Usul nedir, Usul ne demek
Usul; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de zarf olarak kullanılır. kökeni arapça dilinden gelmektedir.
- Kökler, asıllar.
- Bir kimsenin ana, baba, dede ve nineleri.
- Yavaş bir biçimde.
- Bir yasama veya idare işleminin hazırlanması, yapılması veya yürürlüğe konması sırasında uyulması gereken hükümler ve izlenecek yollar

- Bilimde belli bir sonuca erişmek için, belli ilke ve kurallara göre izlenen yol, metot.
- Klasik Türk müziğinde tempo.
- Alçak sesle.
- Bir amaca erişmek için izlenen düzenli yol, tutulan yol, yöntem, tarz.
"Usul" ile ilgili cümle
- "Kendine baktırmak için güzel usul doğrusu." - H. Taner
- "Ala gözlü benli dilber / Usul söyle söz ederler" - Karacaoğlan
- "Kendilerine nota, usul filan öğretilecek olursa bunlardan çok şey beklenebilir." - O. C. Kaygılı
Yerel Türkçe anlamı:
Kadınların kıldıkları sabah namazı.
Yakışıklı: Yiğidin yarı da genççe olmalı Boyu usul, beli ince olmalı (Karacaoğlan).
Uzun, salınan
Us. || usli geşmek /getmek: kendinden geçmek; açlıktan ve benzeri gözleri kararmak, bayılmak
Hukuki terim anlamı:
1) asıllar, kökler (karş. fürû'). 2) süreç (Prozess, Verfahren, procédure).
Usul hakkında bilgiler
Usul veya Usûl; Türk Müziği'nde makamdan sonra gelen en temel öğedir. Müzikteki ölçü ve ritim kavramlarının tümünü kapsayan usul terimi, Osmanlı–Türk müziğinde aruzla birlikte oluşan ve gelişen bir olgudur.
Usuller “Darp” adı verilen vuruşlarla icra edilirler. Gelenekte usul darpları, sağ ve sol ellerin sağ ve sol bacağa vurulmasıyla icra edilir. Darplar uzunluk kısalıklarına ve vuruluş biçimlerine göre "düm, tek, te, ke..." gibi isimler alırlar.
Usul ile ilgili Cümleler
- Yağmur şehrin üzerine usul usul dökülüyor.
- Fransız usulü tostu severim.
- Yağmur şehre usul usul yağıyor.
- Kim Fransız usulü tost istiyor?
- Rüzgar ağaçları hışırdatıp usulca etrafımı sararken duyduğum hissi seviyorum.
- O usulca ona dokundu.
- Hamuru usulca yoğur.
Usul anlamı, tanımı:
Türk : Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimse.
Biçim : Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Herhangi bir şeyin benzeri. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Tarz. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Biçme işi. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format.
Usulüne uydurmak : Yapılamayacak bir şeyi bir yolunu bulup yapabilmek.
Usul tutmak : Dümtekle tempo tutmak.
Usul hukuku : Yargıya intikal eden bir dava konusunun görülmesine ilişkin hukuk koşullarının tümü.
Alman usulü : Toplu olarak gidilen bir yerde herkesin kendi masrafını kendi ödemesi veya masrafa herkesin eşit olarak katılması yöntemi.
Muhakeme usulü : Yargı yolu.
Yargılama usulü : Yargılama işi veya yöntemi, yargı usulü.
Yargı usulü : Yargılama usulü.
Usulca : Yavaşça. Sessiz bir biçimde.
Usulcacık : Yavaşça, belli etmeden, usullacık, yavaşçacık.
Usuldan : Yavaşça, sessizce.
Usulden bozma : Bir davada yerel mahkemece verilen kararın usul hukukuna uygun biçimsel koşulları taşımaması durumunda bir üst mahkeme tarafından gerekçeleri de açıklanarak yeniden görüşülmek üzere yerel mahkemeye geri gönderilmesi.
Usullacık : Usulcacık.
Usulsüz : Yasalara aykırı olan. Yöntemsiz.
Usulsüzlük : Yolsuzluk. Yöntemsizlik.
Asıl : (a'sıl) Gerçekten, gerçek olarak. Kök, köken, kaynak. Bir görevde sürekli bulunan, yedek karşıtı. Aranılan nitelikleri en çok kendinde toplamış olan. Bir şeyin kendisi, örnek, kopya karşıtı. Gerçek, esas. Gerçeklik. Bir şeyin temelini oluşturan, ana. Soy, nesep.
Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.
Baba : Kazılarda çıkarılan toprağın miktarını hesaplayabilmek için yer yer bırakılan toprak dikme. Bir ülkeye veya bir topluluğa yararlı olmuş kimse. Koruyucu, babalık duyguları ile dolu kimse. Bu gibi kimselere verilen unvan. Çok kaliteli, üstün nitelikli. Bir merdivende, tırabzanın sahanlıkla birleştiği yerde bulunan dikey öge. Ata. Silah kaçakçılığı, kara para aklama ve uyuşturucu madde ticareti vb. kirli ve gizli işler yapan çetenin başı. Çocuğu olan erkek, peder. Gemi veya iskelede halatın takıldığı yuvarlak başlı iri demir, ağaç veya beton dikme. Tarikatların bazısında tekke büyüğü. Çatı merteği. Çocuğun dünyaya gelmesinde etken olan erkek. Anlayışlı, iyi huylu erkek.
Dede : Yaşlı erkeklere söylenen bir seslenme sözü. Büyükbabadan başlayarak geriye doğru atalardan her biri. Torunu olan erkek, büyükbaba, büyükpeder. Mevlevi tarikatında çile doldurmuş olan dervişlere verilen unvan.
Nine : Torunu olan kadın, büyükanne, nene. Yaşlı kadınlar için kullanılan bir seslenme sözü. Yaşlı kadın.
Erişmek : Bitkiler veya bunların ürünleri olgunlaşmak. Bir yere ulaşmak, varmak. Varılması zamana, emeğe bağlı olan veya uzakta bulunan bir amaca varmak, ulaşmak. Zaman gelip çatmak.
Düzenli : Düzeni olan, yerli yerinde, kararlı, tertipli, muntazam. Sistemli, nizamlı, metodik.
Makam : Mevki, kat, yer. Klasik Türk müziğinde bir müzik parçası veya şarkının işleniş biçimi.
Klasik : Eski Yunan, Roma ve XVII. yüzyıl Fransız sanatıyla ilgili sanatçı veya eser. Kökleşik. Üzerinden çok zaman geçtiği hâlde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak görülen eser. Eski Yunan ve Roma çağı dili ve sanatı ile ilgili olan. Alışılmış. XVII. yüzyıl Fransız dili, sanatı ve yazarları ile ilgili olan. Sanatta kuralcı.
Tempo : Ölçünün ayrılmış olduğu zamanlardan her biri, vuruş. Gidiş, ilerleyiş, gelişme hızı, tarz. Bir müzik parçasındaki bölümlerin hızı. Vücut alıştırmalarının belirli süre içinde tekrarlanma hızı.
Alçak : Aşağıda olan, yüksek olmayan (yer). Bile bile en kötü, en ahlaksızca davranışlarda bulunan, aşağılık, soysuz, namert, rezil, hain. Yerden uzaklığı az olan, yüksek karşıtı. Kısa (boy).
Yavaş : Hızlı olmayarak. Alçak, hafif. Alçak, hafif bir biçimde. Yumuşak huylu, yumuşak başlı. Hızlı olmayan, ağır, çabuk karşıtı.
Bir : Sayıların ilki. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bir kez. Ancak, yalnız. Beraber. Tek. Bu sayı kadar olan. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Sadece. Aynı, benzer. Eş, aynı, bir boyda. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer.
Usul boy : Mütenasip, mevzun endam.
Usulada : Usulca, usulcacık
Usulamak : Uslanmak.
Usulcacım : Yavaşça, sessizce.
Usulden : huk. Usule dayalı olarak. Öylesine. İlgili cümle: "Yakından bakabilir miyim? diye şöyle bir usulden sorduktan sonra ayağa kalkıyorum." A. Ümit.
Usulen : Yöntemine uygun olarak. mec. Formalite icabı. İlgili cümle: "Lübnan hükûmeti Türk emlakini usulen bloke ettiğinden satış muamelesi durdurulmuş." R. H. Karay.
Usulhane : Mutfakta su dökmeye yarayan yer.
Usullu : Uslu, halim, kibar, yol bilir.
Usuluk : Gücünü tam gösterme.
Usulünce : Yerli yerinde, gereğince. İlgili cümle: "Nasıl kullanırız kelimeleri tam manalarında ve usulünce." E. Işınsu.
Diğer dillerde Usul anlamı nedir?
İngilizce'de Usul ne demek? : [Usul (music)] adv. gently, quietly
n. method, procedure, way, technique, process, system, order, brand, cut, formality, modus, observance, practice, rite, usage, wise
Fransızca'da Usul : manière [la], ordre [le], procédé [le], ton [le]
Almanca'da Usul : n. Praktik, Prozedur, Regel, Takt, Tempo, Verfahrensweise, Weise
Rusça'da Usul : n. метод (M), способ (M), прием (M), правило (N), форма (F), такт (M), лад (M), корень: корни (PL), прародители (PL)
adv. тихо

Bu kısımda Usul nedir? Usul ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Usul tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Usul hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.