Bioplasm türkçesi Bioplasm nedir

Bioplasm ingilizcede ne demek, Bioplasm nerede nasıl kullanılır?

Bioplasmic : Maddeyle ilgili. Biyoplazma ile ilgili. Cisimle ilgili.

Bioplast : Kendi içinde bir canlı birimi olan ve şekillendirici bir gücü olan biyoplazma kütlesi.

Bioplastic : Biyoplastik.

Labioplasty : Labiyoplasti.

Biophage : Bir organizmanın diğer canlı organizma ile beslenmesi. biyotrof. Biyofaj. Bir organizmanın diğer canlı organizmayla beslenmesi, biyotrof.

Biophyte : Biyofitler. Parazit bitkiler.

Biophysicists : Biyofizikle ilgilenen bilim insanı. Biyofizik bilim insanı. Biyofizikçi.

Biopharmaceutic : Hazırlanan ilaç biçiminin vücuttaki farmakokinetiği ve etkisi arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalı. Biyofarmasötik.

Biophysical : Biyofiziksel. Biyofizik (biyolojik sorunlara fiziksel metot ve ilkelerin uygulanmasıyla ilgilenen bilim dalı) ile ilgili.

Biophysics : Biyoloji fiziği. Biyolojik olayların fiziksel prensiplere dayanarak incelenmesi. Biyofizik. Dirilfizik. Canlı organizmadaki fiziksel olgu ve süreçleri inceleyen bilim dalı. Canlılardaki fiziksel olayları inceleyen bilim dalı. Canlı organizmalardaki doğabilimsel işlevleri inceleyen bilim dalı. Organizmadaki canlılık olaylarını, fizik kuralları açısından inceleyen bilim dalı. Dirim fiziği. Dirildoğabilim.

 

İngilizce Bioplasm Türkçe anlamı, Bioplasm eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Bioplasm ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Doing : Birisinin yaptığı iş. Zımbırtı. Faaliyet. Sıkı çalışma. İş. İcra. Meydana getirme. Yapılan iş. Yapma.

Tumour : Hücrelerin anormal çoğalmasıyla oluşan büyüme. çoğalan hücreler ya o bölgede kalır (iyi huylu tümör) ya da çoğalmaya devam eden hücreler organizmanın diğer bölgelerine yayılarak metastaz yapar (habis tümör: kötü huylu tümör). neoplasm. Şiş. Tümör. Şişkinlik. Organizmadaki hücrelerden herhangi birinin özerklik kazanarak sınırsız, amaçsız, ilerleyici ve kontrol edilemez tarzda çoğalmasıyla oluşan, düzenli bir doku organizasyonuna sahip olamayan, başlatıcı neden ortadan kaldırılsa dahi gelişmeye, en azından var olmaya devam eden, yeni ve normal dışı doku kitlesi, neoplazi, neoplazm, neoplazma. genel bir anlamda herhangi bir yerel şişkinlik, yangının belli başlı belirtilerinden bir tanesi. Biyoloji, veterinerlik alanlarında kullanılır. Yumru. Ur.

Dingbat : Deli. Mangiz. Boş kafalı. İsmi unutulan şey. Ufak şey. Tipografik simge. Aptal. Obje. Mangır.

Meningioma : Bir çeşit merkezi sinir sistemi tümörü. Beyin zarı uru. Meninjiyom. Kedi ve köpeklerde nispeten sık rastlanan, beyinde, paranazal bölge ve omurilikte, piyamater ve araknoit hücrelerinden köken alan, yavaş gelişen iyicil tümör, araknoit fibroblastom. Meninjiyoma. Meningiyom. Menenjiyom.

Clause : Fıkra. Kloz. Bent. Cümlecik. Tümce. Koşul. Şart. Antlaşma. İbare.

Object : Karşı çıkmak. Cümle içinde yalın ya da yükleme, yönelme, çıkma, vasıta durumu gibi bir durum eki almış olarak kendisini fiille ilişkili duruma getiren ad: ateş yak-, su püskürt-, yokuş çık-, köşeyi dön-, bir olayı aktar-, yemeğe alıkoy-, işe dal-, yoldan çevir-, başarıyla çalış-, işe bel bağla-, olaydan ders al-, lafı ağzından kaçır- vb. || tümleçler yüklemin anlamını çeşitli yönlerden tamamlayan ögelerdir. bastıkları yeri (nesne) görmüyorlar, bataklıklara, su birikintilerine dala çıka, (zarf tümleci) konuşmadan (zarf tümleci) acele acele (zarf tümleci) yürüyorlardı (r. h. karay, memleket hikayeleri: yatık emine, s. 29). şükriye başını (nesne) onun omuzuna (dolaylı tümleç) yaslamıştı (t. buğra, yalnızlar, s. 115). görünürde (zarf tümleci), yani üretimde erkekten çok kadın var (k. tahir, esir şehrin insanları, s. 43). kendi kendimden nefretimin çerçevelediği ve çirkinleştirdiği bir dünyada (zarf tümleci) yalnızım (peyami safa, yalnızız, s. 446). basık tavanlı, tütmüş sobası, pis cigara dumanlarıyla dolu bir kahvede (zarf tümleci) insanlar toplanmışlardı (s. f. abasıyanık, bütün eserleri, s. 16) vb. ayrıca bk. nesne, dolaylı tümleç, edat tümleci, zarf tümleci. Gaye. Razı olmamak. Doğal çevresinden olduğu gibi alınarak incelenmek üzere dersliğe ya da deney odasına getirilen herhangi bir konu. Cümlede öznenin, dolayısıyla fiili geçişli olan yüklemin etkilediği şahsı veya şeyi gösteren, yalın veya yükleme durumu eki almış kelime: abdullah efendi gecenin sükuneti içinde bu manzarayı doya doya seyretti (a. h. tanpınar, abdullah efendinin rüyaları, s. 52). çiy, garip bir aydınlık onları içinden aydınlatıyor, çok müşahhas ve zalim bir macera sahibi yapıyordu (a. h. tanpınar, göst. e., s. 53). kadının yüzündeki solgunluğu merak etmese idi bunları ona soracaktı (a. h. tanpınar, yaz yağmuru, s. 65). beni başkalarının merhameti, inayeti, yahut keyif ve hevesi idare ediyordu (r. n. güntekin, acımak, s. 49). sermed kendini yeniden dünyaya gelmiş sandı (s. erol, ülker fırtınası, s. 70). eve geldikleri vakit, teyzesi müfid'e bir mektup uzattı (p. safa, şimşek, s. 178). bir cürüm yaptığıma kani değilim. hakarete uğradım ve cevabını verdim siz de benim yerimde olsaydınız aynı şeyi yapardınız (p. safa, biz insanlar, s. 153). minareyi çalan kılıfını hazırlar. dünyayı unutmadık ne demek işte ben o gün orada anladım (k. tahir, esir şehrin insanları, s. 201). oğlum bana hediye göndermiş; sen bu konuda ne düşünüyorsun? dün akşamki toplantıda gençler ilgi çekici sorular sordular vb. || bir cümlenin nesnesini daha belirgin duruma getirmek, nitelendirmek veya pekiştirmek için nesneye, yine nesne durumunda olan açıklayıcı kelimeler eklenebilir: o kızı, o zengin kızı istiyorsun demek (h. z. uşaklıgil, ferdi ve şürekası, s. 107); ben dedim, gölü görmeye gidiyorum, karakurt gölünü (s. faik, bütün eserleriı: semaver, sarnıç: hanımın karısı, s. 180). iki ayaklıların dünyasını arıyor, kendi yaratacağı dünyayı (k. tahir, yol ayrımı, s. 461) vb. nesne türleri için bk. açıklayıcı nesne, belirli nesne, belirsiz nesne. Mevzu. İnsanın dışında kalan, görülebilen, dokunulabilen, bir ağırlığı ve kütlesi olan her türlü özdeksel varlık. Nesne.

 

Angioma : Başlıca kan damarlarından oluşan tümör. Damardan kaynaklanan bir tümör. Damar uru. Kan damarlarından gelişen iyicil tümör. Anjiyom.

Benign tumor : Selim tümör. Hücreleri köken aldıkları doku hücrelerine benzeyen, sınırlı, yavaş ve genişleyerek büyüyen, kapsüllü, bazal zarını bozmayan, mitotik indeksi düşük, metastaz ve invazyon yapmayan hücrelerden oluşan tümörlerin genel adı, benign tümör, selim tümör. Kanserli olmayan tümör. Hayati tehlike oluşturmayan polip. Kötü huylu olmayan tümör. İyi huylu ur. Kötücül olmayan ur. İyi huylu polip. İyi huylu tümör. İyicil tümör.

Material : Bedensel. Bir iş yapmak için kullanılması gereken aygıt ya da özdek. Maddi. Kumaş. Gerekli. Maddesel. Malzeme. Maddeci. Gereç.

Plasmacytoma : Plazmasitom. Plazma hücrelerinden köken alan herhangi bir tümör odağı. yumuşak dokulardan birincil olarak veya myelomun metastazları olarak biçimlenir, plazma hücre tümörü, plazmom. Plazma hücreleri tümör.

Bioplasm synonyms : nonmalignant tumour, family babesiidae, embryonal carcinosarcoma, psammoma, adipose tumor, malignant neoplasm, sand tumor, brain tumour, babesiidae, phaeochromocytoma, nonmalignant neoplasm, neurilemoma, skin tumor, metastatic tumor, celioma, nonmalignant tumor, substances, objects, mattering, teratoma, doings, entries, entry, acanthoma, pheochromocytoma, business, doodad, flesh, affair, lipoma, sporozoan, clauses, fleshings.

Bioplasm ingilizce tanımı, definition of Bioplasm

Bioplasm kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Unaltered protoplasm. The material through which every form of life manifests itself. A name suggested by Dr. Beale for the germinal matter supposed to be essential to the functions of all living beings.