Conjunctures türkçesi Conjunctures nedir

  • Belli bir zaman dilimi içinde belli bir olayı.
  • Durum.
  • Kriz.
  • Buhran.
  • Şartlar.
  • Ekonomik hayatın gelişmesi.
  • Eylem ya da etkinliği çevreleyen şartların tümü.
  • Kritit durum.
  • Konjonktür.

Conjunctures ingilizcede ne demek, Conjunctures nerede nasıl kullanılır?

Conjuncture : Belli bir zaman dilimi içinde belli bir olayı. Ekonomik hayatın gelişmesi. Eylem ya da etkinliği çevreleyen şartların tümü. Konjonktür. Kritik durum. Kriz. Şartlar. Durum. Kritit durum. Buhran.

Conjunctural unemployment : Çevrimsel işsizlik. İktisadi dalgalanmaların gerileme ve durgunluk dönemlerinde toplam istemdeki daralmaya bağlı olarak ortaya çıkan bir dönemsel işsizlik türü. krş. mevsimlik işsizlik.

Conjunct : Birleşmiş. Bitişik. Müşterek. Bağlaçlık. Ortak. Birleşik.

Conjunction : Bağlaşım. Aynı zamanda yer alma. Bağlaç. Birlik. Bilgisayar, gramer alanlarında kullanılır. Birbirine birleştirilmiş. Rastlantı. Tesadüf. Söz içinde birden çok kelimeyi kelime grubunu veya cümleyi birbirine bağlayarak aralarında çeşitli yönlerden ilgiler kuran görevli kelimeler. bazı bağlaçlar, bağladıkları ögelerden önce veya sonra tekrarlanarak da kulanılırlar: ile, ve, de, hem… hem, ne… ne, de… de, gerek… gerekse, olsun… olsun; ya, yahut, ya da, veya, ya…ya, mi…mi, ister…ister, ama, fakat, lakin, yalnız, ancak, bununla birlikte, şu var ki, yine de, bir…bir, kimi…kimi, bazen…bazen, kah…kah…, hatta, bile, üstelik yani, demek ki, böyle ki, başka bir deyimle; ki, kim; gerçekten, nitekim, halbuki, oysa; çünkü, zira; buna göre, bundan dolayı, bu sebeple, bunun üzerine bunun için öyleyse; ta ki, diye; eğer, şayet, yoksa, illa, o takdirde; aksi halde vb. örnekler: biz de güçsüzüz ama iyimseriz (kemal tahir, yol ayrımı, s. 235). arkası bana dönük olduğu için göremem ama budala gülme hep dudağındadır. (s. f. abasıyanık, bütün eserleri 2, s. 232) ya devlet başa ya kuzgun leşe. anlayışlı fakat hazırlıksız bir kimse. hem kel hem fodul. ya anlat yahut da yazılı olarak getir. demek ki, senin anlattığın kadarından da fazlaymış. teşrinler geldi, lüfer mevsimi başlayacak yahut nisandayız. boğaz sırtlarında erguvanlar açmıştır, diye düşünmek, yaşadığımız anı efsaneleştirmeye yetişir. (a. h. tanpınar, beş şehir, s. 145). “ne bir ayak sesi hanın boş, loş, sessiz, ölü sofalarında gezindi, ne de bir kapı gıcırtısı duydum” (s. f. abasıyanık, bütün eserleri, s. 181). zengin mi fakir mi bilmiyorum o mu yoksa öteki mi gelecek “on yedisinde ya var, ya yoktu”. (y. kemal, ortadirek, s. 358). Konjonksiyon.

 

Conjunction with : İle birlikte.

Conjunctions of result : Netice bildiren bağlaçlar.

Conjunctions : Birleşme. Rastlantı. Tesadüf. Bağlaç. Konjonksiyon. Bağlaçlar.

Conjunctions of reason : Neden bildiren bağlaçlar.

Conjunctions of concession : Uzlaştırma bağlaçları.

Conjunctions of purpose : İstek bağlaçları.

İngilizce Conjunctures Türkçe anlamı, Conjunctures eş anlamlısı

 

Sözcükler, direkt olarak Conjunctures ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Capacity : İstiap haddi. Toplumbilimde başlıca ölçüm konularından biri olan ve bireyin belli bir alandaki öğrenme ve yetişme olanaklarının sınırını gösteren yeti. Sıfat. Bilgisayar, bilişim, hukuk, fizik, kimya, ekonomi, tiyatro, jeoloji alanlarında kullanılır. Mecazi anlamda kavrama yeteneği. Özgüç. Akarsuyun taşıma gücü. İktidar. Hacim. Sığa.

Covenants : Anlaşma. Antlaşma. Tüzük. Sözleşme.

Circumstances : Zenginlik. Koşullar. Varlık. Durumlar. Mali durum. Ahval.

Crisis : Olayların alışılmış ya da beklenen sırasında görülen herhangi bir bozulma. alışkanlık ya da ölçülerin değişen koşullara uygun düşmemesi sonucu bireyin, toplumsal kümenin ya da toplumun, yeni koşullara uygun alışkanlıklar, ölçüler oluşturması zorunluluğunun ortaya çıkması. İktisat, sosyoloji, veterinerlik, uluslararası ilişkiler alanlarında kullanılır. Bir oyunda gerilimin ve ilginin arttığı, işlerin karıştığı, çapraştığı yer. düğüm öğesi çatışmalardan, çevrilen dolaplardan, birtakım gizlerden elde edildiği gibi, kişilerin karakter özellikleriyle de yaratılabilir. Nöbet. Badire. Sermaye ve gelir kayıplarına yol açan ve iktisadi bütünlüğün her düzeyinde etkisi olan politik, ideolojik ve iktisadi tüm değerleri bozan bir rahatsızlık. iktisadi çevrimdeki genişleme ve sürekli bir ilerleme döneminden sonra uzun ya da kısa daralma evresine geçerek yön değiştirme. Düğüm. Bunluk. Dönüm noktası.

Configuration : Atomların uzaydaki dizilişleri, düzenlenmeleri. Bilgisayar, bilişim, kimya, veterinerlik alanlarında kullanılır. Suret. Kurgu. Doku. Bir kimyasal bileşiğin atom, yükün ya da moleküllerinin uzayda birbirlerine göre düzenlenmiş durumu. Gezegenlerin konumu. Biçim. Şekil.

Circumstance : Varlık. Vaka. Şart. Şart(lar). Teferruat. Olay. Keyfiyet. Ayrıntı. Zenginlik.

Conjuncture : Kritik durum.

Ictuses : İktus. Vurgulu hece. Ritim veya vezin vurgusu. Darbe tıp. Nöbet. Vurgu. Darbe (medikal tıp terimi).

Trade cycle : Alışveriş dönemi. Ticaret devri. Konjonktür dalgası. Konjonktür devirleri. Konjonktür dalgalanmaları. Konjonktür hareketleri.

Estates : Zümre meclisleri. Sınıf. Malikane. Ayni haklar. Arazi. Hal. Mülk. Mülk . Emlak.

Conjunctures synonyms : business cycle, attitudes, contexts, estate, climates, crises, circs, invasions, depression, bouts, depressions, state of affairs, emergency, invasion, ictus, juncture, acmes, cases, acme, specifications, occasion, attitude, ball game, condition, context, craving, dunkirk, situation, situations, case, bout, fits, terms.