Meclis nedir, Meclis ne demek

Meclis; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • Bir konuyu konuşmak veya görüşmek için yapılmış olan toplantı
  • Bir konuyu konuşmak veya görüşmek için bir araya gelmiş kimseler topluluğu.
  • Dostlar toplantısı.
  • Bu toplantının yapıldığı yer, şûra.

"Meclis" ile ilgili cümleler

  • "Meclisi aranan, hoşsohbet, coşkulu, şair ruhlu bir insandı." - H. Taner
  • "Yemekten sonra meclis gruplara ayrılmıştı." - P. Safa

Tiyatro'daki terim anlamı:

Bir oyunun içinde -kişilerin sahneye girişleri ve çıkışlarıyla bölümcük adını alan- en küçük parça. Bölümcük. Kesim.

Meclis hakkında bilgiler

Parlamento, isim kökeni İtalyanca olup yasama gücüne ve yetkisine sahip meclis veya meclislerdir.

"Konuşmak" anlamına gelen İtalyanca "parlare" eyleminden türemiş bir sözcük olup, "konuşulan yer" anlamına gelmektedir.

İngiltere'de krallar, devletin işlerini görüşmek ve özellikle yeni bir vergi koymak istedikleri zaman, devlet erkanından başka, halk tarafından da mebuslar seçilmesini emreder ve bunları bir meclis halinde toplardı. Meseleler görüşüldükten sonra, karar meclisi dağılırdı. Memleketin dört bir köşesinden gelen mebuslar, mebusluk hakkını kaybederek evlerine dönerlerdi. Kral tekrar bir istişarede bulunmak isterse yeniden seçimler yapılır ve yeni bir meclis meydana getirilirdi. Böylece bir sene içinde üç defa seçim yapılır, üç yeni meclisin toplandığı görülürdü. Meclisin belli bir zamanı ve müddeti yoktu. Esasen bu meclis tamamiyle ihtisasi mahiyette bir meclisti. Sonradan bu usul değiştirilmiş ve daha pratik bir usul konulmuş. Neticede, seçilen milletvekillerinin üç dört sene gibi daha uzun bir zaman vazifede kalmaları ve parlamento adı verilen bir meclis meydana getirmeleri sağlanmıştır. Daha sonra parlamenter rejim İngiltere'de yerleştikten sonra, parlamento bu rejimin unsurlarından biri haline gelmiştir.

 

İngiltere'de parlamento iki meclislidir. Bunlardan biri zengin ve soyluların meydana getirdiği Lordlar Kamarası, diğeri ise halkın temsilcilerinden meydana gelen Avam Kamarasıdır. On üçüncü yüzyılın başlarında İngiltere'de Lordlar Kamarası daha ağır basıyordu. Sonraları, Lordlar Kamarasının parlamentodaki gücü zayıfladı. Avam Kamarası daha güçlü hale geldi.

Meclis ile ilgili Cümleler

  • Meclis dış yardım bütçesini kesti.
  • Türkiye, Avrupa Birliği (AB) üyeliği sürecinde çok önemli reform paketlerini Meclis' ten geçirdi.
  • NPD'nin Eyalet meclisine girmesi muhtemeldir.
  • Meclis geçen hafta yeni yasayı onayladı.
  • Elbette söz meclisten dışarı.
  • Meclis salı günü toplanacak.
  • Ben de, bir belediye meclisi üyesiyim.
  • Meclis gelecek pazartesi günü açılacak.
  • O bir meclis üyesi seçildi.
  • Jale her zaman sol eğilimli olmuştur, ama o Sol Parti için mecliste bir koltuğa sahip olduğundan beri, o, ​​radikal kapitalizm eleştirisi ile bir medya yıldızı oldu.
  • Meclis otuz üç kez oylama yaptı.
  • Meclis şimdi oturumda.
  • O meclis üyesi senin verdiğim karar yüzünden öldü.
  • Meclis oturumu iptal edildi.
 

Meclis anlamı, tanımı:

Görüşmek : Dostluk, ahbaplık etmek. Buluşup konuşmak, konuşup sohbet etmek. Bir iş, bir konu üzerinde karşılıklı görüş ileri sürmek, müzakere etmek.

Meclis kurmak : Birkaç kişi konuşmak veya eğlenmek için toplanmak.

Meclis araştırması : Belli bir konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinde bilgi edinmek için yapılmış olan inceleme.

Aile meclisi : Aile bireylerinin ortak görüşlerini belirleyen ve yerine getiren heyet.

Belediye meclisi : Belediye tüzel kişiliğine tanınan yetkileri kendinde toplayan organ.

Danışma meclisi : 1982 Anayasasını hazırlayan ve Kurucu Meclisi oluşturan organlardan biri.

İdare meclisi : Yönetim kurulu.

İhtiyar meclisi : İhtiyar heyeti.

Köy ihtiyar meclisi : Köy ihtiyar heyeti.

Millet meclisi : Milletvekillerinin oluşturduğu kurul. Bu kurulun toplandığı yapı.

Rakı meclisi : Rakı veya başka içki içilip yemekler, mezeler yiyerek vakit geçirilen, çalınıp söylenerek eğlenilen toplantı, rakı âlemi.

Yasama meclisi : Parlamento.

Meclisara : Güzel konuşan, kendini toplantılarda konuşmasıyla sevdiren (kimse).

Sözüm meclisten dışarı : Konuşma arasında çirkin veya uygunsuz bir söz kullanmak gerektiğinde o sözden orada bulunanların alınmamasını belirtmek için söylenen bir söz.

Konuşmak : Geçerli olmak, etkin olmak. Flört etmek. Söylev vermek, konuşma yapmak. Bir konuda karşılıklı söz etmek, sohbet etmek. Bir dilin kelimeleriyle düşüncesini sözlü olarak anlatmak. Gizli bir şeyi açığa vurmak, ele vermek. Konuşma dili olarak kullanmak. İlişki kurmak veya ilişkiyi sürdürmek. Belli bir konudan söz etmek. Düşüncesini herhangi bir araç kullanarak anlatmak. Oyuncak, hayvan vb. konuşmaya benzeyen birtakım sesler çıkarmak. Becermek, uzman gibi yapabilmek. Şık ve zarif görünmek. Dargın bulunmamak.

Toplantı : Toplanma, bir araya gelme, kabarıklık oluşturma. Birden çok kimsenin belirli amaçlarla bir araya gelmesi, içtima. Bir meclisin bir yıl içindeki birleşimlerinin her biri.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Toplu : Topu olan. Hepsi bir arada bulunan, toplanmış. Topunu, tamamını, bütününü içine alan. Bir arada, bütün, kombine. Vücutça dolgun. Düzenlenmiş, dağınık olmayan.

Dost : Bir şeye aşırı ilgi duyan, koruyan kimse. Sevilen, güvenilen, yakın arkadaş, gönüldaş, iyi anlaşılan kimse, düşman karşıtı. İyi geçinen, aralarında iyi ilişki bulunan. Erkek veya kadının evlilik dışı ilişki kurduğu kimse, zamazingo. Sahibine sevgi gösteren hayvan.

İsim : Ad. Kişi, insan. Ad.

Köken : Bir şeyin çıktığı, dayandığı temel, biçim, neden veya yer, menşe. Bir malın üretildiği veya yapıldığı, alındığı, getirildiği yer, menşe, orijin. Kavun, karpuz, kabak vb. bitkilerin toprak üstünde yayılan dalları. Tulumbacı hortumlarının uç kısmındaki sarı maden sap. Soy, asıl.

Bu : En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz. Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz.

Yer : Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Önem. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Görev, makam. Ülke. Yerküre. Gezinilen, ayakla basılan taban. İz. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Durum, konum, vaziyet. Durum, konum.

Şura : Bu kumaştan yapılan. Yumuşak ince bir tür ipekli kumaş.

Diğer dillerde Meclis anlamı nedir?

İngilizce'de Meclis ne demek? : adj. parliamentary, parliamentarian

n. assembly, council, board, gathering, assemblage, Congress, convocation, diet, divan, house, parliament, majlis

Fransızca'da Meclis : assemblée [la], chambre [la], chapitre [le], conseil [le]

Almanca'da Meclis : n. Assemblee, Bundestag, Haus, Nationalrat

Rusça'da Meclis : n. меджлис (M), парламент (M), палата (F), собрание (N), совет (M), общество (N), компания (F)

adj. парламентский