Frowstier türkçesi Frowstier nedir

Frowstier ingilizcede ne demek, Frowstier nerede nasıl kullanılır?

Frowstiest : Basık. Küf kokulu. Havasız.

Frowst : Basık hava. Havasız ortam.

Frowsty : Küf kokulu. Sıkıcı. Havasız. Basık.

Frowsier : Hırpani. Kılıksız. Dağınık. Pasaklı. Taranmamış.

Frowsy : Dağınık. Çirkin. Kirli. Kılıksız. Hırpani. Şapşal. Pasaklı. Taranmamış.

İngilizce Frowstier Türkçe anlamı, Frowstier eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Frowstier ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Mustiest : Yavan. Ağır. Sönük. Köhne. Antika. Küflenmiş. Küflü. Demode.

Anaerobic : Oksijensiz solunum yapan. Havasızyaşayan. Aneorobik. Serbest oksijen olmadan meydana gelen (kimya). Oksijensiz. Havasız yerde yaşayabilen. Anaerobik. Anaerobi. Oksijensiz yaşayabilen.

Musty : Antika. Yavan. Sönük. Köhne. Demode. Küflü. Küflenmiş. Ağır.

Receding : İçe çökük.

Subject : Eğilimi olan. Uyruk. Maruz. Bir devletin bağımı altında bulunan kimse. Çektirmek. Tabi. Konu. Özne. Yüklemin gösterdiği kılış ile doğrudan ilgili olan kişi ya da şeye verilen ad; bir oluş ve kılışın gerçekleşmesini sağlayan kimse veya şey: eskiler, baharı ya tabiatta yahud tecrid halinde, tek manzarasında severlerdi (a. h. tanpınar, yaşadığım gibi, s. 114). oda karşıma düşen duvardaki hücreye konmuş büyükçe bir gaz lambasıyla aydınlanıyordu a. h. tanpınar, abdullah efendinin rüyaları, s. 90). bu tahammül edilemez bir ömürdü… (r. h. karay, memleket hikayeleri, s. 34). agah bey, içti; biraz buruk, lakin baygın kokulu, tuhaf lezzetli, hoş bir içkiydi (r. h. karay, göst. e., s. 35). ben anadolu'ya gitmezden önce manevi kuvvet denilen şeyin millet mücadelelerinde büyük bir rol oynadığına ve bunun ruhtan gelen bir yüreklilikle oluştuğuna inandım (y. k. karaosmanoğlu, ergenekon, s. 114). odada, galiba, teyzesi yatıyor. (p. safa, şimşek, s. 210). hakikatte bütün istanbul garip bir sinirlilik içinde idi (a. h. tanpınar, sahnenin dışındakiler, s. 276). o, zamanın sahibi idi (a. h. tanpınar, saatleri ayarlama enstitüsü, s. 37). siz doğru dürüst konuşmasını bilmez misiniz hiç? (t. buğra, yalnızlar, s. 216). melek, hastanın başucuna götürüldüğü zaman, bu burnu uzamış, gözleri çukura kaçmış adamla alakasını anlayamamıştı (s. f. abasıyanık, bütün eserleri 3: medarı maişet motoru, s. 170). yol ayrımına, yolu olan gelir! (k. tahir, yol ayrımı, s. 310). insan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar (y.kemal bayatlı, kendi gök kubbemiz, s. 91) vb. Boyun eğdirmek.

 

Study : Herhangi bir iş, sanat ya da meslek için gerekli bilgi, beceri ve alışkanlıkların elde edilmesi amacıyla yapılan çalışma. Okumak. Öğrenimi görmek. İrdelemek. Saygılı olmak. Ele alınan bir konu ya da olayın özelliklerini ve ayrıntılarını inceden inceye anlamaya çalışmak, ilgili yasa ve kuralları ortaya çıkarmak ve birtakım sonuçlar elde etmek için yapılan yöntemli çalışma. bu türden çalışmalar sonunda ortaya çıkan yapıt. Öğrenim. Çalışmak (ders). Çalışma. Çalışmak.

 

Unvented : Havalandırılmamış. Vantilatörsüz. Havalandırmasız.

Fustier : Köhne. Kokuşmuş. Modası geçmiş. Eski kafalı.

Wild : Dağınık. Fırtınalı. Hiddetli. İnsan ya da insanın yaşadığı yerlere yakın olmayan, doğada bulunan. vahşi. Acayip. Arsız. Yaban. Çöl. Zıpır.

Frowstier synonyms : subject field, frowstiest, overcast, fustiest, squashed, discipline, flatted, air free, wilderness, frowzy, danker, oblate, fusty, stuffy, bailiwick, stuffier, depressed, nosey, unaired, airless, frowzier, fuggier, unventilated, flattened, nosier, field, dankest, frowziest, oblates, stuffiest, compressed, field of study, frowsty.