Halletmek nedir, Halletmek ne demek

Halletmek; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • Güç görünen bir olay veya duruma çözüm yolu bulmak.
  • Cinsel ilişki kurmak.
  • Bir cismi bir sıvı içinde eritmek
  • Bir yemeği yenecek duruma getirmek.
  • Çözmek.
  • Yoluna koymak, olumlu sonuca bağlamak.

"Halletmek" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bakınız, tesadüf bunu ne kadar güzel düşünüp halletti." - M. Ş. Esendal
  • "Bir arkadaşa, sinema işlerinden anlayan bir arkadaşa bu konuşmayı anlattığım zaman o muammayı halletti." - N. Hikmet

Halletmek anlamı, kısaca tanımı:

Olay : Önemli tarihsel olgu, fenomen. Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka.

Durum : Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Duruş biçimi, konum, tavır. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.

Çözüm : Bir denklemde bilinmeyenlerin yerine konulduğunda o denklemi gerçekleştiren sayı veya sayılar. Bir problemi çözmek için verilenler üzerinde yapılacak işlemlerin gösterilmesi. Bir sorunun çözülmesinden alınan sonuç, hal.

Bulmak : İstenilen şeye kavuşmak, nail olmak. Seçmek. Varlığı bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak, keşfetmek. İlk kez yeni bir şey yaratmak, icat etmek. Hatırlamak. Arayarak veya aramadan bir şeyle, bir kimse ile karşılaşmak. Bir şeyi elde etmek. Kaybedilen bir şeyi yeniden ele geçirmek. Herhangi bir görüşe, bir yargıya varmak. Bir yere, bir noktaya erişmek, ulaşmak. Sağlamak, temin etmek. Cezaya uğramak.

 

Koymak : Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak. Bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak. Katmak, eklemek. İmza, tarih, adres yazmak. Bırakmak. Etkilemek, dokunmak. Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek. Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak. Bırakmak, terk etmek.

Olumlu : Yapıcı. Onaylayan, kabul eden, lehte olan. Olgulara, deneylere dayalı olarak bazı nitelikleri belli olan, müspet, pozitif. Gözetilen amaca veya beklenilene uygun, yararlı, müspet, pozitif. Davranışları beğenilen, yapıcı düşünceleri olan, yararlı. Olumsuzluk anlatmayan (kelime, cümle).

Bağlamak : Eklemek, bir araya getirmek, birleştirmek. Birini söz veya yazı ile bağlamak, taahhüt etmek, angaje etmek. Geçişi engellemek. Yaraya ilaç koyup bezle sarmak. Bütün ilgisini bir yerde yoğunlaştırmak. Gönlünü kazanmak. Bir şeyi bir yere veya bir şeye tutturmak. Başka bir işle uğraşamaz durumda olmak. Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak. Anlaşma yapmak. Büyü, muska vb.nin aracılığıyla birinin birtakım isteklerini veya yetkinliğini engellemek, yok etmek. Düğümlemek. Birinde bir şeye karşı ilgi, istek uyandırarak o şeye ilgi, yakınlık duymasını sağlamak. Uyulması zorunlu olmak. Denk yapmak, paket yapmak.

Çözmek : Bulmaca, sorun vb.nin bilinmeyen, gizli noktasını bulup açıklamak, sonuca bağlamak. Çözgü ipini tezgâha yerleştirmek. Saçı açmak. Düğümlü, bağlı veya sarılı bir şeyi açmak. Bir maddeyi çözücüyle çözündürmek, onun çözeltisini yapmak. Bir problemde aranan sonucu, belli ögeler yardımıyla ortaya çıkarmak, halletmek. Düğmeyi iliğinden açmak.

 

Cinsel : Cinsiyetle ilgili, cinsî, eşeysel, seksüel.

İlişki : Bağlantı, temas. İki şey arasında karşılıklı ilgi, bağ, münasebet, temas.

Kurmak : Sağlamak, oluşturmak. Ortaklık sağlamak. Düşünmek. Yaylı, zemberekli şeylerde yayı veya zembereği germek. Etkisi ve önemi geniş şeyler meydana getirmek, tesis etmek. Bir kimseyi dedikodu veya telkinlerle başkasına karşı öfkelendirmek. Gereken şartları hazırlayıp kendi kendine olmaya bırakmak. Hazırlamak. Bir şeyi oluşturan parçaları birleştirerek bütün durumuna getirmek, monte etmek. Aklına koymak. Bir araya getirmek, toplamak. Yapmak, inşa etmek. Belli bir işte beraber çalışacak kimseleri belirlemek. Zihinde büyütmek. Yapmak, oluşturmak.

Bir : Tek. Bu sayı kadar olan. Sadece. Beraber. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Sayıların ilki. Ancak, yalnız. Bir kez. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Aynı, benzer. Eş, aynı, bir boyda.

Getirmek : İletmek, bildirmek. Gelmesini sağlamak. Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. Sağlamak. Sebep olmak, ortaya çıkarmak. Bir şeyi yanında veya üstünde bulundurmak. İleri sürmek. Bir makama atamak veya seçmek. Erişmek veya eriştiğini sanmak.

Halletmek ile ilgili Cümleler

  • Bunu tek başına halletmek zorunda kalacaksın.
  • Halletmek zorunda olduğum işlerim vardı.
  • Bu sorunu halletmek neredeyse imkânsız.
  • Bunu halletmek için hazır olmadığını biliyorum.
  • Bunu halletmek zorundayım.
  • Şimdi bunu halletmek zorundayım.
  • Sorunu halletmek için zorluklara göğüs geriyorum.
  • Bunu kendim halletmek zorundayım.

Diğer dillerde Halletmek anlamı nedir?

İngilizce'de Halletmek ne demek? : v. solve, resolve, arrange, adjust, figure out, work out, get things done, sort out, overcome, untangle, untwist, manage, clear up, compound, dispatch, dispose of, dissolve, hurdle, lay on, lick, polish off, sort, square, surmount, unriddle, untie

Fransızca'da Halletmek : dénouer, résoudre, solutionner, arranger, dissoudre, trancher

Almanca'da Halletmek : v. abmachen, abwickeln, ausgleichen, ausmachen, bereinigen

Rusça'da Halletmek : v. решать, улаживать, отгадывать, растворять, решить, отгадать, растворить