Fair türkçesi Fair nedir

  • Festival.
  • Üretici ve yapımcı mallarının çoğunluğa gösterilmesi amacıyla değişmeyen, genellikle önemli tecim ve tarım kuruluşlarının bulunduğu yerlerde belirli sürelerle sergilendiği geçici satak.
  • Adaletli.
  • Dürüst.
  • Yurtiçi ya da dışı ticareti geliştirmek amacıyla düzenlenen ve yerli ve/veya yabancı firmaların mallarının belli süreler içinde sergilendiği büyük ticari merkez.
  • İktisat, ekonomi alanlarında kullanılır.
  • Çarşı.
  • Kesmek.
  • Yontmak.
  • Açık tenli.
  • Belirli sürelerle geçici olarak kurulan sergi niteliğindeki büyük satak. herhangi bir kentte yılın belirli zamanlarında kurulmakta olan ve genel olarak o ülkeye ya da bölgeye ilişkin yapım ve üretim nesnelerini kapsayan, sergileyen büyük satak.
  • Adil.
  • Sergi.
  • Belli zamanlarda ve genellikle küçük yerleşim birimlerinde kurulan, sergi özelliği de taşıyan yerel nitelikteki pazar.
  • Kermes.
  • Geçici satak.
  • Lunapark (gezici).
  • Panayır.
  • Fuar.
  • Sergili satak.

Fair ile ilgili cümleler

English: Ali has already received his fair share.
Turkish: Ali adil payını zaten aldı.

English: After the rain, fair weather.
Turkish: Yağmurdan sonra, güzel hava.

English: A referee must be fair to both teams.
Turkish: Bir hakem iki takıma da adil olmalıdır.

English: After rain comes fair weather.
Turkish: Yağmurdan sonra açık hava gelir.

 

English: A teacher must be fair with his students.
Turkish: Bir öğretmen öğrencilerine karşı adil olmalı.

Fair ingilizcede ne demek, Fair nerede nasıl kullanılır?

Fair amount : Adaletli miktar. Adil ve hakkaniyetli ölçü. Makul miktar. Ortalama miktar.

Fair and square : Hakkaniyet ve dürüstlükle. Dürüstçe. Terbiyeli bir biçimde. Önyargısız bir şekilde. Doğrudan doğruya. Dürüst bir şekilde. Doğru. Aynı ölçüde. Adam gibi. Doğrudan.

Fair average : Vasat. Ortalama.

Fair average quality : Orta nitelikte mal. Nitelikleri bakımından çok üstün ve çok düşük olmayan mal, tecimde geniş bir alıcı topluluğunca aranan mal.

Fair ballot : Dürüst oy. Dürüst seçim sonucu. Dürüst oy kullanma. Dürüst oylama.

Fair deal : Doğru ve insaflı işlem veya davranış. İnsaflı davranış. Tüm taraflara eşit haklar sunan anlaşma veya kontrat. Adil anlaşma. Dürüst pazarlık.

Fair boy : Gözde. Favori.

Fair competition : Tüm taraflara eşit şekilde adil olan mücadele. Kurallara göre oynanan ve neticelendirilen mücadele. Dürüst rekabet. Adil rekabet. Eşit rekabet.

Fair complexion : Açık ten.

Fair consideration : Doğru ödül veya karşılık. Uygun karşılık. Adil cevap.

İngilizce Fair Türkçe anlamı, Fair eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Fair ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Hackled : Keten tarağı ile taramak. Boyun tüyleri. Yontulmak. Çentmek. Horozun boynundaki uzun tüyler. Parçalamak. Parçalanmak. Keten tarağından geçirmek. Keten tarağı.

Exhibit : Oynatmak. Bir filmin izleyicilere gösterilmesi işi. Sunmak. Sergilenen şey. Sinema, televizyon, ekonomi alanlarında kullanılır. İzhar etmek. Sergileme, ortaya çıkarmak, gösterme. Sergilemek. Bir duygu veya niteliği göstermek. Bir filmi gösterici yardımıyla görüntülük üzerine yansıtarak izlenmesini sağlamak; gösterimi gerçekleştirmek.

 

Came straight from his heart : Samimi. Gerçek hislerini ifade eden.

Market : Genel satak. Talep. Pazar. Alışveriş yapmak. Alıcı ve satıcıların karşılaştığı her türlü ortam. Piyasa. Piyasaya sürmek. İstek. Satışa çıkarmak.

Antitrust : Tekele karşıtı olan. Antitröst. Tröst karşıtı. Tekelcilik gücünü kıracak nitelikte yapılacak davranış ve işlemler. Tekelciliğe karşı. Tröst oluşmasını önleyici. Tekelciliğe karşı önlem. Büyük kazanç ve ticaret kombinasyonlarına karşı çıkan. Tekel kurulmasını önleyici.

Nondiscriminatory : Taraflı olmayan. Ayırım yapmayan. Ayrımcı nitelikte olmayan. Taraf tutmayan.

Bazaar : Alıcı ve satıcıların fiziki olarak karşılaştıkları, dükkanların bulunduğu açık veya kapalı alışveriş yeri. Pazar. İki üç yüzyıl önce yapılmış olup bugün de kullanılan, yalnız yayalara açık, üstü kapalı yolların iki yanına dizilmiş satışlıklardan oluşan kent kesimi. bk. bedesten. Kapalı çarşı. Pazar yeri. Yardım amacıyla düzenlenen satışlar.

Justing : Haklılık. Adalet. Kıl payı. Tastamam. Dürüstlük. Yalnızca. Sadece. Doğruluk. Gücü gücüne.

Bazaars : Pazar. Pazar yeri.

Fair synonyms : fairish, antimonopoly, down town, abridges, fair and square, amputates, conches, fairness, exhibition, fairer, high day, bashers, dinkum, gallery, block, the holy, expo, carnivals, abridge, justs, candid, downtown, chipped, fun fair, kirmess, mart, charity bazaar, sporty, bazar, kermis, festival, abandons, fine down.

Fair zıt anlamlı kelimeler, Fair kelime anlamı

Unfairness : Haksızlık. Adaletsizlik. İnsafsızlık.

Inequity : Adaletsizlik. Adil olmama. İnsafsızlık. Haksızlık.

Partial : Kısmi. Yan tutan. Tikel. Toplam olmayan. Düşkün. Bölümsel. Tarafgir. Tam olmayan. Eksik. Yanlı.

Fair antonyms : unfair, unreasonable, immoderate.

Fair ingilizce tanımı, definition of Fair

Fair kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Free from spots, specks, dirt, or imperfection. Pure. Favorably. Agreeably. Openly. Auspiciously. Unblemished. Fairness, beauty. Clearly. A gathering of buyers and sellers, assembled at a particular place with their merchandise at a stated or regular season, or by special appointment, for trade. Honestly. To make fair or beautiful. Clean. Frankly. Civilly.