Mouths türkçesi Mouths nedir

  • Dudak bükmek.
  • Tane tane söylemek.
  • Geme alıştırmak.

Mouths ile ilgili cümleler

English: I have six mouths to feed.
Turkish: Besleyecek altı nüfusum var.

English: They had better have kept their mouths shut.
Turkish: Ağızlarını kapalı tutsalardı iyi olurdu.

English: Out of the mouths of babes.
Turkish: Büyümüş de küçülmüş.

English: Why do women open their mouths when making up eyes?
Turkish: Neden kadınlar gözlerine makyaj yaparken ağızlarını açıyor?

English: If we were supposed to talk more than listen, we would have been given two mouths and one ear.
Turkish: Eğer dinlemekten çok konuşmamız gerekseydi, iki ağzımız bir kulağımız olurdu.

Mouths ingilizcede ne demek, Mouths nerede nasıl kullanılır?

Have many mouths to feed : Çok insanın geçiminden sorumlu olmak (genellikle çok çocuklu aileler). Doyuracak çok boğaz olmak.

Flute mouths : Hortum ağızlıgiller. Balıklar (pisces) sınıfının, kemikli balıklar (teleostei) takımının, geri kemikli omuzlular (catosteomi) alt takımından, vücutları ince, uzun, ağızları boni biçiminde, atlantik ve hint okyanuslarında yaşayan türleri olan bir familya.

Make mouths : Surat ekşitmek. Surat etmek.

Badmouths : Yerden yere vurmak (argo terim). Sövüp saymak. Biri için kötü konuşmak. Yerden yere vurmak. Şiddetle eleştirmek.

 

Bigmouths : Ağzı kalabalık kimse (argo terim). Farfara.

Mouth to mouth respiration : Ağız ağıza solunum yöntemi. Ağız ağıza solunum.

Vermouths : Vermut.

Mouth cavity : Ağız boşluğu.

Mouth part : Ağız parçası.

Mouth watering : Nefis. Ağız sulandırıcı.

İngilizce Mouths Türkçe anlamı, Mouths eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Mouths ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Hole : Coğrafya, fizik alanlarında kullanılır. Kazmak. İn. Zor durum. Deşik. Delmek. Bir yarıiletkenin buzsul örgüsünde bir eksicik yerinin boş kalması; örgüden başka eksiliklerin; buyeri doldurması bir akım oluşmasına eşdeğerdir. Delik. Delik açmak. Kodes.

Oral cavity : Ağız içindeki boşluk. Ağız boşluğu. Oral boşluk. Ağıziçi boşluğu.

Pouting : Somurtma. Dudak bükme. Surat asmak. Darılmak. Somurtmak. Surat etmek. Hafifçe dudak bükmek. Surat asma. Mezgit türünden bir balık.

Tongue : Dil. Zıvana dili. Lisan. Ahşap geçmenin çıkıntılı kısmı. Erkek parça. Konuşma. Söz. Konuşmak. Dil vuruşu yapmak (çalgı). Ayakkabı dili.

Mouth : Dırdır etmek. Giriş yeri. Sürekli aynı şeyleri söylemek. Boğaz. Dudaklarını kıpırdatmak. Kavşak. Söylemek.

Scoff : Maskara etmek. Gülmek. Dalga geçmek. Kıtıra almak. Yemek. Eğlenmek. Hapır hupur yemek. Alay etmek. Oburca yemek.

Clapper : Alkışçı. Kaynana zırıltısı (argo terim). Klaket. Bazı tecimsel tiyatrolarda, oynanan oyunu seyirciye onaylatmakta etkili olmak için parayla tutulan kişi. bk. şakşakçı. Oyunun alkışlanacak yerlerinde çekimser seyirciye önayak olup onun da alkışlanmasını sağlamak ereğiyle tutulmuş alkışçı. Dil. Çan tokmağı. Çan dili. Kaynana zırıltısı.

 

Schoolchild : Öğrenci olan çocuk. Okul çocuğu. Okula devam eden çocuk.

Cakehole : (ingiliz argosu) ağız.

Teeth : Sert yüzey (kağıt vb.). Tırnak. Tırtık. Pütür. Dişler. Diş şekilli işleyici organ. Sevme (yemek). Diş çıkarmak. Diş. Damak zevki.

Mouths synonyms : rima oris, juvenile person, oral fissure, young person, school age child, younker, dentition, buccal cavity, gingiva, juvenile, blade, slip, pouted, articulating, roof of the mouth, be displeased with, articulates, sneered, gob, gum, hobbledehoy, pout, scoffs, glossa, articulate, spring chicken, pupil, make a face, sneers, maw, rima, trap, yap.

Mouths zıt anlamlı kelimeler, Mouths kelime anlamı

Adult : Organizmaların eşeysel olgunluğa erişmiş olması; eşey organlarında eşey hücrelerinin olgunlaşarak çalışmaya başlaması. Yetişkin kişi. Er kişi. Normal olarak seyahat hizmetlerine tam ücret ödemesi gereken kişi. Oluşmuş, gelişimini tamamlamış. bir böceğin olgun, seksüel olarak etkin, genellikle kanatlı son gelişim evresi. Yetişkin. Bedensel, ruhsal ve duygusal bakımdan olgunluğa erişmiş olan kimse. yasaların belirttiği belli bir yaşı aşmış olup toplumsal sorumluluklarını bilme durumunda olan genç insan. Büyümüş. Reşit. Ergin.

Northern : Kuzeye ait. Kuzeyli. Kuzeyde meydana gelen veya yaşayan. Kuzey. Kuzeyden gelen.