Dağılmak nedir, Dağılmak ne demek

"Dağılmak" ile ilgili cümleler

  • "Zaten arkadaşlarımın her biri bir yana dağılmıştı," - A. Ümit
  • "Siyah saçları hare hare suyun yüzüne dağıldı." - C. Uçuk
  • "Kentin eski merkezindeki evler kendiliğinden yıkılıyor, bahçe duvarları dökülüp dağılıyordu." - A. Kutlu
  • "Golü yiyince takım dağıldı. Babanın ölümünden sonra aile dağıldı."

Dağılmak kısaca anlamı, tanımı:

Dağılma : Dağılmak işi. Bir hedefe aynı silahla atılan mermilerin, barut haklarının ve başka şartların değişmesi yüzünden ayrı ayrı noktalara vurması. Sınırlı bölgelere toplanmış birlik, gereç ve kuruluşların düşman saldırısına karşı daha iyi korunmalarını sağlamak amacıyla birbirlerinden uzaklaştırılmaları.

Ağızda dağılmak : Genellikle hamur işi, iyi pişmiş ve lezzetli olmak.

Aklı dağılmak : Düşünceyi belli bir konu, sorun üzerinde toplayamamak.

Çil yavrusu gibi dağılmak : Toplu olarak bulunan insanların her biri bir yana dağılmak.

 

Köşe bucağa dağılmak : Darmadağın olmak. her tarafa yayılmak.

Toplu : Hepsi bir arada bulunan, toplanmış. Bir arada, bütün, kombine. Topu olan. Vücutça dolgun. Topunu, tamamını, bütününü içine alan. Düzenlenmiş, dağınık olmayan.

Durum : Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Duruş biçimi, konum, tavır. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.

Uzaklaşmak : Bir şeyden, bir yerden veya kimseden ayrılıp uzağa gitmek. Yabancılaşmak, ilgisi azalmak.

Değer : Kişinin isteyen, gereksinim duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey. Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet. Bir şeyin para ile ölçülebilen karşılığı, bedel, kıymet, paha, valör. Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayı ile anlatımı. Bir ulusun sahip olduğu sosyal, kültürel, ekonomik ve bilimsel değerlerini kapsayan maddi ve manevi ögelerin bütünü. Üstün, yararlı nitelikleri olan kimse. Üstün nitelik, meziyet, kıymet.

Birim : Herhangi bir kuruluştaki alt bölümlerden her biri. Bir niceliği ölçmek için kendi cinsinden örnek seçilen değişmez parça, vahit. Bir çokluğu oluşturan varlıkların her biri, ünite. Bir kümenin her elemanı. Dilin, oluşturduğu yapı içinde, belli bir düzlemde yer alan öbür ögelerle kurduğu bağıntılarla tanımlanan ayrı nitelikli öge, ünite.

Etken : Bir madde üzerinde belli bir değişiklik yapan şey, müessir. Etki eden şey, faktör. Doğrudan doğruya öznenin yaptığı işi anlatan, öznesi belli olan fiil, etken fiil, aktif, aktif fiil, malum, edilgen karşıtı.

 

Oranlı : Kendinde oran bulunan, nispetli, mütenasip, mütevazin.

Yayılmak : Yayma işine konu olmak veya yayma işi yapılmak. Koyun, inek vb. otlamak. Genelleşmek. Genişlemek, büyümek. Ayrıntıya girmek, açılmak. Herkes tarafından duyulmak. Kaynağından çıkan ışık, doğru çizgiler hâlinde türlü yönlere dağılmak. Hastalık, pek çok kimseye geçmek veya bulaşmak. Rahat bir biçimde, sere serpe oturmak. Serilmek, döşenmek.

Ufalanmak : Ufalama işi yapılmak, ufak parçalara ayrılmak.

Karışık : Düzensiz, dağınık, intizamsız. Karışmış. Dolu. Saf olmayan. Ayrı nitelikteki şeylerden oluşmuş. Anlaşılması güç olan, açık seçik olmayan, çapraşık. Halk inancına göre cin ve perilerle ilişkisi olan. Çalkantı, kargaşa, gerginlik içinde olan.

Gelmek : Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. Getirmek. Belli bir süre dolmak. Kadar olmak. Biriyle birlikte gitmek. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. Katılmak, eklenmek. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. Mal olmak. Olmak, -e uğramak. Oturmaya, ziyarete gitmek. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. Ulaşmak, varmak. Türemek. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. Kazanılmak, sağlanılmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. İsabet etmek. Ortaya çıkmak, doğmak. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Dayanmak, tahammül etmek. İzlemek, takip etmek. Uymak. Çıkmak, yönelmek. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Belli bir zamana ulaşmak. Akmak. Uygun düşmek. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. Görünmek, sanılmak. Başlamak, ortaya çıkmak. Herhangi bir sırada bulunmak. Sonuç çıkmak. Düşmek, rast gelmek.

Bozulmak : Yiyecek kokmak, yenilemeyecek duruma gelmek, ekşimek. Sağlığını yitirip zayıflamak. Taşıt arızalanmak. Dağılmak, bozguna uğramak. Bozma işine konu olmak. İyi ve değerli niteliğini yitirmek. Bir şeye kızmak, içerlemek.

Yavaş : Hızlı olmayarak. Alçak, hafif. Yumuşak huylu, yumuşak başlı. Hızlı olmayan, ağır, çabuk karşıtı. Alçak, hafif bir biçimde.

Kaybolmak : Görünür olmaktan çıkmak, görünmez olmak. Yitmek.

Yok : Birbirine karşıt iki cümleden, ikincisinin başına getirilen bir söz. "Hayır" anlamında kullanılan bir söz. Birinin söylediği sözlerden genel olarak kuşkulanıldığında veya sözler hafifsendiğinde kullanılan bir söz. Savunulan bir düşünceyi doğrulayan sözün başına getirilir. Olmayan, bulunmayan şey. Yasak. Bulunmayan, mevcut olmayan (nesne, kimse vb.), var karşıtı.

Olmak : Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Geçmek, tamamlanmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Sürdürmek, yürütmek. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Yol açmak. Yetişmek, olgunlaşmak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Uymak, tam gelmek. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Sarhoş olmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Bulunmak.

Diğer dillerde Dağılmak anlamı nedir?

İngilizce'de Dağılmak ne demek? : v. disperse, separate, scatter, disband, come apart, disintegrate, crack-up, go to pieces, fly to pieces, go splinters, go into splinters, be scattered, adjourn, clear, clear away, decay, decompose, diffuse, disrupt, dissolve, fall, splinter, spread

Fransızca'da Dağılmak : se disperser, se dissiper, parsemer, s'effriter, s'égailler, se débader, se disjoindre, se répartir

Almanca'da Dağılmak : v. abströmen, stieben, verrauchen, entwölken

Rusça'da Dağılmak : v. распадаться, разваливаться, расходиться, разъезжаться, разбредаться, рассеиваться, диффундировать, рассредоточиваться, распасться, развалиться, разойтись, разбрестись