Collocation türkçesi Collocation nedir

Collocation ingilizcede ne demek, Collocation nerede nasıl kullanılır?

Collocations : Yan yana olma. Tanzim. Birlikte kullanım. Eşdizimlilik. Birliktelik. Düzenleme. Sıralama. Aynı yerde tertip. Yan yana tanzim.

Collocating : Yan yana koymak. Sıralamak. Sıraya koymak. Yan yana yerleştirmek. Dizimlemek. Birlikte bulunmak. Düzenlemek. Yanyana koymak.

Collocate : Sıralamak. Düzenlemek. Yan yana koymak. Birlikte bulunmak. Yerleştirmek. Sıraya koymak. Dizimlemek. Yanyana koymak. Yan yana yerleştirmek.

Collocated : Eş konumlu. Yan yana yerleştirilmiş. Yan yana koymak. Yan yana yerleştirilen. Düzenlemek. Sıralamak.

Collocates : Yan yana koymak. Birlikte bulunmak. Dizimlemek. Sıralamak. Sıraya koymak. Düzenlemek. Yanyana koymak. Yan yana yerleştirmek.

İngilizce Collocation Türkçe anlamı, Collocation eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Collocation ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Consortium : Kurul. Birlik kurul. Birlik. Evliliğin getirdiği haklar. Banka ve şirket gibi birden fazla bağımsız kuruluşun büyük kaynak ve beceri gerektiren projeleri gerçekleştirmek ve/veya fonlamak amacıyla oluşturduğu kuruluşlar birliği. Evlilik icabı yardım isteme hakkı. Uluslararası ticaret birliği. Alglerle mantarların birlikte oluşturduğu likenlerde olduğu gibi, iki türün de karşılıklı faydalandığı ortak yaşama şekli. Şirketlerin bir araya gelmesi.

 

Arrangement : Aranjman. Düzenleyiş. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Düzen. Sıra. Düzenleyim. Müzik düzenlemesi. Hazırlık. Ayarlama.

Grading : Mamul malın çeşitlere göre sınıflara ayrılması. Tasnif. Kerteleme. Ürünün sınıflara ayrılması. Ayırma. Derece vermek. Düzgün, tek biçimli, yoğunluğu doğru ve değişmez pozitif bir eşlem sağlamak amacıyla, yoğunluğu değişik bir negatife basımda verilecek ışığı ayarlama. Kümeleme. Sınıflandırma.

Locating : Bulma. Oturmak. Yerleştirme. Yerleşmek. Yerini saptamak. Yerleştirmek.

Togetherness : Arkadaşlık. Beraberlik. Sosyal birlik.

Positioning : Yerleştirmek. Yerini belirlemek. Pozisyon alma. Konumlanma. Konumlama. Uçak veya geminin getiri kazandığı noktaya gidişi. Konum. Konumlandırma. Yerleştirme.

Tessellation : Mozaik döşeme. Mozaik işi. Mozaik.

Apposition : Appozisyon (dilbilgisi terimi). Ekleme. Yan yana koyma. Ana cümlede anlatılmak istenen duygu ve düşünceyi daha çok açıklamak ve pekiştirmek için kullanılan cümle veya cümleler. açıklama cümlesi, bir önceki cümleye yani, öyle ki, demek ki gibi sonuç ve açıklama bağlantısı kuran kelimeler ile de bağlanabilir. köylüler kış aylarını ocak başında aylak geçirirken kasabaya kağnı yükleriyle odun çekiyor, sözün kısası dev gibi çalışıyordu (k. tahir, köyün kamburu, s. 11). seferberlik olmasa, biz bu ekinden bu kadar daha alırdık hafız oğlum, dedi, alırdık da koyacak yer bulamazdık. (k. tahir, göst. e., s.260). her zamanki gibi ilk anlaşılmamazlık burada da görüldü, yüzler hayret içinde kırıştı (r. h. karay, memleket hikayeleri, s. 132). ama gene sanat olmuyor, sanata benzer bir şey oluyor, yani muvazi gidiyorlar (a.h. tanpınar, huzur, s. 164). nihayet yavaş yavaş yüreğini rahatlandıran karşılığı buldu: nedimeyi ihsan adam etmişti. çerkes dadıyı da makinist oğlu …yani onlara, gece gündüz anlıyacakları dille uğraşmışlar, bıkmadan, usanmadan, kızıp darılmadan söylemişlerdi” (k. tahir, esir şehrin insanları, s. 283). iyi anlamadığımı görünce: yani, parasız devlet talebesi oldum, dedi. (r.n. güntekin, miskinler tekkesi, s. 183.). türkiyemizde bugün her iki parti de hem iktidarda hem de muhalefette bulunmuşlardır. yani, her iki partinin muhtelif zihniyetlerini, politikanın her iki kutbunda görüyor ve serinkanlılıklarını ölçmek imkanına malik bulunuyoruz. (bedii faik, efendime söyliyeyim, s. 86). bir daha yapmam diye bağırdıkça benim dizlerimin bağı çözülüyordu, düşeceğim sanıyordum (a. rasim, falaka s. 112). tren hızını düşürüyordu; istasyona giriyordu (t. buğra, yalnızlar. s. 147). o zamana kadar yapmadığı bir şeyi yaptı; çay ısmarladı (t. buğra, göst.e. s. 105). ikinci kosova’dan sonra o zamanın en büyük ordu kudreti olan macaristan, artık kendi varlığını müdafaaya geçmişti. demek ki fethin saati çalmıştı (y. kemal beyatlı, aziz istanbul, s. 40). fakat bugün uzun bir cenk, bir esaret ve felaket devresinden sonra istanbul’a dönüp de yarı sakat, işsiz, parasız kalınca ve bütün malını, eşyasını elinden çıkarıp bir dilim ekmeğe muhtaç bir hale düşünce bu vakayı ve yahudinin manalı sözlerini hatırlamış, nihayet işte gelip fırçanın kıymetini sormuştu. demek beş paralık bir değeri yoktu ha… (r. h. karay, memleket hikayeleri; garip bir hediye, s. 136). bu şekil, ben hiçbir vakit zihnimde hayatıma verecek kat’i bir karar düşünmedim ve düşünmeğe niyetim yok. demek ki, senin beklediğin tarzda bende bir karar yok. (h. e. adıvar, handan, s. 10). bu sözleri, bu bilgiç edayı, bu bir küçük çocuga yakışmıyacak heyecanlarla değişip karışan küçük çehreyi hiç sevmemiştim. demek ki, ben yanılmış değilim (r. n. güntekin, miskinler tekkesi, s. 178). yine, deli eniştemiz gayet kıskançtı. öyle ki, bu huyunu meydana koymaktan bile çekinmezdi. (a.ş. hisar, çamlıcadaki eniştemiz, s. 127). o gece, ilk defa olarak ağzımdan dökülüvermişti. öyle ki, söyledikten sonra ben de sözümün isabetine şaşakaldım (y. k. karaosmanoğlu, atatürk, s. 105). onunla başbaşa oldukları veya yalnız onunla meşgul olduğu zamanlardaki gibi düşünmüyor yaşamıyordu. öyle ki, kışın ortasına doğru kendisini hakikaten bu ruh dağınıklığına alışmış buldu (a.h. tanpınar, huzur, s. 278). Kemik büyümesinde olduğu gibi, daha önce oluşmuş bir yüzeye materyal eklenmesi. Açıklama cümlesi. Şahıs adlarıyla bir arada kullanılarak nezakete yönelik bir hitap biçimini veya şahsın ailedeki, topluluk ve toplumdaki mevkini ve akrabalık derecesini gösteren ad: kağan, tegin, erkin, beg, hatun, paşa, ağa, hanım, abla, dede, amca, teyze, yange, bacı vb. İlave etme. Bir araya koyma. Koşuntu.

 

Juxtaposing : Sıralamak. Yanyana koyma. Yan yana koymak. Dizmek.

Gradation : Aşama. Kerteleme. Bir oyunun duygu, akımında yükselme, artma. Olay dizisindeki duygu akımının yavaş yavaş yükselmesi, artması. Ton. Bir ölçüm sürekliliğinin uç ya da ana konumlar arasındaki çeşitlenmeleri gösterecek biçimde altbölümlere ayrılması. Derecelenme. Dizillenme. Derece. Geçiş.

Collocation synonyms : linguistic unit, language unit, getup, synergy, association, coordinating, emplacement, co occurrence, dispensation, concoction, compositions, coordination, marshaling, hand in glove, coupling, composition, course, collocations, classification, co ordination, regulating, juxtaposition, configuration, location, distribution, decretive, dispensations, disposition, conjoins, conjoin, contrivances, formation, marshalling.

Collocation ingilizce tanımı, definition of Collocation

Collocation kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : The act of placing. Disposition in place. The state of being placed with something else. Arrangement.