Gerdan gırmak nedir, Gerdan gırmak ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

At, boynunu yukarı kaldırıp başını aşağı bükmek: Atın gerdan gıranını atçılar pek beğenir.

Gerdan gırmak kısaca anlamı, tanımı

Gırma : Bir çeşit melez köpek. Pürüzlü ve engebeli alan. Beyaz topraklı yer. Tohum ekmek için tarlada pullukla açılan yer: Gırma gırmadan tohum ekme. Bir çeşit av tüfeği. Avcıların saçma bulamayınca telden saçma şeklinde kestikleri parçalar. Bir çeşit tatlı. Salamura yapılmış yeşil zeytin. Davarların yemesi için kesilen ağaç dalları. Kuru odun yapmak için kesilen yaş çam dalları. Tohum ekmek için tarladaki çalı ve ağaçları sökme işi: Bizimkiler bugün Akdere'ye gırmaya gittiler. Hayvan yemi olarak kullanılan kırılmış tahıl. Hayvanların kolay yiyebilmesi için ezilerek verilen arpa. Kumaşa büzülerek yapılan süs, pili. Ortasından ikiye katlanan tüfek. (Tokmacık Yalvaç Isparta). Hayvan yemi olarak kullanılan kırılmış arpa. (Çukurhisar Eskişehir). Dövenle yarı sürülmüş ekin sapı. (Afşar Güdül Ankara)

Gırmak : Kırmak. Eski türkçe kırmak; kitle hâlinde öldürmek. Fiyatta indirim yapmak, ucuzlatmak. Koyunların yününü kesmek. Kırmak, parçalamak.

Gerdan : Vücudun omuzlarla baş arasında kalan ön bölümü. Şişmanlarda çenenin altındaki tombulluk. Kesim hayvanlarında boyun.

 

Beğenir : Beğenme duygusu olan.

Atçılar : İzmir şehrinde, Yuntdağ bucağına bağlı bir yer.

Kaldırı : Güç: Onun kaldırışı çok yüksektir.

Yukarı : Bir şeyin üst bölümü, fevk, aşağı karşıtı. Benzerleri arasında üstte bulunan. Yetkili kimse. Üst tarafa, üstteki kata, üste, yükseğe, yukarıya. Aşama, sınıf, makam bakımından ileride olan.

Bükmek : Sertçe çevirmek, kıvırmak. Birkaç tel ipliği burarak sarmak. Eğmek. Döndürmek. Katlamak.

Beğeni : Güzel veya çirkin yargısını verdiren duygu, zevk. Herhangi bir konuda güzeli çirkinden ayırma yetisi, gusto.

Başın : Başta, önce, en başta3 ilkin.

Bükme : Bükmek işi. Bükülmüş kaytan ya da iplik. Vücudun bir bölümünü yanındaki bölüm üzerine kıvırma, germe karşıtı.

Gıran : Öldürücü salgın hastalık. Tepe. Tepelerin üstündeki düzlük. Dağ sırtı. Ağır taşçı ve işçi çekici, balyoz. Toprak: Bizim tarlanın gıranı çok yavuzdur. Kenar, kıyı, çevre. Karşı taraf. Ufak. Ahlaksız, terbiyesiz çocuk. Çocuğun oyun arkadaşları: Gıranların gelmiş seni çağırıyor. Kıran, öldürücü hastalık. Kıran (köy). Tepe düzlüğü.

Aşağı : Bir şeyin alt bölümü, zir, yukarı karşıtı. Bayağı, adi. Niteliği düşük, kötü. Daha küçük, daha az. Eğimli bir yerin daha alçak olan yeri. Değeri daha az. Aşağıya, yere doğru. Bir yere göre daha alçak yerde bulunan.

Gıra : Tek atan kısa namlulu mavzer. Kırağı.

Beğe : Hayvanların yem yediği yer. (Susuz Kars).

Aşağ : İplik eğirirken iğin ağır dönmesini sağlıyan tahta ağırlık, ağırşak. Aşık kemiği.

Atçı : At yetiştiricisi.

 

Yuka : İnce açılmış hamurdan yapılan sac ekmeği. Zayıf, ince, dayanıksız, hafif. İnce, sığ. [Bakınız: yufka]. İncelikli, duyarlı kimse. Hoppa. İnce, dayanıksız. Yufka. 1.Yufka (ekmek). İnce, incecik. Derin olmayan, sığ.

Pek : Sert, katı. Sağlam, dayanıklı. Gereken, beklenen veya alışılmış olandan çok. Hızlı olarak.

Diğer dillerde Gerçesiz anlamı nedir?

Fransızca'da Gerçesiz nedir ? : apocryphe