Conjuncture türkçesi Conjuncture nedir

  • Kriz.
  • Buhran.
  • Şartlar.
  • Durum.
  • Kritik durum.
  • Ekonomik hayatın gelişmesi.
  • Konjonktür.
  • Kritit durum.
  • Eylem ya da etkinliği çevreleyen şartların tümü.
  • Belli bir zaman dilimi içinde belli bir olayı.

Conjuncture ingilizcede ne demek, Conjuncture nerede nasıl kullanılır?

Conjunctures : Durum. Kritit durum. Buhran. Ekonomik hayatın gelişmesi. Belli bir zaman dilimi içinde belli bir olayı. Kriz. Eylem ya da etkinliği çevreleyen şartların tümü. Konjonktür. Şartlar.

Conjunctural unemployment : Çevrimsel işsizlik. İktisadi dalgalanmaların gerileme ve durgunluk dönemlerinde toplam istemdeki daralmaya bağlı olarak ortaya çıkan bir dönemsel işsizlik türü. krş. mevsimlik işsizlik.

Conjunct : Bağlaçlık. Müşterek. Birleşik. Ortak. Bitişik. Birleşmiş.

Conjunction : Bağlaç. Bilgisayar, gramer alanlarında kullanılır. Bağlaşım. Birleşme. Birlik. Birlikte. Birbirine birleştirilmiş. Rastlantı. Tesadüf. Aynı zamanda yer alma.

Conjunction with : İle birlikte.

Conjunctions of reason : Neden bildiren bağlaçlar.

Conjunctions of result : Netice bildiren bağlaçlar.

Conjunctions : Birleşme. Bağlaç. Rastlantı. Tesadüf. Bağlaçlar. Konjonksiyon.

Conjunctions of concession : Uzlaştırma bağlaçları.

Conjunctivae : Göz ile gözkapaklarını birleştiren zar. Konjonktiv.

 

İngilizce Conjuncture Türkçe anlamı, Conjuncture eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Conjuncture ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Condition : Kayıt. Gerekli ya da zorunlu olan şey. Düzenlemek. Alıştırmak. Bir nesne ya da olayın içinde oluştuğu, bu oluşumu etkileyen (örneğin kolaylaştıran, güçleştiren, özelliklerini değiştiren) çevresel durum ve öğeler. Hayvanların bakım ve beslenmelerine göre gösterdikleri zayıflık veya topluluk durumu. Medeni durum. Bilgisayar, sosyoloji, veterinerlik alanlarında kullanılır. Şarta bağlamak. Şartlandırmak.

Emergency : İvedi. İcap. Olağanüstü durum. Acil durum. Aniden çıkan olay. Tehlike. Acil ihtiyaç.

Specifications : Bir tasarımcı sanatçı veya imalatçıya verilen spesifik yazılı şartlar. Özellikle. Belirtmeler. Belirtimler. Ayrıntılar. Bir yazılım programı donanım cihazı veya bir program dili ile ilgili olarak ürünün özellikleri ve nasıl çalıştığını içeren bilgi (bilgisayar). Kambiyo senetlerinin ya da poliçelerinin şart ve şekilleri. Şartnameler. Özellikler.

Craving : Hasret. Arzu. Özlem. Şiddetli arzu. Doymak bilmez iştah. İhtiras. İsteme. Tul-u emel. Tutku.

Situation : Hal. Konum. Vazife. Yağday. Yer. İş. Görev. Mevki.

Depression : Dermansızlık. Ekonomik daralma. Depresyon. Çoğunluğa ilişkin satın alma gücünün durması, satış değerlerinin düşmesi, çalışma gücünün azalması gibi nedenlerle oluşan tecimsel sıkıntı. Bunalım. Bastırma. Alçak basınç alanı. Çukur. Çöküntü alanı.

Trade cycle : Konjonktür hareketleri. Konjonktür dalgası. Konjonktür devirleri. Ticaret devri. Alışveriş dönemi. Konjonktür dalgalanmaları.

 

Attitude : Tavır. Poz. Düşünce. Dansçının gövdesini tek bacağı üzerine durdururken, öbür bacağını doksan derecelik bir açıyla kaldırması ve dizden bükerek geriye getirmesi. Konum. Uyumlu duruş. Tutum. Fikir. Eğitim, sosyoloji alanlarında kullanılır. Yargı.

Context : Bilgisayar, bilişim, gramer alanlarında kullanılır. Ortam. Bir cümlede, bir konuşmada veya bir metin içinde yer alan herhangi bir kelimenin anlamının daha iyi belirlenebilmesi ve başka anlamlarından ayırt edilebilmesi için, kendisini çevreleyen ve karşılıklı ilişkide bulunduğu öteki öge veya ögelerle oluşturduğu bütün. söz gelişi baş kelimesi dün başım çok ağrıyordu ibaresinde «insan başı» anlamına geldiği halde, kumaşın iki başındaki eğrilik ibaresinde «kumaşın uçları», havuz başı, ocak başı, mangal başı sözlerinde «bir şeyin yakını, çevresi», başı çekmek deyiminde «bir işe önayak olmak, öncülük etmek»; her işin başı sağlıktır cümlesinde «esas, temel»; söz başı, ay başı, yıl başı kelime gruplarında «başlangıç», bu çocukla baş edemiyorum cümlesinde ise «hakim olamama, disiplin altına alamama» anlamlarını vermektedir. baş kelimesinin sıralanan örneklerdeki bu birbirinden farklı anlamları, ancak, o cümleler içinde kendisini çevreleyen ve karşılıklı ilişkilerde bulunduğu diğer ögelerle oluşturduğu bütün, yani bağlam sayesinde belirlenebilmektedir. Kaynak. Sözün gelişi. Bir sözcüğün, tümce içinde birlikte geçtiği ve anlamının belirmesi için incelenmesi gerekebilen tümce kesimleri. bir bilgisayar dizgesindeki görevlerin işletilebilmeleri için işletim dizgesinin sağladığı ortam. Genel durum. İçerik. Kontekst. Bir olay ya da anlatımın anlamını belirten ve içerimlerini saptamaya yarayan olgusal, kavramsal ya da dizgesel çerçeve.

Circumstance : Olay. Şart(lar). Koşul. Detay. Zenginlik. Keyfiyet. Varlık. Şart. Ayrıntı.

Conjuncture synonyms : case, circs, conditions, capacity, climate, ictuses, invasion, bout, business cycle, terms, covenants, climates, acme, contexts, bouts, invasions, ball game, estates, dunkirk, cases, occasion, crisis, configuration, ictus, crises, acmes, critical state, fits, juncture, state of affairs, attitudes, depressions, conjunctures.

Conjuncture ingilizce tanımı, definition of Conjuncture

Conjuncture kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : The act of joining, or state of being joined. Union. Combination. Connection.