Fener nedir, Fener ne demek

Fener; kökeni rumca dilinden gelmektedir.

"Fener" ile ilgili cümle

  • "Deniz, bu Japon fenerinden dökülen ışıklar altında ıslak parıltılarla yanıp sönüyor." - Y. Z. Ortaç
  • "Sigara içilmeyecek, kibrit, fener yakılmayacaktı." - Ö. Seyfettin

Yerel Türkçe anlamı:

Uçurtma.

Gösteri Sanat terimi olarak anlamı:

Eski meddahların, tuğlarının dibine yaydıkları örtü üzerine koydukları fener. Bu fenerin öykü sırasında yanması gerekirdi. Fenerini yakmış olan meddah böylece öyküye başlayacağını belirtmiş olurdu.

Güzel Sanatlar alanındaki anlamı:

(Mimarlık) Kimi yapıların kubbe ve damlarında içeriye ışık vermek için yapılmış, çevresi pencereli, bacaya benzeyen, üstü kapalı bölüm. a. bk. dam penceresi.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

(a.) (Türkiye'de) Sinemaların önyüzlerinin büyük bölümünü kapsayacak boydaki ası.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Değirmenlerde üst taşın baltacığma bağlı olan ve buğdayın taşlar arasına dökülmesini sağlayan kafes biçiminde bir araç.

Saat çarklarının bir ucunda bulunan kalın dişli. (-Bursa)

 

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Samsun şehri, Bafra ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Fener tanımı, anlamı:

Fener çekmek : Elinde fenerle önden gitmek. bir kalabalığa önderlik etmek.

Feneri nerede söndürdün : Geç kalanlara takılmak için söylenen bir söz.

Fener alayı : Bayram gecelerinde kalabalık halk topluluklarının, ellerinde fener veya meşalelerle şehri dolaşarak yaptıkları gösteri.

Fener balığı : Fener balığıgillerden, vücudunda pek çok ışık verme organı bulunan, tropik denizlerde yaşayan bir balık (Lophius piscatorius).

Hayali fener : Resimli camları olan ve bu resimleri duvara yansıtan fenere benzer araç. Çok zayıf kimse.

Karpuz fener : Şenliklerde kullanılan yuvarlak kâğıt fener.

Kırmızıfener : Genelev.

Şimşekli fener : Çakar.

Cep feneri : Cepte taşınabilen, pilli, küçük fener.

Deniz feneri : Kıyıların tehlikeli yerlerinde, bazı kaya ve adacıkların üzerinde geceleri deniz taşıtlarına yol gösteren, tepesinde güçlü bir ışık kaynağı olan fener.

El feneri : Elektrik feneri.

Elektrik feneri : Pille çalışan fener, el feneri.

Gelinfeneri : Kuş kirazı.

Gündüz feneri : Zenci, arap.

Güveyfeneri : Patlıcangillerden, kırmızı ve ekşimsi meyvesi idrar söktürücü olarak kullanılan, çok yıllık ve otsu bir bitki, gelin otu (Physalis alkekengi).

Hırsız feneri : Karşısındakini gösterip taşıyanı göstermeyecek biçimde yapılmış önü camlı fener.

Borda fenerleri : Gemide bulundurulmak zorunda olan, sancakta yeşil, iskelede kırmızı ışık veren özel fenerler.

Fener balığıgiller : Kemikli balıklar takımının, vücutları basık, derileri çıplak, ağızları çok büyük olan, derin denizlerde yaşayan balıklar familyası.

 

Fenerci : Fener yapan veya satan kimse. Deniz feneri bekçisi. Sokak fenerlerini yakan kimse.

Fenerli : Feneri olan.

Fenerli burgu : Ahşap bölümleri delmeye yarayan matkap.

Fenersiz : Feneri olmayan.

Fenersiz yakalanmak : Beklenmedik bir zamanda istenmeyen bir durumla karşılaşmak.

Hayali fenere dönmek : Çok zayıflamak.

Saydam : Üzerindeki resim ve şekilleri beyaz bir zemin üzerine yansıtmak amacıyla tepegöze konan şeffaf, ışığı geçiren kâğıt veya madde, slayt. Açık seçik, belirgin. Asetat. Sayısal ortamda hazırlanmış, yansıtım aygıtında kullanılmaya özgü pozitif görüntü, slayt, diyapozitif. İçinden ışığın geçmesine ve arkasındaki şeylerin görülmesine engel olmayan (cisim), şeffaf, transparan.

Madde : Molekül. Sözlük ve ansiklopedilerde tanımlanan, anlatılan kelime, ad veya konulardan her biri. Duyularla algılanabilen nesne. Kendi içinde bütünlüğü olan anlatım. Boşlukta yer kaplayan, bir kütlesi olan her türlü varlık, özdek. Bir cismi oluşturan öge, öz. Para, mal vb. ile ilgili şey. Yasa, sözleşme, antlaşma vb. metinlerde, her biri başlı başına bir yargı getiren ve çoğu kez rakamla belirtilen bölüm.

Donatı : Teçhizat.

Işık : Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji, erke, ziya, nur, şavk. Aydınlanmak için kullanılan elektrik. Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma. Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb. Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı. Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç.

Aydınlatma : Sahnelerin ışıklandırılması işi. Aydınlatmak işi, ışıklandırma.

Aracı : Ara bulucu. Üretici ile tüketici arasında alım satım konusunda bağlantı kuran ve bundan kazanç sağlayan kimse, mutavassıt, komprador. İki şey arasında bağlantı kuran kimse, vasıta. İhracatçının ihracattan doğan alacaklarının büyük bir bölümünün malın yüklenmesinden hemen sonra, kalan kısmının ise para, malı alandan tahsil edildiğinde bir aracı banka tarafından ödenmesini sağlayan kredi veya yatırım tekniği.

Gemi : Su üstünde yüzen, insan ve yük taşımaya yarayan büyük taşıt, sefine.

Yol : Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan. Kumaşta bulunan çizgi. Gaye, uğur, maksat. Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi. Uyulan ilke, sistem, usul, tarz, tarik. Yolculuk. İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer. Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer. Kez, defa. Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik. Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem. Gidiş çabukluğu, hız. Hile, tuzak. Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi.

Gösteren : Gösterilenle birleşerek göstergeyi oluşturan ses veya sesler bütünü.

Askı : Saklanmak için tavana asılmış dizi veya hevenk. Elbise, gömlek, tişört, ceket gibi elbiselerin kırışmadan düzgün bir biçimde elbise dolabına asılması için insan omzu biçiminde tasarlanmış, bazılarının altında pantolon asmak için düz bir çıta, bazılarının her iki kenarında etek asmak için çengel bulunan alet, elbise askısı. Gelinin odasına asılan süs. Düğünlerde geline yakınları tarafından takılan hediye. Artırma, eksiltme vb. resmî iş ilanlarının ilgili daire duvarında belli bir zaman süresince asılı durması. Pantolon veya giysilerin düşmesini önlemek için omuzdan aşırılan bağ. İpek böceğinin kozasını sarması için yanına konulan çalı çırpı. Hastanelerde kırık kol veya bacakların asılarak tutturulduğu araç. Saz şairleri arasında yapılmış olan deyiş yarışında üstün gelene verilmek için duvara asılan kumaş, tabanca vb. ödül. Üzerine herhangi bir şey asmaya yarar nesne. Çay, kahve taşımaya yarar kahveci tepsisi, fener. Yeni yapılmış olan yapıların çatısına, ev sahibi tarafından usta için veya düğün arabalarına düğün sahibi tarafından arabacı için armağan olarak asılan kumaş. Kadınların kullandığı altın dizisi veya zincirli mücevherat.

Fener almaşırı : Çifteker fenerinin dalgalı akım üreticisi.

Fener vergisi : Fenerlere ilişkin bakım ve onarım giderleri için devletçe, deniz taşıtlarından alınan vergi.

Fener-balığıgil1er : (Lophiidae), (Lat. lophius = fener balığı) Omurgalı hayvanlardan balıklar (Pisces) sınıfının kemikli-balıklar (Teleostei) takımının ayakçıklılar (Pediculati) alt-takımına giren bir familyası. Vücutları basık ve derileri çıplaktır. Ağızları olağanüstü büyük olur. Atlantik, Pasifik ve Hint Okyanuslarında derinlerde yaşar. Fener balığı (Lophius piscatorius) türü iyi bilinir.

Fener-balığıgiller : (Myctophidae), (Lat. myctophum = fener balığı): Omurgalı hayvanlardan balıklar (Pisces) sınıfının kemikli-balıklar (Teleostei) takımının tek-omuzlular (Haplomi) alt-takımının bir familyası. Ağızları ve gözleri büyük olan küçük balıkları içine alır. Vücutları üzerinde sayısız ışık veren organlar bulunur. Yağ yüzgeçleri vardır. Ilık ve tropik denizlerin derinlerinde yaşarlar. Fener balığı (Myctophum coeruleum) türü iyi bilinir.

Fenerbalığı : (zooloji) (zooloji)

Fenercilik : Fenercinin yaptığı iş.

Fenerit üzümü : Kırmızı renkli, ince kabuklu, şaraplık bir çeşit üzüm.

Fenerköy : İstanbul kenti, Silivri ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Trabzon kenti, Çarşıbaşı ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Fenerli reis : Osmanlılarda devlet gemilerinde, 150 akçeye dek ödenek alan kaptan.

Fenerlik : Trol ağlarında halatların, tellerin ve kapıların bırakılmasında ve toplanmasında görev yapan makaralı düzenek.

Fener ile ilgili Cümleler

  • Polis bir el feneri kullanarak arabanın durması için sinyal verdi.
  • Ali el fenerini açtı.
  • Feneri bana ver.
  • Karanlık olduğunda görmek için bir el feneri kullanabilirsiniz.
  • Ali bir el feneri alması gerektiğini söylüyor.
  • Fenerimi kaybettim.
  • El fenerini bana ver.
  • Hiç kimsenin el feneri yoktu.
  • Ali bir el feneri aldı.

Diğer dillerde Fener anlamı nedir?

İngilizce'de Fener ne demek? : [Fener] n. Phanar, main Greek neighborhood of Istanbul

n. lighthouse, lantern, lamp, beacon, cresset, flambeau, glim

Fransızca'da Fener : lanterne [la], fanal [le], lampion [le], phare [le]

Almanca'da Fener : n. Laterne

Rusça'da Fener : n. фонарь (M), фара (F), лампа (F), маяк (M), бакен (M)