Halın nedir, Halın ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Kız tarafının, damat tarafından aldığı para, mal: Ali ağa yeni hısımlarından bin lira halın almış.

Halın ile ilgili Cümleler

  • Halının üzerinde yürüme.
  • Bu kediler hep halının üzerinde uyur.
  • Kahvemi halının üzerine devirdim.
  • Halının üstünde ağda var.
  • Halının büyüklüğü 120'ye 160 santimetredir.
  • Kırmızı şarap lekelerini halınızdan nasıl çıkarırsınız?
  • Kedi halının üstünde.
  • Halını o kişiye ver.
  • Halının üzeri mandal doluydu.

Halın tanımı, anlamı

Halı : Yere veya mobilya üstüne serilmek, duvara gerilmek için, genellikle yünden dokunan, kısa ve sık tüylü, nakışlı, kalın yaygı

Halındır : Davardan sağılan ağız üzerine pekmez dökülerek yapılan bir çeşit tatlı.

Hırlı halın : Kolay kolay: Adama hırlı halın işi görmezdim ama gene bir adamlığım tuttu.

Taraf : Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri. Bir şeyin belli bölümü, kısmı. Yöre, yer. Yön, yan, doğrultu. İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri. Bir kişinin soyundan gelenlerin hepsi.

Hısım : Evlilik yoluyla birbirine bağlı olan kimseler.

Damat : Evlenmekte olan bir erkeğe, evlenme töreni sırasında verilen ad, güveyi. Padişah soyundan kız almış olan kimse. Bir kızın ailesinden olan büyüklere göre kızın kocası, güveyi.

 

Lira : Yüz kuruş değerinde Türk para birimi, teklik. Yedi gram ağırlığında altın sikke, sarı lira. Bazı ülkelerin para birimi.

Tara : 1.Bağ budamaya ya da ağaç kesmeye yarayan, eğri bir çeşit bıçak. 2.Ağaç kökü çıkarmaya yarayan bir araç. Süpürge sapı. Odun keskisi, satır.

Yeni : Kullanılmamış veya az kullanılmış olan, eski karşıtı. Tanınmayan, bilinmeyen. O güne kadar söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş olan. Biraz önce, çok zaman geçmeden. Daha öncekilerden farklı olan. Eskisinin yerine gelen. En son edinilen. İşe henüz başlamış. Oluş veya çıkışından beri çok zaman geçmemiş olan.

Aldı : “söylemeye başladı” anlamında kullanılan bir söz.

Para : Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit. Kuruşun kırkta biri. Kazanç.

Dama : Karelere ayrılmış zemin üzerinde on altı taşla iki kişi arasında oynanan oyun.

Kız : Dişi çocuk. Üzerinde kadın resmi bulunan iskambil kâğıdı. Dişi cinsten birine daha yaşlı biri tarafından kullanılan bir seslenme sözü.

Ali : Yüce, yüksek. "Kurnazca ve haince düzen" anlamında Ali Cengiz oyunu, "çok zorba" anlamında Ali kıran baş kesen, "bir kimse birinden aldığını ötekine, ötekinden aldığını bir başkasına vererek işini yürütmek" anlamında Ali'nin külahını Veli'ye, Veli'nin külahını Ali'ye giydirmek deyimlerinde geçen bir söz.

Bin : Dokuz yüz doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı. Pek çok, çok sayıda. On kere yüz, dokuz yüz doksan dokuzdan bir artık. Bu sayıyı gösteren 1000 ve M rakamlarının adı.

 

Ağa : Geniş toprakları olan, sözü geçen, varlıklı kimse. Halk arasında sayılan ve sözü geçen erkeklere verilen unvan. Osmanlı Devleti'nde bazı kuruluşların başında bulunanlara verilen resmî san. Ağabey. Cömert, eli açık. Okuryazar olmayan yaşlı kimselerin adlarıyla birlikte kullanılan san. Koca.

Mal : Bir kimsenin, bir tüzel kişinin mülkiyeti altında bulunan, taşınır veya taşınmaz varlıkların bütünü. Esrar. Bayağı, aşağılık, kötü kimse. Alınıp satılabilen her türlü ticaret eşyası, emtia. Büyükbaş hayvan. Orospu.

Diğer dillerde Halı güvesi anlamı nedir?

İngilizce'de Halı güvesi ne demek ? : carpet moth