Gülmek nedir, Gülmek ne demek

  • İnsan, hoşuna veya tuhafına giden olaylar, durumlar karşısında, genel olarak sesli bir biçimde duygusunu açığa vurmak.
  • Mutlu, sevinçli zaman geçirmek, eğlenmek, hoşça vakit geçirmek.
  • Biriyle alay etmek

"Gülmek" ile ilgili cümle örnekleri

  • "O ne söylese sinirli sinirli ve tabii olmayan gülüşü ile gülüyordu." - H. E. Adıvar

Gülmek anlamı, tanımı:

Gülerim : Yersiz görülen bir düşünceye karşı hafifseme olarak söylenen bir söz.

Gülerken ısırmak : İyilik yapar görünüp kötülük yapmak.

Gülmekten kırılmak : Aşırı derecede gülmek.

Gülüp geçmek : Umursamamak, aldırış etmemek, üzerinde durmamak.

Gülüp oynamak : Neşeli, sevinçli, keyifli, güzel vakit geçirmek.

Güle güle : "Üzüntüsüz bir hayat sürerek, gönül ferahlığı ile (giy, otur, kullan, büyüt vb.)" anlamlarında bir iyi dilek sözü. Gülerek. Vedalaşma sırasında kalanın söylediği söz, devletle.

Güle oynaya : Sevinerek, neşe ile.

Yüze gülücü : İkiyüzlü, riyakâr.

Gülme : Gülmek işi. Kahkaha.

Ağzını bırakıp kıçıyla gülmek : Alay ederek karşısındakine gülmek.

Bir göz gülmek : Hem gülüp hem ağlamak.

Bıyık altından gülmek : Birinin durumuna belli etmemeye çalışarak gülümsemek.

Gevrek gevrek gülmek : Neşeli ve kendine güvenli biçimde gülmek. kendine güvenip karşısındakini küçümsemek.

 

Gözlerinin içi gülmek : Çok sevindiği yüzünden, gözlerinden belli olmak.

İçin için gülmek : Belli etmeden, gizli gizli gülmek.

İçinden gülmek : Sezdirmeden eğlenmek.

Kakır kakır gülmek : Sesli ve sürekli gülmek.

Katıla katıla gülmek : Aşırı derecede gülmek.

Pis pis gülmek : Başkalarını kızdıracak, sinirlendirecek biçimde gülmek.

Sakalına gülmek : Ciddi gibi görünen sözlerle alay etmek.

Yüze gülmek : Sevimli, alımlı görünmek. yalandan dost görünmek.

Yüzü gülmek : Temiz, tertipli duruma gelmek. sevinci yüzünden belli olmak. feraha kavuşmak.

Yüzüne gülmek : Dostluk göstermek, ilgi göstermek, alakalanmak. dostmuş gibi görünmek. temizliği, yeniliği dolayısıyla ferahlık vermek.

İnsan : Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse). Âdemoğlu, âdem evladı. Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı.

Tuhaf : Gülünç. Güldürücü. Şaşılan bir şey karşısında söylenen söz. Acayip. Şaşılacak, garip. Anlaşılmaz.

Olay : Önemli tarihsel olgu, fenomen. Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka.

Durum : Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Duruş biçimi, konum, tavır.

Genel : Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan. Yetkisi ve sorumluluğu çok olan. Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi. Bir genelleme sonucunda elde edilen. Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne).

 

Biçim : Herhangi bir şeyin benzeri. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Biçme işi. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Tarz.

Duygu : Duyularla algılama, his. Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği. Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim. Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik. Önsezi.

Alay : Bir kimsenin, bir şeyin, bir durumun, gülünç, kusurlu, eksik vb. yönlerini küçümseyerek eğlence konusu yapma. Bayram, cenaze vb. törenlerde sıralı olarak giden insan topluluğu, kortej. Genellikle üç tabur ve bunlara bağlı birliklerden oluşan asker topluluğu. Hayvan topluluğu. Herhangi bir törende veya gösteride yer alan topluluk.

Etmek : Eşit değer kazanmak. Demek, söylemek. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Bir işi yapmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Bulmak, erişmek. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Kötülükte bulunmak. Herhangi bir değerde olmak.

Gülmekten kırılmak : aşırı derecede gülmek. İlgili cümle: "“Ahali gülmekten kırılıyordu.”" R. N. Güntekin.

Gülmek ile ilgili Cümleler

  • Canım çok gülmek istemiyor.
  • Gülmekten ölüyorum.
  • Tom'un muz kabuğunda kaydığını gördüklerinde odadaki herkesin gülmekten gözleri yaşardı.
  • Bu, gülmek için önemlidir.
  • Gülmek beni mutlu eder.
  • Ali gülmekten kırıldı.
  • Bu video beni gülmekten kopardı.
  • Shay David'in anlattığı fıkrayı duyduğunda gülmekten kırıldı.
  • Ben gülmek istedim.
  • Gülmek yeter!
  • Gülmekten kırıldılar.
  • Gülmekten katılıyorum.

Diğer dillerde Gülmek anlamı nedir?

İngilizce'de Gülmek ne demek? : v. laugh, laugh at, smile, smile on

Fransızca'da Gülmek : rigoler, rire; se moquer de, railler; être content

Almanca'da Gülmek : v. belachen, lachen, scherzen, verlachen

Rusça'da Gülmek : v. смеяться, засмеяться, посмеяться, насмеяться