Go on türkçesi Go on nedir

  • Dırdır etmek.
  • Konuşup durmak.
  • Yanmak.
  • Gelmek (ışık).
  • Bel bağlamak.
  • Devam etmek.
  • İleri gitmek.
  • Yer almak.
  • Dayanmak.
  • Gitmek.
  • İlerlemek.
  • Güvenmek.
  • Sürdürmek.
  • Sürmek.
  • Geçmek (zaman).
  • Davranmaya devam etmek (belirli bir şekilde).
  • Olmak.
  • Yerine geçmek.

Go on ile ilgili cümleler

English: After a little time off, I plan to go on another concert tour.
Turkish: Bir süre sonra, bir konser turuna daha gitmeyi planlıyorum.

English: Ali didn't actually ever go on a date with Mary.
Turkish: Ali aslında Mary ile hiç çıkmadı.

English: Ali and Mary couldn't go on a picnic because it was raining.
Turkish: Ali ve Mary yağmur yağdığı için pikniğe gidemediler.

English: Ali decided to go on a diet and lose some weight.
Turkish: Ali diyet yapmaya ve biraz zayıflamaya karar verdi.

English: Ali couldn't go on the hike because he wasn't feeling well.
Turkish: Ali iyi hissetmediği için yürüyüşe gidemedi.

Go on ingilizcede ne demek, Go on nerede nasıl kullanılır?

Go : Canlılık. Hareket etmek. Haline gelmek. İddiaya girmek. Erişmek. Gitme. Tükenmek. Gayret. İş görmek. Olmak.

On : Esnasında. Makbul. Üzerinde. İle. Üstünde. Giyilmiş. De. Yönünde. E doğru.

Go on a conducted tour : Rehber eşliğinde geziye çıkmak.

Go on a cruise : Vapurla geziye çıkmak. Sefere çıkmak.

 

Go on a diet : Rejim yapmak. Perhize girmek. Rejime girmek. Diete girmek. Rejime başlamak. Diyete başlamak. Perhize başlamak.

Go on a guided tour : Rehber eşliğinde geziye çıkmak. Rehberli geziye çıkmak.

Go on a go slow : İşi yavaşlatmak.

İngilizce Go on Türkçe anlamı, Go on eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Go on ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Becometh : Uygun olmak. Elverişli olmak. -e dönüşmek. -e değer olmak. Become (olmak).

Believes : İnancı olmak. İnanmak.

Subbing : İçine. Denizaltı. Yerini doldurmak. İçinde. Altına. Altında. Altyazı. Yardımcı. Üye aidatı.

Carrying over : Nakletmek (hesap). Röpor. Nakliyekün. Nakli yekun. Ertelemek. Toplam aktarma. Uzatma. Borsada bir alışverişin gününü uzatma. borsada bir alışverişin gününü uzatmak için ödenen para. Gelmek.

Believe : Kani olmak. Yemek. Varsaymak. Zannetmek. Sanmak. İnanmak. Kanmak. İman etmek. Güven duymak.

Displacing : Yerinden çıkmak. Yerini almak. Çıkarmak. Yerinden çıkarmak. Azletmek. Yerinden etmek. Yerini değiştirmek. Ülkesinden çıkarmak.

Exaggerates : Büyültmek. Aşırıya kaçmak. Obartmak. Büyütmek. Şişirmek. Mübalağa etmek. Abartılı konuşmak. Abartmak.

Figure : Vücut yapısı. Şekillendirmek. Çizge. Endam. Şahsiyet. Beden yapısı. İfade etmek. İnsan tasviri. Biçim. Sayıları gösteren simgelerden her biri.

Coal : Kömür almak. Kor. Karaelmas. Kömür. Havasız ortamda kalan bitkilerin nem, basınç ve sıcaklık etkisiyle bozunarak oluşturdukları yanıcı, kara-kahve renkli, katı özdek. (başlıca bileşeni karbondur, bunun yanında hidrojen, kükürt, oksijen ve azot, ayrıca kül denilen mineral oksitleri içerir.). Maden kömürü. Kökeni bitkisel, değişmiş ve başkalaşmış katı yakıt. (örneği ve derecesi ilkel maddelerin geçirdiği başkalaşıma bağlıdır.). Kömür vermek. Bir yakımlık kömür.

 

Put in an appearance : Uğramak. Boy göstermek. Kısa bir süre kalıp gitmek. Görünmek. Katılmak. Çok kısa bir süre kalmak. Yeralmak.

Go on synonyms : flourish, forges, fall into, disembarked, chatter, sub, carp, carrying forward, bet on, carry on, gain ground, abutted, bedaubing, abideth, blow, flourishes, prevail, crab, look to, bargain on, extravagate, catch fire, disembarks, be on fire, be ruined, abides, bedaubed, abrupt, accredits, flourished, burns, arrive, abidden.