Judging türkçesi Judging nedir

  • Değerlendirmek.
  • Karara varmak.
  • Yargılamak.
  • Değer biçmek.
  • Yargılama.
  • Kanısında olmak.
  • Muhakeme etmek.
  • Karara varma.
  • Hüküm vermek.
  • Anlam çıkarmak.
  • Hakemlik etmek.
  • Tahmin etmek.

Judging ile ilgili cümleler

English: In judging his work, we must take his lack of experience into account.
Turkish: İşini değerlendirirken, onun deneyim eksikliğini de hesaba katmalıyız.

English: Tom has trouble judging distances.
Turkish: Tom'un mesafeleri yargılama sorunu var.

English: No one's judging you.
Turkish: Seni kimse yargılayamaz.

English: Stop judging people by their skin colour.
Turkish: İnsanları derilerinin rengine göre yargılamaya son ver.

English: True artists scorn nothing; they force themselves to understand instead of judging.
Turkish: Gerçek sanatçılar hiçbir şeyi küçümsemez; onlar kendilerini yargılamak yerine anlamak için zorlarlar.

Judging ingilizcede ne demek, Judging nerede nasıl kullanılır?

Judging from : -e dayanarak bakarsak. -den sonuç çıkarırsak. -e göre karara varırsak.

Adjudging : Kararına varmak. Hükmüne varmak. Vermek (ödül vb.). Hüküm giydirmek. Mahkum etmek. Hüküm vermek. Hükmetmek.

Misjudging : Yanlış hüküm vermek. Yanlış anlamak. Yanlış değerlendirmek. Hatalı karar vermek. Yanlış fikir edinmek.

Prejudging : Önyargılı olmak. Önceden hüküm vermek. Önyargıda bulunmak. Ön yargılı olmak. Peşin hüküm vermek. Peşin yargıda bulunmak.

 

Judge : Hakemlik etmek. Değer biçmek. Hüküm vermek. Değerlendirmek. Kanısında olmak. Kılıçoyunu yarışmalarında, başyargıcıya yardımcı olan dört yargıcıdan her biri. Yarış yargıcısı. Hakemlik yapmak. Anlam çıkarmak. Karara varmak.

Judge advocate : Askeri mahkeme savcısı. Askeri adli müşavir. Askeri hakim. Askeri savcı. Askeri hukuk müşaviri. Askeri yargıç.

Judge impeachment court : Yargı suçlama mahkemesi. (japonya'da) diet itham mahkemesi.

Judge of men : İnsan sarrafı.

Judge at the finish : Varış yargıcısı. Koşulara, yürüyüşlere katılan yarışçıların varış sıralarını saptayan yargıcı.

Judge of the peace : Sulh yargıcı. Önyargıç.

İngilizce Judging Türkçe anlamı, Judging eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Judging ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Assesses : Talep etmek (bir miktar para). Değerini biçmek. Para cezası vermek. Değerlendirme yapmak. Değerlendirmeye almak. Hesaplamak. İncelemek. Tayin etmek (para miktarını). Belirlemek.

Avail oneself of : Kendi yararına kullanmak. Kendi çıkarına kullanmak. -den faydalanmak. Yarar sağlamak. Sömürmek. -mek için kullanmak. -den çıkar sağlamak. Yararlanmak.

Adjudicates : Kararına varmak. Kararlaştırmak. Yargıcılık yapmak. Hükme bağlamak. Hükmüne varmak. İhale etmek. Halletmek. Karar vermek.

Commentate : Yorumlamak. Yorum yapmak. Bir şeyi anlatmak. Nakletmek. (maç vb) anlatmak. Anlatmak.

Argument : Düşünme. Münakaşa. Tartışma. Değiştirgen. İddia. Düşünce. Bir tiyatro yapıtının baş tarafına yazılan oyun özeti bk. baş özet; inandırıcı söz, sahne. Bilgisayar, fizik, tiyatro alanlarında kullanılır. Görüş. Delil.

 

Appraising : Fiyat saptamak. Fiyat saptayan. Değer biçen. Değer biçme. Fiyat saptama.

Determines : Karara bağlanmak. Sabitleştirmek. Belirlemek. Saptamak. Kararlaştırmak. Neden olmak.

Come to a decision : Adını koymak.

Gauge : Ölçü. Kalibre. Tartmak. Hacim. Ölçüp biçmek. Ayarını hesaplamak. Kriter. Basınç, sıcaklık, akışkan düzeyi, aralık gibi nicelikler ölçen özel aygıt.

Estimates : Hesaplar. Ölçüler. Takdir etmek. Kestirmek. Hesaplamalar. Biçmek.

Judging synonyms : be of the opinion that, umpired, reconsider, get a grip on, refereed, inferred, hearsing, prejudgment, anticipates, commented, approximated, approximates, adjudicate, adjudge, appreciated, daresay, calculate, adjudging, comments, decision making, try, arrive at a decision, judgment, make sense out of, reasoned, affeer, appraise, bring under control, umping, conjecture, argumentation, augurate, determine.