Have time türkçesi Have time nedir

  • Zamanı olmak.
  • Vakti olmak.

Have time ile ilgili cümleler

English: Ali made himself a cup of hot chocolate, but didn't have time to drink it.
Turkish: Ali kendine bir fincan sıcak çikolata yaptı ama onu içecek zamanı yoktu.

English: Ali said he didn't have time to read the newspaper this morning.
Turkish: Ali bu sabah gazete okumak için zamanının olmadığını söyledi.

English: Although the pressure of studying at the University of Cambridge is very high, many students still have time to go out and have fun.
Turkish: Cambridge Üniversitesi'nde öğrenim zorluğu çok yüksek olmasına rağmen, çok sayıda öğrencinin hâlâ dışarı çıkmak ve eğlenmek için zamanı var.

English: Are you sure we have time for this?
Turkish: Bunun için zamanımız olduğundan emin misin?

English: Ali hoped he'd have time to eat before he had to leave.
Turkish: Ali gitmek zorunda kalmadan önce yemek yemek için zamanı olacağını umuyordu.

Have time ingilizcede ne demek, Have time nerede nasıl kullanılır?

Have : Sahip olmak. Aldatmak. Etmek. -si olmak. Yaptırmak. Zorunda olmak. Elde etmek. Göz yummak. Kabul etmek. Buyurmak.

Time : Akıp giden olayların tekrar eden gök olaylarına göre sıralanmasından doğan bir kavram. güneş ve yıldızların öğlene göre açısal uzaklığına (saat açısına) karşılık bir ölçü. Önel. Süre. Süre tutmak. Tempo tutmak. Belirli bir zamana göre ayarlamak. Zamanlama yapmak. Yerbilim zamanı. Ayarlamak. Müddet.

 

Have time for : Birini ciddiye almak. İçin zamanı olmak. Bolca boş vakti olmak. İçin yeterince boş vakti olmak. Birine veya birşeye zaman ayırmak.

Hardly have time to breathe : Başını kaşıyacak vakti olmamak. Aşırı meşgul olmak. Çok yoğun olmak.

Hardly to have time to breathe : Çok meşgul olmak. Hiç zamanı olmamak. Nefes bile alacak zamanı olmamak.

Have a baby : Çocuk sahibi olmak. Doğurmak. Bebeği olmak.

İngilizce Have time Türkçe anlamı, Have time eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Have time ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Affords : Satın almaya gücü yetmek. Göze almak. Çıkışmak. Karşılamak (parasal olarak). Gücü yetmek. Maddi gücü yetmek. Parası yetmek. Vermek. Zaman ayırabilmek.

Affording : Maddi gücü yetmek. Satın almaya gücü yetmek. Göze almak. Zaman ayırabilmek. Parası yetmek. Vermek. Bulabilmek. Çıkışmak. Karşılamak (parasal olarak).

Afforded : Gücü yetmek. Bulabilmek. Çıkışmak. Satın almaya gücü yetmek. Karşılamak (parasal olarak). Maddi gücü yetmek. Vermek. Göze almak. Parası yetmek.

Have time synonyms : be in season.