Decomposes türkçesi Decomposes nedir

Decomposes ile ilgili cümleler

English: A prism decomposes light.
Turkish: Bir prizma ışığı ayrıştırır.

Decomposes ingilizcede ne demek, Decomposes nerede nasıl kullanılır?

Decompose : Doğada yok olmak. Bozukluk. Bozulmak. Çözünmek. Dağılmak. Ayrışmak. Tefessüh. Çürütmek. Ayrıştırmak. Çürümek.

Decomposed : Ayrıştırılmış. Parçalara ayrılmış. Çözünmüş. Bozulmuş. Münhal. Parçalanmış. Bozunmuş. Çözülmüş. Çürümüş. Ayrışmış.

Decomposer : Bozulmaya sebep olan bir şey. Çürümeye neden olan bir şey. Ayrıştırıcı. Parçalara ayıran bir şey. Bozulmaya sebep olan.

Decomposers : Yapı bozucular. Ölü bitki ve hayvansal maddelerle beslenerek, onları parçalayıp tekrar besin zincirine sokan organizmalar. Parçalara ayıran bir şey. Ayrıştırıclar. Çürümeye neden olan bir şey. Dekompozerler. Bozulmaya sebep olan bir şey. Ayrıştırıcılar.

Decomposability : Bozulabilir olma. Dağılabilir olma. Bozulabilme. Çürüyebilir olma.

Decomposition voltage : Elektrikle ayrışımda, sürekli ayrışım sağlayacak en düşük gerilim. Ayrıştırma gerilimi. Bozunma voltajı. Ayrışma gerilimi.

 

Beveridge nelson decomposition : Beveridge-nelson ayrıştırması.

Bartlett decomposition : Bartlett ayrıştırması.

Decomposing : Çürümek. Dağıtmak. Çürütmek. Ayrıştırmak. Ayrıştırma. Dağılmak. Ayrışmak. Çürüme.

Decompositions : Bozukluk. Analiz. Ayrışma. Dekompozisyon. Bozulma. Ayrıştırma. Dağılma. Faktörlere ayırma. Çürüme. Çürüklük.

İngilizce Decomposes Türkçe anlamı, Decomposes eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Decomposes ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Distill : Bkz.distil. Özünü çıkarmak. Özünü almak. Damlatmak. Damıtmak. Süzmek. İmbikten geçmek. Damla damla akıtmak. Biçimlenmek.

Bestrewn : Yayarak kaplamak. Saçılmış. Kaplamak. Yayılmış. Saçmak. Dağıtılmış.

Adjourning : Ertelemek. Geciktirmek. Sonraya bırakma. Sonraya bırakmak. Geçmek (bir yere). Son vermek (oturum vs). Erteleme.

Blighting : Kötü etkilemek. Kötü izlenim bırakmak. Suya düşürmek. Kurutmak. Boşa çıkarmak. Mahvetmek. Kavurmak. Kırmak (umut). Soldurmak.

Decompound : Daha önce karışmış olan şeylerle birleştirmek. Bileşen parçalara ayırmak. Birleştirmek.

Chicken feed : Devede kulak. Metaamfetamin. Met. Bozuk para. Az para. Kristal meth. Tavuk yemi. Kuş yemi.

Dissociating : Çözünmeye uğramak. Ayrı tutmak. Ayırmak. Ayrı olarak düşünmek. Birbirinden ayrılmak. Çözüşmek.

Decouple : Bir devre kuplajını çözmek veya başka bir kuplaja ayırmak (elektronik). Bağlaşımı kesmek. Patlama şokunu emmek. Ayırmak. Bir şeyi diğerinden ayırmak. Patlamayı yer altında gerçekleştirerek havayla gelen şok dalgalarını azaltmak.

 

Corrosion : Çürütme. Çoğunlukla yükseltgeme sonucu metallerde oluşan birleşim değişimi süreci; paslanma. Korozyon. Bir gözlemcinin beklentilerine ve eğilimlerine uygun düşmediği için belli olguları görmezlikten gelmesinden ya da çarpıtmasından doğan yanlılık. Çürüme. Paslanma. Aşındırma. Çürüyüş. Çürüme (pas veya kimyasal maddeden ileri gelen).

Adjust : Parlamak. Belirlemek. Hizaya getirmek. Uymak. Düzenine koymak. Ayarlamak. Standartlaştırma. Bir ölçü aracını, ırakgörürü istenilen koşulları sağlayacak biçimde kurup çalışır duruma getirmek. Ayar çekmek. Düzeltmek.

Decomposes synonyms : change integrity, apportion, decompose, cankers, distills, come apart, adjudicate, clinch, adjourned, putridity, separating, complete, confuted, be on the loose, degrade, corrodes, insubstantiality, cankering, completes, crack up, break down, chickenfeed, garbage dump, decayedness, decomposing, putrescence, defect, addle, decoupled, deal, anomaly, disintegrate, resolve.