belirlenmiş boyut. Bu değerlendirmede kullanılan birim, ölçme birimi. Bir ezginin eşit bölümlere ayrılışı.
Hafifçe : Hafif olarak, hafif bir biçimde, belli belirsiz.
İyi : Bol, çok, aşırı. Uğurlu, hayırlı, iyilik getiren. Esen, sağlıklı. Yerinde, uygun. Yeterli, yetecek miktarda olan. Doğru olan. Öğrencinin değerlendirilmesinde kullanılan orta ile pekiyi arasındaki not. İstenilen, beğenilen, yerinde, yararlı, uygun bir biçimde. İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı.
Türk : Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimse. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse.
Kıvrak : Canlı, hareketli, atik. İnce tülbent veya ipekli başörtüsü. Yerli dokuması kara bezden yapılmış köylü kadın yeldirmesi. Güzel, şık, yakışıklı. Aceleci. Akıcı, işlek.
Bir : Aynı, benzer. Bu sayı kadar olan. Sadece. Sayıların ilki. Ancak, yalnız. Eş, aynı, bir boyda. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bir kez. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Beraber. Tek.
Usul : Bir amaca erişmek için izlenen düzenli yol, tutulan yol, yöntem, tarz. Alçak sesle. Klasik Türk müziğinde tempo. Kökler, asıllar. Bilimde belli bir sonuca erişmek için, belli ilke ve kurallara göre izlenen yol, metot. Bir kimsenin ana, baba, dede ve nineleri. Bir yasama veya idare işleminin hazırlanması, yapılması veya yürürlüğe konması sırasında uyulması gereken hükümler ve izlenecek yollar. Yavaş bir biçimde.
Aksak adım : Dansçının beşinci duruşla başlayıp bir bacağını kaydırarak kırk beş derecelik bir açıyla kaldırması ve öbür ayağını, kaldırdığı havadaki ayağına çarptırması.
Aksak döğüşü : İki kişinin tek ayak üstünde, kollar göğüste kavuşuk durumda birbirlerini itme ve aldatma ile dengelerini bozarak öteki ayaklarını bastırmaya çabalamaları biçiminde yaptıkları eşli alıştırma.
Aksak rekabet : Tam rekabet koşullarından en az birinin aksaması durumda geçerli olan rekabet.
Aksak rekabet piyasası : Tam rekabet piyasası koşullarından en az birinin sağlanamadığı piyasa.
Aksakarca : Dağ tepelerinde görülen beyaz bulut.
Aksaklar : Bolu şehrinde, Göynük ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Düzce ilinde, Yığılca ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Kütahya şehrinde, Gediz ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.
Aksaklı : Eskişehir ilinde, Seyitgazi belediyesi, merkez bucağına bağlı bir bölge. Kırşehir şehrinde, Mucur ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Konya kenti, Obruk nahiyesine bağlı bir yer. Trabzon şehri, Beşikdüzü ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer.
Aksaklık giderici bakım : Koçuyucu bakım ya da sürekli bakım hizmetleri dışında, saptanan aksaklıkları gidermeye yönelik ivedi bakım, onarım.
Aksaklık süresi : Bir dizgenin herhangi bir nedenle kullanılamaz durumda bulunduğu toplam süre.
Aksak ile ilgili Cümleler
- Kötürümden aksak, hiç yoktan torlak yeğdir.
- Bir aksaklık vardı.
- Bir aksaklık daha var.
- Bu aksak.
- Bu aksaklığa rağmen organizasyon gayet iyiydi.
- Bu oldukça aksak.
- Çok aksak.
Diğer dillerde Aksak anlamı nedir?
İngilizce'de Aksak ne demek? : adj. lame, limping, lopsided, game, gammy, halting, hipshot, palsied
Fransızca'da Aksak : boiteux/euse, éclopé/e
Almanca'da Aksak : adj. lahm
Rusça'da Aksak : n. хромой (M)
adj. хромой

Bu kısımda Aksak nedir? Aksak ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Aksak tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Aksak hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.