Bounds türkçesi Bounds nedir

Bounds ile ilgili cümleler

English: Her vanity knows no bounds.
Turkish: Onun kibrinin sınırı yok.

English: There were no bounds to his ambition.
Turkish: Hırsının sınırı yok.

English: My baby is also eight months old, is healthy and is growing by leaps and bounds.
Turkish: Ayrıca,bebeğim sekiz aylık,sağlıklı ve çabucak büyüyor.

English: Such matters are beyond the bounds of human knowledge.
Turkish: Bu tip konular insanın bilgi sınırlarının ardındadır.

English: Arabia abounds in oil.
Turkish: Petrol Arabistan'da bolca bulunur.

Bounds ingilizcede ne demek, Bounds nerede nasıl kullanılır?

Beyond the bounds of reason : Mantık sınırlarının ötesinde. Mantıksız.

Extreme bounds analysis : Uç sınırlar çözümlemesi. Eba.

Set bounds to : Sınır koymak.

Within the bounds of : -nin sınırları içinde. -nin alanı içinde. -nin bölgesi içinde. Şümulü dahilinde. -nin çerçevesi içinde. Sınırı dahilinde.

Within the bounds of possibility : Olanaklar çerçevesinde. Olasılık dahilinde. İhtimal dahilinde. İmkanlar dahilinde. İhtimaller dahilinde. Olası. İmkanları el verdiği ölçüde. İmkanların el verdiği ölçüde.

 

Abounds : Bol olmak. Çok sayıda bulunmak. Kaynamak. Bol miktarda bulunmak. Bollaşmak. Çok olmak. Bollanmak. Dolu olmak.

By leaps and bounds : Göz açıp kapatıncaya kadar. Çabucak. Çarçabuk. Hızla. Çok çabuk. Büyük bir hızla. Şipşak. Bir solukta. Şaşırtıcı bir süratle.

Beyond all bounds : Sınırı aşmış.

Overabounds : Aşırı bol olmak. Çok dolu olmak. Çok fazla olmak. Haddinden fazla olmak.

Keep within bounds : Belli bir sınırda tutmak. Aşırıya kaçmamak.

İngilizce Bounds Türkçe anlamı, Bounds eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Bounds ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Astrict : Tutturmak. Bağlamak.

Confining : Hapsedilme. Tutmak. Hapsetmek. Kısıtlayan. Kapamak. Loğusa olmak. Hapsetme.

Ambit : Çerçeve. Hudut. Saha. Muhit. Ortam. Alan. Etraf. Çevre. Şümul.

Buck : İtiraz etmek. Kütüklere ayırmak. Erkek kızılderili. Bak. Sıçrayıp binicisini düşürmek. Karşı gelmek. Papel. İtaatsizlik etmek.

Delimitation : Limit koyma. Sınırlama. Tahdit. Sınırlandırma. Sınır çizme.

Constrains : İcbar etmek. Zorlamak. Tutmak. Engellemek. Alıkoymak. Mecbur etmek. Menetmek. Bağlamak. Baskı yapmak.

End : Bitim. Uç çekit. Kalkmak. Sonuca ulaşmak. Kafa. Sona erdirmek. Son bulmak. Uç. Bitirmek.

Border line : Borderline. Kenarlık satırı. Kenar çizgisi. Sınır hattı. Kenarlık çizgisi. Sınır çizgisi. İki ülke arasındaki sınırı işaretleyen hat.

Mete : Ölçmek. Bölüştürmek.

Frontier : Hudut bölgesi. Hudut. Sınırda olan. Kuzey dakota eyaletinde şehir. İki komşu devleti birbirinden ayıran, uluslararası bir antlaşma ile saptanmış çizgi ya da dar, uzun yerey parçası, bk. doğal sınır, yapma sınır.

 

Bounds synonyms : district line, county line, heliopause, city line, circumscribed, boundaries, caper, borderlines, edge, call off, circumscribing, cavorts, bar, constraint, cavorting, conscribe, borderlands, bourne, bourn, demark, borders, border, frisk, bourns, demarking, boundary, dance, constricting, bounces, constrain, capered, limitations, caper about.

Bounds zıt anlamlı kelimeler, Bounds kelime anlamı

Fair : Belli zamanlarda ve genellikle küçük yerleşim birimlerinde kurulan, sergi özelliği de taşıyan yerel nitelikteki pazar. Yontmak. Kermes. Kesmek. Dürüst. Panayır. Sergili satak. Geçici satak. Fuar. Açık tenli.

Unrestricted : Kısıtsız. Tahdit edilmemiş. Kısıtlamasız. Aşırı. Sınırsız. Kısıtlanmamış. Sınırlamasız. Serbest. Sınırlanmamış.