Cargo türkçesi Cargo nedir

  • Emtea.
  • Hamule.
  • İktisat alanında kullanılır.
  • Gemi yükü.
  • Yük.
  • Taşıma.
  • Kargo.
  • Herhangi bir taşıma aracıyla taşınacak, taşınmakta olan veya taşınması bitmiş mal.
  • Kargolamak.
  • Nakliye.

Cargo ile ilgili cümleler

English: A cargo vessel, bound for Athens, sank in the Mediterranean without a trace.
Turkish: Atina'ya giden bir yük gemisi, bir iz bırakmadan Akdeniz'de battı.

English: It's a cargo ship.
Turkish: Bu bir kargo gemisi.

Cargo ingilizcede ne demek, Cargo nerede nasıl kullanılır?

Cargo aircraft : Kargo uçağı. Yük uçağı.

Cargo airlines : Eşya ve yük nakliyesinde uzmanlaşmış havayolu şirketi. Kargo havayolu.

Cargo boat : Yük vapuru. Yük gemisi. Şilep.

Cargo carrier : Şilep. Yük taşıyıcısı. Yük gemisi.

Cargo carrier aircraft : Kargo nakliye uçağı. Yük taşıyan uçak.

Cargo handling : Yük elleçleme. Yükleme boşaltma. Yük yükleme. Nakliye idare etme. Navlunla ilgilenme. Yük taşıma.

Cargo helicopter : Kargo helikopteri.

Cargo cult programming : (bilgisayar) anlamsız kod veya program yapıları kullanımı ile karakterize programlama stili (sözde daha önce karşılaşılmış problemler ve böceklerin yinelenmesini önlemek için).

Cargo manifest : Yük özet beyanı. Yük belgesi. Özet beyan. Yük manifestosu. Deniz yoluyla yapılan dış ticarette gemi kaptanı veya acentesi tarafından düzenlenmesi zorunlu olan ve yük bildirimi, gönderim belgesi ve diğer hususlar hakkındaki bilgileri içeren belge.

 

Cargo hoid : Yük ambarı.

İngilizce Cargo Türkçe anlamı, Cargo eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Cargo ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Commodity : Yararlı şey. Ticaret eşyası. Hammadde. Meta. Madde. Alıp satılan şey. Ürün. Mal. Emtia.

Ability to pay approach : Bireylerin, devlet harcamalarının finansmanına, elde ettikleri gelir düzeyiyle orantılı olarak vergilendirilmeleri yoluyla katılmalarını ifade eden ve adam smith tarafından geliştirilen vergileme yaklaşımı. krş. yararlanma yaklaşımı. Güç yaklaşımı.

Abnormal budget expenditures : Olağanüstü bütçe gideri. Olağanüstü bütçenin giderleri.

A shift in individual demand : Bireysel istem kayması. Bir tüketicinin bir mala olan istemini etkileyen fiyat dışındaki diğer değişkenlerde ortaya çıkan bir değişme sonucu bireysel istemin artması veya azalması, diğer bir deyişle bireysel istem eğrisinin sağa (yukarıya, kuzeydoğuya) veya sola (aşağıya, güneybatıya) kayması.

Abnormal budget receipts : Olağanüstü bütçe harcamalarını karşılamak için, söz konusu dönemde ek harç, vergi ve borçlanma gibi yollarla elde edilen gelir. Olağanüstü bütçe geliri.

Abolition of forced labour convention : Zorla çalıştırmanın yasaklanması sözleşmesi. Zorla ya da zorunlu çalıştırmanın herhangi bir biçiminin siyasal zorlama ve eğitme, siyasal ya da ideolojik görüşlerin açıklanması nedeniyle cezalandırma, işgücünü harekete geçirme, çalışma disiplinini sağlama, ayrımcılık ve işbırakımını, katılanları cezalandırma aracı olarak kullanılmasını yasaklayan, 1957 yılında kabul edilen temel uluslararası çalışma sözleşmelerinden birisi.

 

Ability to pay principle : Ödeme gücü ilkesi. Vergilemenin bireylerin ödeme gücüne uygun bir biçimde yapılması gerektiğini ifade eden bir vergileme ilkesi. kaynağı bol olanların kamu projelerine daha fazla katkı vermesi gerektiği ilkesi.

Bulk : Genişlemek. Şişirmek. Bilgisayar, kimya, madencilik, veterinerlik alanlarında kullanılır. Genellikle evrelerin sınır yüzeylerinden uzakta olan bölgelerini nitelemek için kullanılan, görece geniş oyluma dağılmış özdek kümesi. Esas kısım. Dolgu maddesince zengin yemler. Geniş vücut. Sindirim sistemini mekaniksel olarak dolduran, hayvana tokluk hissi veren, kuru maddesinde % 18’den fazla ham selüloz içeren saman, kavus ve kabuklarla koçanlar. Eşya. Büyümek.

Encumbrances : Sorumlu olunan kişi. İpotek. Borç. Yükümlülük. Sorumluluk. Engeller. Engel.

A group shares : Şirkete sonradan ortak olanlardan farklı olarak, şirketin ilk kurucularına genellikle kara iştirak ve oy kullanmayla ilgili haklar veren ayrıcalıklı hisse senedi türü. A grubu hisse senedi.

Cargo synonyms : carryover, lading, carry forward, freights, carload, freighted, cartages, a shift in supply, charge, merchandise, burthen, a pass through certificate, a change in individual demand, shipload, cargos, a change in demand, shiploads, freight, bearing, cost of transportation, handling, freightage, shippings, consignment, cartage, carryovers, carriages, shipful, carriage freight, loading, carrying, fardel, carried on his back.

Cargo ingilizce tanımı, definition of Cargo

Cargo kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Load. Freight. The goods, merchandise, or whatever is conveyed in a vessel or boat. The lading or freight of a ship or other vessel.